Bir Tekir’in Gözünden Dünya (2026/02)

 

Bir Tekir’in Gözünden Dünya

 

Güneş vuran yumuşak bir koltuğun üstünde uyumuştum. Sıcaklık bütün vücudumu ısıtmıştı. Öyle güzel ısınmışım ki anlatamam. Yerimden hiç kımıldamak istemiyordum ki bir sesle koltuktan fırladım.

“Aaa, o ses de ne?”

“Ezan sesi!”

 

Hava daha kararmamıştı; akşam değildi o zaman. Öğleden sonra uyuduğuma göre vakit ikindi olmalıydı. Artık bu saatten sonra akşama kadar uyumamalıydım. Çünkü Sevgili Peygamberim, “Kim ikindiden sonra uyur da aklına bir noksanlık arız olursa, ancak kendini kınasın.” buyurmuştu.

 

Çok haklısınız, şimdi içinizden diyorsunuzdur:

“Sen kimsin, bize ne anlatıyorsun, Peygamberimizi nereden tanıyorsun?”

 

Hemen konuya atladığım için kusura bakmayın. Konuşmayı çok severim de…

 

Ama kendimi ilk olarak tanıtayım size. Benim ismim Boncuk. Ben bir kediyim ama birçok da lakabım var sayılır. Beni sahiplenen insan ailem bana hep farklı hitaplarla seslenir. Anne insan bana “yavrum” der, baba insan bana “Tekir” der, abla insan bana “bebeğim” der. (Küçükken beni abla insan bulmuş sanırım; ondan hâlâ “bebeğim” diyor.) En çok da abi insanı seviyorum çünkü o bana “aslan parçası” diyor. Bilmem neden ama hoşuma gidiyor. Gerçi aslanlarla da akrabalığımız var; sen de bilirsin ki aslanlar büyük kediler grubuna giriyor.

 

Mrrrr… Bu arada unuttum söylemeyi. Aklına “Sevgili Peygamberimizi nasıl tanıyorsun?” sorusu gelmişti. Ama unutma, Peygamberimiz sadece siz insanlara gönderilmedi ki. O, bütün mahlûkata, yaratılan her canlıya gönderilmiştir. Ve her canlı O’nu tanır.

 

Bir Tekir'in Gözünden Dünya

Bugün size bir ev kedisinin neler yaptığından bahsedeceğim. Sabah gün doğmadan anne ve baba insanın üstünde zıplar, miyavlar, bütün evi sabah namazına kaldırırım. Çünkü bütün canlılar için en bereketli zaman sabahtır.

 

Henüz hiçbir kuş ile tanışmadım ama (beni görünce kaçıyorlar çünkü) sabahları pencereden dışarıyı seyrederken fark ettim: Yuvalarından uçarak rızık aramaya çıkıyorlar. Biz hayvanlar sabahları uyanık olup rızkımızı ararken, yaratılanların en kıymetlisi olan insan uyuyarak bu vakti geçirmemeli!

 

Anne ve baba insan tesbihatlarını yaparken ben de “Ya Rahîm” zikrimi çekiyorum. Bana yemem için mama verip beni sevmek istiyorlar; bu yaptıkları pek hoşuma gitmiyor. Yani beni sevmeleri hoşuma gidiyor ama mama verip karşılık bekler gibi sevmek istemelerini sevmiyorum. Çünkü Allah beni onların evine bereket olayım diye göndermiştir. Hem benim rızkımı asıl gönderen Allah’ımdır.

 

Ben yemekten sonra ilk olarak Allah’ıma teşekkür ediyorum. Sonra sevilmeme izin veriyorum. Bence insanlar da böyle yapmalı. İlk önce Allah’ımıza şükretmeli, sonra o rızkı gönderene teşekkür etmeli.

 

Daha çok anlatacak şeyim var aslında ama artık biraz kendimi temizlemem gerek. Rabbim benim dilime öyle minicik mizancıklar (enzimler) yerleştirmiş ki, hiçbir sabunda bu “mizanlar” yok bence. Hem dememiş mi Sevgili Peygamberimiz:

“Temizlik imandandır.”

 

O yüzden bana müsaade. Dediğim gibi, tekrar anlatacağım size neler yaptığımı. O zamana kadar Rahîm olan Rabb’ime emanet olun…

 

Devam edecek.

Yazar: Zehra Nur Yıldız

Dergimize abone olmak için tıklayın!

Miraç

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*