Üç Aylar ve Regaib Gecesi (2025/12)

Üç Aylar ve Regaib Gecesi

Aralık ayının son günleriydi. Dışarıda lapa lapa kar yağıyor, dünya beyaz bir yorganın altına giriyordu. Arif, pencerenin kenarına oturmuş kar tanelerinin süzülüşünü izlerken, takvim yaprağındaki yazıya gözü takıldı:

 

“25 Aralık Perşembe – Regaib Gecesi.”

 

“Regaib…” diye heceledi Arif. Kelime ona biraz gizemli gelmişti. Oturma odasında çayını yudumlarken kitabını okuyan dedesinin yanına hemen koştu.

 

— Dedeciğim, takvimde bu gece için ‘Regaib Gecesi’ yazıyor. ‘Regaib’ ne demek?

 

Dedesi tebessüm etti, elindeki kitabı masaya bıraktı ve Arif’i yanına oturttu:

 

— ‘Regaib’, Arapça ‘rağbet’ kelimesinden gelir evlat. Yani ‘çok istenen, arzulanılan, değer verilen şey’ demektir.

 

Arif kaşlarını çattı, anlamaya çalışıyordu:

 

— Yani insanın en çok istediği şey mi? Mesela benim yeni bir bisiklet istemem gibi mi?

 

— Benziyor ama tam öyle değil, dedi dedesi.

 

— Nasıl peki?

 

— Bahçemizdeki ayçiçeklerini hatırla Arif’im. Onlara neden ‘günebakan’ dendiğini biliyorsun, değil mi?

 

— Biliyorum dede! Çünkü yüzlerini hep güneşe çeviriyorlar. Güneş ne tarafa giderse onlar da o tarafa bakıyor.

 

— Aferin sana. İşte ayçiçeği güneşe ‘rağbet’ ediyor. Çünkü ışığını ondan alıyor, onsuz yapamıyor. İnsanın kalbi de böyledir Arif. Bu gece, yani Regaib Gecesi, bizim kalbimizin yönünü kontrol etme vaktidir. ‘Acaba ben hayatımda yüzümü nereye dönmüşüm? Kalbim en çok neyi istiyor?’ diye sormamız gerek.

 

Dedesi pencereden usul usul yağan karı gösterdi:

 

— Bak, şu kar tanelerini indiren, şu kışın ardından baharı getirecek olan Rabbimiz bu gece rahmet kapılarını sonuna kadar açıyor. Peygamber Efendimiz (asm) bu gece ve sonrasında gelen aylar için şöyle dua ederdi:

‘Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan’a ulaştır.’

 

Arif heyecanla atıldı:

 

— O zaman dedeciğim, bu gece bir başlangıç çizgisi!

 

— Aynen öyle! Hatta bir ‘ekim mevsimi’ başlangıcı. Dedem hep derdi ki: ‘Recep ayı tohum ekme, Şaban ayı sulama, Ramazan ayı ise hasat, yani ürün toplama ayıdır.’ Bu gece kalbimize en güzel niyet tohumlarını ekmeliyiz.

 

Arif bir süre sessizce düşündü. Sonra gözleri parladı:

 

— Anladım dede! Nasıl ki çiçek yüzünü güneşe dönünce canlanıyor; ben de kalbimi, beni ve her şeyi yaratan Allah’a çevirirsem, O’nun sevgisine ‘rağbet’ edersem, o zaman kalbim çiçek açar.

 

Dedesi Arif’in alnından öptü:

 

— Benim akıllı, hikmetli torunum… Ağzına sağlık. Hadi o zaman, bu gece o güzel kalbinden geçenleri, dualarını hazırla. Bakarsın, gökyüzünden yağan kar taneleri sayısınca rahmet iner üzerimize.

 

O gece Arif yatağına yattığında dışarıdaki sessizliği dinledi ve içinden şöyle geçirdi:

 

“Allah’ım! Çiçekler güneşi sever; ben de Seni seviyorum. Benim rağbetim, isteğim Senin sevgindir. Beni ve sevdiklerimi bu mübarek ayların bereketinden mahrum etme.”

 

Arif, kalbinin yönünü bulmanın huzuruyla, karların altında baharı bekleyen tohumlar gibi tatlı bir uykuya daldı.

Dergimize abone olmak için tıklayın!Kasım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*