Peygamberimiz ve çocuklar
Arif, parkta arkadaşı Ali ile misket oynuyordu. Ama Ali’nin yüzü bir türlü gülmüyordu. “Neyin var Ali?” diye sordu Arif endişeyle. “Canın bir şeye mi sıkkın?”
Ali içini çekti. “Abim dün en sevdiğim arabamı aldı ve geri vermedi. Ne zaman bir şey söylesem, ‘Sen küçüksün, karışma!’ diyor.”
Arif, arkadaşının bu üzgün hâline çok içerledi. O akşam eve döndüğünde, aklı hâlâ Ali’deydi. Yemekten sonra dedesinin yanına oturdu ve onunla dertleşti. “Dedeciğim, bir çocuğun kendine ait eşyaları olması, fikrini söylemesi onun hakkı değil midir?”
Dedesi, bu soru karşısında gülümsedi. “Ne kadar güzel bir noktaya değindin Arif’im. Elbette hakkıdır. Biz bunlara bugün ‘çocuk hakları’ diyoruz. Her çocuğun güvende olma, sevilme, eğitim görme, oyun oynama ve dinlenilme gibi hakları vardır.”

“Peki dede, bu haklar yeni bir şey mi? Eskiden çocuklar yok muydu?”
Dedesi şefkatle Arif’in başını okşadı. “İşte en güzel soruyu şimdi sordun. Bu haklar bizim için hiç de yeni değil. Gel sana biraz Asr-ı Saadet’ten, yani Sevgili Peygamberimizin yaşadığı o güzel zamandan bahsedeyim.”
Dedesi anlatmaya başladı: “Peygamber Efendimiz (asm), çocuklara bir hazine gibi davranırdı. Mesela yolda çocuklarla karşılaştığında, gülümseyerek yanlarına gider ve onlara ilk selâm veren o olurdu. Bu, ‘Sen değerlisin, ben seni görüyorum ve sana saygı duyuyorum’ demenin en zarif yoluydu.”
Arif hayranlıkla dinliyordu.
“Sana daha güzelini anlatayım,” diye devam etti dedesi. “Bir gün, küçük bir çocuğun çok sevdiği serçesi ölmüş ve çocuk buna çok üzülüp ağlıyormuş. Yetişkinler bunu önemsiz görebilirdi, ama Peygamberimiz hemen çocuğun yanına gitmiş. Onunla şakalaşarak, ‘Ey Ebu Umeyr, ne yaptı serçecik?’ diye sormuş ve onunla birlikte üzülmüş. İşte bu, bir çocuğun duygularına saygı duyma, onun üzüntüsünü bile ciddiye alma hakkıdır.”
“Namaz kılarken torunları Hasan ve Hüseyin gelip mübarek sırtına tırmanırdı. O, torunları kendiliğinden inene kadar secdesini uzatırdı, sırf onların oyunu bozulmasın diye. Bu da çocukların oyun oynama hakkına ne kadar saygı duyduğunu gösterir.”
Arif’in aklına hemen arkadaşı Ali ve abisinin sözleri geldi.
“Ve bir de Enes isminde küçük bir yardımcısı vardı,” diye ekledi dedesi. “Enes, tam on yıl Peygamberimizin yanında kaldı ve sonrasında dedi ki: ‘Bu on yıl boyunca bana bir kere bile ‘öf’ demedi. Yaptığım bir şey için ‘Bunu neden böyle yaptın?’ diye beni azarlamadı.’ Düşünebiliyor musun? Bu, bir çocuğun hata yapma hakkına ve sevgiyle, sabırla eğitilme hakkına verilen değerin en büyük ispatıdır.”
Arif bunları öğrendiği için çok mutlu olmuştu. “Yani Ali’nin abisi, ‘Sen küçüksün, karışma!’ derken çok yanlış yapıyor, değil mi dede? Peygamberimiz asla öyle yapmaz, onun fikrini sorar, üzüntüsünü dinlerdi.”
“Kesinlikle öyle Arif’im,” dedi dedesi. “Peygamberimiz bize çocukların sadece korunması gereken varlıklar değil, aynı zamanda dinlenilmesi, ciddiye alınması ve saygı duyulması gereken bireyler olduğunu öğretti. Onlara verdiği en büyük hak, sevgi ve şefkat hakkıydı.”
Arif o gece yatağına yattığında kendini çok daha güçlü hissediyordu. Arkadaşı Ali’nin hakları vardı ve bu haklar, en güzel örnek olan Peygamber Efendimiz tarafından 1400 yıl önce çocuklara verilmiş en değerli hazineydi. Yarın Ali’ye bu güzel haberleri anlatmak için sabırsızlanıyordu. Belki bu örnekler, Ali’nin de kendini çok değerli hissetmesini sağlardı.
Dergimize abone olmak için tıklayın!




![Bizim Can Filistin'de (2025/11) bizimCanKsm2025b[1]-min](https://www.cankardes.com/wp-content/uploads/2025/11/bizimcanksm2025b1-min-200x200.jpeg)


İlk yorum yapan olun