İstanbul Fethinin Üç Günü

Arkadaşlar, birlikte biraz tarih yapraklarını karıştırmaya ne dersiniz?
İstanbul’un fethinden ve genç Fatih’ten söz edelim. Biliyorsunuz, Müslümanların İstanbul’u
fetih istekleri çok erken tarihlerde başlamış.
Birçok tarihi kaynaklar, Emevilerle Abbasilerin 655-785 tarihleri arasında İstanbul’a
beş kez sefer düzenlediklerini, Osmanlıların ise İstanbul’u tam yedi kere şehri kuşattıktan
sonra fethettiğini yazmaktadır.
Fatih Sultan Mehmed, şehri fethettikten sonra doğruca Ayasofya’ya gitmiş ve burayı
camiye çevirmiştir.
Osmanlı döneminde gelenek olarak devam eden ve asırlardır uygulanan bir kural vardı:
Eğer bir ülke fethedilirse, ordu içeriye girip önce burçlara bayrak çeker, sonra da surların
üstünde ezan okurdu. Ve şehrin en büyük kilisesi derhal camiye çevrilirken ilk Cuma
namazı bu camide kılınırdı. Hele bu şehir Peygamberimizin(asm) övgüsüne muhatap olmuş İstanbul ise… O çok daha büyük bir öneme sahipti. Böylelikle büyük Ayasofya kilisesi camiye çevrilerek İstanbul’un fethi taçlanmıştı.

AYASOFYA’DA İLK ŞÜKÜR SECDESİ
Fatih Ayasofya’ya girince ilk iş olarak şükür secdesine kapanmış, iki rekât namaz kılmış, ilk ezanın da bu sırada okunmasını sağlamıştır.
Fatih’in emriyle Cuma gününden evvel Ayasofya’daki tasvirlerle heykeller ve ikonlar kaldırılıp, kıble tarafına mihrab yapılır ve minber konulur.
Bu arada üç gün zarfında bir de tahtadan minare yapılmıştı.

AYASOFYA’DA İLK CUMA NAMAZI
Böylelikle fethin üçüncü günü olan Cuma günü Fatih, Ayasofya’ya gelip ilk Cuma namazını askerleriyle beraber kılmıştır. İmamete İstanbul’un fethinin manevî mimarı ve genç Fatih’in hocası Akşemseddin geçmiş, Fatih namına hutbeyi de okumuştur.
Bu hutbe Osmanlılar içinde okunan hutbelerin belki de en sevinçlisi, en büyük şan ve şerefe sahip olanı idi. Çünkü o güne kadar
sekiz buçuk asırdan beri bütün Müslümanların ulaşmayı şiddetle arzu ettikleri bir fethin Cenab-ı Hak tarafından Osmanlı padişahına ve onun halkına verildiğini ilan etmekteydi.

“O, NE GÜZEL KOMUTAN, NE GÜZEL ASKER”
Hz. Peygamber Efendimiz’in (asm) “Ne güzel komutan ve ne güzel asker” övgüsüne mazhar olmuştu. İstanbul’un fethi sonrası şehirde bulunan yüzden fazla kilise ve manastır cami ve mescit haline getirilmiş, birçoğu da medrese yapılarak ilim ehline verilmişti.
Tarihçiler tarafından “Dünyanın 8. harikası” olarak nitelendirilen, özellikle Osmanlı döneminde yapılan çalışmalarla ve Mimar Sinan’ın eklediği minarelerle güçlendirilen Ayasofya, günümüze kadar varlığını sürdürebildi. Duamız o ki: Ayasofya tekrar cami olarak açılsın ve biz Müslümanların hizmetine tekrar sunulsun… Amin!

(Kaynak: İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. 1, s. 260)

 

Yorum Yaz