(5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası)
ÇEVRE BİLİNCİ; İMAN VE AHLAKIN GEREĞİDİR
Hani derler ya; aslan yattığı yerden belli olur. Bir insanın nasıl yaşadığı çevresinden belli olur.
Çevremizi bir tüketim nesnesi değil, Allah’ın bize emaneti ve ayetlerinin bir yansıması olarak
görmeliyiz.
Nasıl mı?
Mesela dinimiz bize emanete sahip çıkmamızı, dengeli yaşamamızı ve israftan kaçınmamızı
emreder. İşte bu da bize fıtri olarak çevre ahlakı anlayışını sunar.
Madem insan olarak yeryüzünün hakimi değil, halifesi konumundayız ve doğal dengeyi
bozmadan tüm canlılara şefkatle yaklaşmakla görevliyiz. O halde biz çevremizi korumakla
ilgili üzerimize düşen ne varsa eksiksiz yerine getirmeliyiz.
*
O halde temel ilkelere şöyle bir göz atalım:
Emanet: Bizler çevremizi sınırlarımız içinde bir emanet olarak alır, korur ve temiz tutarak bir
sonraki nesillere aktarmakla yükümlüyüz.
Denge: Yaratılan her şey Allah’ın birliğinin delili olduğu gibi kusursuz bir denge ve
mükemmel bir tasarım ürünüdür. Biz insanlar bu dengeyi düzgün tutmakla mükellefiz.
İsrafa hayır: Doğal kaynakların (su, orman vb.) tüketiminde tutumlu olmalı ve israfa girerek
tabiata zarar vermemeli…
İmar ve İhya: Ağaç dikmek, su kaynaklarını korumak ve yeşil alanları artırmak sadaka-i
cariye (kalıcı hayır) sayılır.
*
Dengeyi bozmamak için Rum Süresi’nde (41):
“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.” Ayeti,
ekolojik krizlerin temelinde insanın sorumsuz davranışların yattığını vurgular.
Peygamber Efendimiz; “Kıyametin kopacağını bilseniz dahi elinizdeki fidanı dikiniz”
buyurarak çevre korumaya olan bağlılığımızı en üst düzeye çıkarmıştır.
Sonuç olarak; suyun kirletilmemesi, yollardaki rahatsız edici şeylerin kaldırılması, hayvanlara
eziyet yerine merhamet edilmesi ve su kaynaklarının korunması İslam dinimizin temel çevre
emirleridir.
Yani çevre bilinci sadece teknik bir zorunluluk değil, iman ve ahlakın bir gereği olarak
görülmeli.
Dergimize abone ol
mak için tıklayın!






İlk yorum yapan olun