Şimdi yapraklara bak!
Mevsim sonbahar, hava serince, bulutlar rahmet yüklüydü.
Sabah uyanınca pencereden dışarıya bakan Arif, mis gibi sonbahar havasını içine çekti.
– Ohhh, maşaallah, ne güzel yaa! Ciğerlerim bayram etti.
Bulunduğu yer, bir yayla köyüydü. Ailecek misafirliğe gelmişlerdi. Orman tam da karşısındaydı.
Kahvaltıdan sonra hep birlikte ormanda gezintiye çıktılar.
Mevsim güz olunca, yeşil kalan bazı yaprakların yanında, solmuş, sararmış olanları da vardı. Sarı, kahverengi, turuncu arasında değişiyordu renkleri. Gözlere bayram ettiren bir renk cümbüşüydü sanki şahit oldukları.
Arif, misafir oldukları evin genci Mustafa ile hemencecik kaynaşmıştı bile. Ormandaki harika manzara karşısında duygularını ilk ona açtı.

– Mustafa, sen de fark ettin mi?
– Neyi Arif?
Mustafa’nın da soruyla karşılık vermesi, Arif’in aklına bir an için onun bu kadar güzelliği fark etmemiş olabileceğini getirse de, buralarda oturduğu için hemen her gün bu güzellikleri doyasıya yaşadığını düşünerek “Alışıktır herhalde!” diye geçirdi içinden.
– Biliyorum, sen belki de her gün görüyorsun bunları. Onun için alışmış olabilirsin. Ama biz şehirde yaşadığımızdan bu sanat harikalarını görmekten çoğu zaman mahrum kalıyoruz.
Mustafa’nın merakı daha da artmıştı.
– Sanat harikaları mı? Ne diyorsun sen Arif? Hangi sanat harikaları? Neden bahsediyorsun, anlamadım gerçekten.
Eliyle ormana doğru işaret etti Arif.
– “Bak” dedi, “Şu ormana, şu ağaçlara, şu yapraklara bir bak hele. Sonra bana söyle bakalım. Bunlar sanat harikası değil de nedir?”
Mustafa, ormanı ve yaprakları dikkatlice süzdü. Yeşilden sarıya, kahverengiden turuncuya… Ne de çok renk vardı.
– Hiç böyle düşünmemiştim Arif. Doğru söylüyorsun. Ne kadar güzel bir manzara değil mi?
– Evet, manzara çok güzel. Ama “Ne kadar güzel!” diyerek çirkinleştirmeyelim istersen.
– Nasıl yani? “Güzel” diyorum, “Çirkinleştiriyorsun” diyorsun. Anlamadım.
– O renk renk yaprakları görüp de sadece “Ne güzel” demek yetmiyor be Mustafa!
– Ya ne demek lazım Arif?
– “Ne güzel yaratılmış!” demek lazım.
– Hımm, şimdi anladım kardeşim. Sanatı görüp Sanatkârı hatırlamamak olmaz diyorsun yani.
– Aynen öyle.
– Haklısın Arif. “Ne güzel” değil, “Ne güzel yaratılmış” diyelim. Sanatkârı hatırlayıp Ona şükredelim.
O sırada pat diye bir yaprak düştü önlerine. Havadan süzülüp gelen bir yapraktı bu. Solmuş, sararmış, adeta güneşte kavrulmuş da kızarmış, koyu turuncu renkteydi. Arif ve Mustafa farklı duygular içinde birbirlerine bakakaldılar o an. Sanki Yüce Yaradandan özel bir hediye gelmişti. Daha yeni Onu düşünmüşlerdi çünkü.
İkisi de çömelip, dalından henüz kopan bu yaprağın üzerindeki desenleri, o muhteşem renk geçişlerini seyre daldılar. Göz göze geldiklerinde ise, aynı anda aynı sözü söyleyince şaşırıp gülüştüler. Çünkü o an yürekleri de, dilleri de tek bir ifadede birleşmişti:
“Maşaallah! Ne güzel yaratılmış!”
Dergimize abone olmak için tıklayın! 







İlk yorum yapan olun