BİR TEKİR’İN GÖZÜNDEN BAHAR (2026/03)

BİR TEKİR’İN GÖZÜNDEN BAHAR

Selamün aleykümmm sevgili can kardeşler. Ben Boncuk. Geçen ay sizinle tanışmıştık fakat yine de hatırlatmak istedim. Ben, evde insan ailemle yaşayan bir tekirim. Genellikle “Ya Rahîm” zikri çeker, temizlenir, uyur ve oyun oynarım.

 

Oyun oynamak demişken, ben bu sıralar çok mutluyum. Neden mi? Çünkü havalar artık ısınıyor, bahar geliyor da ondan. Aslında her mevsimi çok severim fakat baharı ayrı severim. Çünkü toprak yeşillenmeye, ağaçlar çiçeklenmeye, hava ılımaya başlıyor. Eminim siz de benim gibi ilkbaharı çok seviyorsunuzdur. Ben özellikle evin bahçesinde oynamayı ve keşfetmeyi çok seviyorum.

 

Ve çok merak ediyorum: Her bahar, hiç şaşmadan ağaçların kupkuru dalları nasıl da yaprak verip çiçekleniyor? Kupkuru toprak nasıl renk renk çiçeklerle donatılıyor? Sübhanallah, Rabbim ne kadar da Cemil; her şeyi çok güzel yaratıyor, değil mi?

 

Ben en çok ilkbaharda kelebeklerle oynamayı severim.

 

Bir gün ağacın dalında sallanan beyaz bir ip yumağı gördüm. İlk başta ne olduğunu anlayamadım. Yaklaşık iki hafta o ip yumağı orada durdu. Sonra bir sabah tekrar bahçeye çıktığımda bir de baktım ki ip yumağı yere düşmüş ve ne göreyim, içinden bir şey çıkmışa benziyordu; çünkü içi boştu. Tabii ki çok merak ettim, çünkü ilk defa böyle bir şey görmüştüm.

 

Sonra ne göreyim; beyazlı, pembeli, mor benekli, havada uçuşan çok güzel bir şey vardı. Arı desem değildi; arıların siyah çizgileri olur. Kuş da değildi; kuşlar daha büyük olur. Merakla takip ettim. Bir anda sarı bir çiçeğin üstüne konunca hem tanışmak hem de oynamak için hızlı bir şekilde patilerimle çiçeğin üstünü kapattım. Aslında amacım arkadaşımı korkutmak değildi ama bu hareketimden çok korktu. Bu duruma çok üzüldüm. Daha nazik olmalıydım ve özür diledim.

 

Meğer kovaladığım o güzel canlı bir kelebekmiş. Kelebekle tanıştık. Tabii ilk önce kelebek arkadaşımın gönlünü aldım. İşte o zaman bana nasıl kozayı ördüğünü anlattı.

 

Biliyor musunuz, kelebekler aslında ilk önce tırtıl oluyorlarmış ve kendilerinin etrafına bir koza örüyorlarmış. Hem de arkadaşlar, çok ilginç ama tırtılların elleri yoktur. O kozayı nasıl örüyorlar, hiç merak ettiniz mi?

 

“Çok mucizevi bir olay. Biz bunu ancak Rabbimin kudretiyle yapıyoruz; bize bu ilmi öğreten Rabbim.” dedi kelebek arkadaşım.

 

Ve kozasını ören bir kelebek yaklaşık bir-iki hafta o kozanın içinde kalıyormuş. Siz de tahmin edersiniz ki kozadan muhteşem bir değişimle çıkıyormuş. Biliyor musunuz, kelebek arkadaşım kozadan çıkmadan önce hep orada kalacağını zannediyormuş. İçerisi de zaman geçtikçe bayağı darlaşmış. Vücudu büyümekte ve değişmekteymiş. Burası sanki onun evi değilmiş gibi hissediyormuş. Bir gün gelip kozadan çıkınca anlamış ki orası gelişmesi için bir alanmış. Daha güzel ve olgunlaşması gereken alan… Çünkü çıktığı yeryüzü, hayal bile edemeyeceği kadar güzel yaratılmış.

 

Sanki bir çeşit bahar gibi… Kışın da bütün ağaçlar kuruyor, yapraklarını döküyor; sanki hayat duruyor. Kelebeğin kozanın içine sığamaması ve kozasından çıkması, ilkbaharın gelmesiyle tomurcukların patlayarak çiçek açması gibi. Rabbim, ilkbaharla yeryüzünü güzelleştiriyor. Yani yaprakların kuruması, olgunlaşmak ve güzelleşmek için bir hazırlık.

 

Anlatırken bile çok heyecanlandım. Mrrr… Eminim siz de benim kadar baharın gelişini heyecanla karşıladınız. Ben şimdi hem oyun oynamaya hem de yeni şeyler öğrenmek ve keşfetmek için bahçeye çıkıyorum.

 

Hadi sevgili dostlarım, kendinize iyi bakın. Ve tabii, yeni tanıştığınız canlılara karşı daha merhametli yaklaşın.

 

Bahar ayında merakla yeni şeyler öğrenip bol bol tefekkür edin. Tekrar görüşene kadar Rahîm olan Rabb’ime emanet olun…

 

Yazan: Zehra Nur Yıldız

 

Dergimize abone olMiraçmak için tıklayın!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*