Etiket: vatan

O Bizim Akif Dedemiz
O Bizim Akif Dedemiz

O, iyi bir babaydı.
Bir gün, arkadaşı ile birbirlerine şöyle söz verdikleri anlatılır;
“Eğer ikimizden biri ölürse, hayatta kalan, ölen kişinin çocuklarını da evlat edinecek ve onlara babalık yapacak.”
Mehmet Akif’in arkadaşı vefat ediyor ve tüm yokluklara rağmen onun 3 çocuğunu kendi 5 evladıyla birlikte aynı şefkatle büyütüyor. Böyle bir babaydı.
O, iyi bir dosttu.
Veterinerlik yaptığı yıllarda kendinden üst bir pozisyonda çalışan arkadaşının haksız bir şekilde görevden alındığında hiç düşünmeden istifasını vermişti.
Bunu neden yaptığı sorulunca da “Arkadaşıma yapılan haksızlık bana yapılmış demektir.” diye cevap vererek 20 yıllık memuriyet hayatını bitirmişti… Böylesi dümdüz ve bükülmez bir bileği vardı.
O, iyi bir sporcuydu.
Gençliğinde deniz yarışında, yaya koşularında, atlama müsabakalarını hep birincilikle bitirirdi. Saatlerce kürek çeker, Boğaz’ı yüzerek geçerdi. İyi taş atardı. Ankara’da bulunduğu zamanlarda teftiş günlerini bu gibi idmanlarla geçirirdi. O vakit bile
kendinden daha genç bazı arkadaşlarına üstün gelirdi. Değirmen arkının en geniş yerlerinde öyle bir atlayışı vardı ki, insan
heyecandan bakamazdı.
Aynı zamanda iyi bir güreşçiydi.
O, iyi bir vatanperverdi. Milli Mücadele yıllarında ülkeyi karış karış dolaşarak vaazlar verdi. Milletin hislerine tercüman oldu.
Dahası, İstiklal Marşı’nı yazarak “Bu ülkeye bir daha istiklal marşı yazdırmasın” diye dua etti. Yarışma sonrası ona verilmek istenen 500 lirayı da kabul etmemiş, “Ben istiklal Marşı’nı parayla yazmam” demişti. Ödül olarak verilen parayı kabul etmeyerek, dul kadınlara ve yetim çocuklara yardım amaçlı kurulan bir vakfa bağışladı.
O Milli Şairimiz; Mehmet Akif Ersoy’dan başkası değildi.
Çocukları çok severdi. Onlardan geleceğe dair çok beklentisi vardı.
Hatta Fatih’te gördüğü bir parkta bir çocuk için şu satırları yazmıştır:
“Ya şu oğlan; şu tostopaç afacan
Ki fezâlar gelir sürûruna dar;
Taşıyor sanki sığmıyor kabına…
Kendisinden büyük de bayrağı var!”
Bir de kız çocuğu için yazdığı şiiri hatırlatalım:
“Beyaz entârisiyle kar gibi kız,
Sanki Cennet’ten inme zâde-i hûr;”
Çocukları seven Milli şairimiz Mehmet Akif Dede’yi rahmetle anıyoruz.

Çelebi, Yavru Vatanda
Çelebi, Yavru Vatanda

Hey Topar, hazır mısın? Evet, bugün nereye gidiyoruz? Neden başını sallıyorsun, hatırlamadın mı yoksa?
Hani sana dün gece söylemiştim ya; bugün yavru vatan Kıbrıs’a gideceğiz.
Defteri, cep telefonumu hazırladım. Sen de hazır mısın?
Güzel. O halde haydi yolculuğumuza başlayalım. Tabii ki Kıbrıs’a gitmek için yine balonumuzla uçacağız Topar. O ne? Ağzında kemik mi var? Ha, demek ki yolculuk için yolluğunu da hazırlamış oldun. Hep mideni düşünüyorsun.
Neyse, atla bakalım gidiyoruz. Yolcu yolunda gerek. Sevgili arkadaşlar, İstanbul’dan Kıbrıs’a gitmek için tam 1048 km. yol kat etmek gerekiyor. Bizim gideceğimiz yer Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti veya Kuzey Kıbrıs. Akdeniz’de bulunan en büyük üçüncü ada… Bizim topraklarımızın 65 kilometre güneyindeki Kıbrıs adasının kuzey kısmında yer alan bağımsız bir devlet.

Aslında Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında, Akdeniz’de birçok ada fethedilmiş, bu deniz tamamen Osmanlı’nın
hakimiyeti altına girmişti. Fakat sadece Kıbrıs adası kalmıştı.

Kanuni Kıbrıs’ı hedefine koymuş, ancak ömrü yetmemiş. Oğlu 2. Selim tahta oturduğunda İtalyanlardan bu adanın verilmesini emretmiş. İtalyanlar reddedince, hemen sefer hazırlıklarına başlanmış. Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, üç ayrı filo halinde İstanbul’dan ayrılarak önce Limasol Kalesini zapt ediyor. Daha sonra Lefkoşe, ardından Magosa…

Böylelikle zaferler ayının daha ilk günü olan 1 Ağustos’ta Kıbrıs fethedilerek, huzur-güven ve barış adası haline getiriliyor. 20 Temmuz 1974′ de Türkiye Cumhuriyeti Garanti anlaşmasının 4. maddesine dayalı olarak Rumların zulmüne karşı, adaya müdahalede bulundu ve 1975’de Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edildi. İklim olarak, adada Akdeniz esintisi hakimdir. Yazlar uzun ve kurak kışlar kısa ve yağışlıdır.

Tipik Akdeniz iklimlerinde görülen yağış ortalamasının altındadır. Nadiren Girne sıra dağlarına kısa sürede eriyen kar düşmektedir. Evet, Topar ne demişler, “Seyahat et, sıhhat bul.” Biz de bu yolculuğumuzda çok şey öğrendik. Şimdi doğruca eve gidiyoruz.

İnci Karaman