Okumayı Sevmiyorum!
Dedesi gazete okurken Mert bir anda:
— Ben okumayı sevmiyorum. Çok sıkıcı! — dedi.
Dedesi gazetesini indirip gözlüğünü çıkararak:
— Neden? — diye sordu.
— Çünkü okumak çok zor. Sayfalarca yazı var. Bir de öğretmen, “Dikkatli okuyun.” diyor. Ben neyi, nasıl okuyacağımı şaşırıyorum.
Dedesi gülümsedi.
— Peki, sana bir soru sorayım. Sen hiç ağacı okudun mu?

Mert şaşırdı.
— Ağacı mı? Ağaç okunur mu?
— Sen söyle.
Mert bahçedeki çınar ağacına baktı.
— Ağaca bakılır.
Dedesi başını salladı.
— Peki, ağacın üzerindeki yapraklara, dallara ve meyvelere hiç dikkat ettin mi?
— Ettim.
— O hâlde sen ağacı sadece görmemiş, biraz da okumuşsun.
Mert’in merakı arttı.
— Ama ben hiçbir harf görmedim ki!
— Her okuma harflerle olmaz, — dedi dedesi. — Kitap okunur. İnsan okunur. Tarih okunur. Bir olaydan ders çıkarılır. Gökyüzüne bakılır, yıldızların düzeni düşünülür. Kâinatın nasıl bir düzen içinde yaratıldığı okunur.
Mert sessizce gökyüzüne baktı. O sırada bahçedeki serçe, çiçeklerin arasından uçup bir dala kondu.
Dedesi:
— Şu serçeyi de okuyabilir misin? — diye sordu.
Mert biraz düşündü.
— Karnı acıkınca yiyecek aradığını… Yuvasına dönmesi gerektiğini… Kanatlarının uçmak için yaratıldığını…
Dedesi gülümsedi.
— İşte okumak biraz da budur.
Mert’in gözleri parladı.
— Yani okumak, gördüğümüz şeylerin bize ne anlattığını düşünmek mi?
— Evet. Fakat bunun için dikkatli bakmak, merak etmek ve düşünmek gerekir.
Mert tekrar kitabını eline aldı.
— O zaman ben kitabı da böyle okuyacağım. Sadece harfleri değil, anlattıklarını da anlamaya çalışacağım. Aslında okumak pek de sıkıcı değilmiş.
Dedesi:
— Tabii ki sıkıcı değil. Okumak, gözün satırlarda dolaşması değildir. Akıl anlamaya, kalp de ders almaya çalışmalıdır.
Dergimize abone olmak için tıklayın!








İlk yorum yapan olun