Etiket: #haber

İstanbul’da Bir Uçurtma Müzesi
İstanbul’da Bir Uçurtma Müzesi

Uçurtma yapılabilen tek müze: Uçurtma Müzesi

Ülkemizin ilk ve tek, dünyanın ise 22 uçurtma müzesinden birinin İstanbul’da olduğunu biliyor muydunuz? İstanbul Uçurtmacılar Derneği’nin sosyal sorumluluk projelerinden biri olan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, farklı ülkelerden alınmış birbirinden farklı uçurtma modelleri ile çocukları gülümsetiyor. Sadece uçurtmalara bakmıyorsunuz, isterseniz atölye çalışmalarına da katılarak kendi uçurtmanızı yapabilirsiniz. Biz de bu çocuk dostu müzeye, minik Can Kardeş gönüllüleriyle uçurtma yapmaya gittik. Sen de uçurtmanı yaparak bize katılabilirsin.

Ben bir uçurtma olsaydım…

Uçurtma Müzesi, 2011 yılında İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünün başlattığı Müzeli Eğitim Projesi’ne uygun konseptiyle, uçurtma yapma eğitimi de veriyor. Uzman eğitimcilerin destekleriyle verilen atölyelere katılarak uçurtma yaptıran tek müze. Can Kardeş gönüllüleriyle gittiğimiz müzede uçurtmalarımızı yaptıktan sonra minikler, “Scamper” dedikleri ağaca “Bir Uçurtma Olsaydın nereye gitmek isterdin? sorusunu cevapladılar. Cevaplar hepimizi gülümsetti: “Ben bir uçurtma olsaydım bulutlara gitmek orada zıplamak isterdim. Gece olunca da bulutların üstünde yatmak isterdim.”, “Bir uçurtma olsaydım, Türkiye’yi ve hatta Dünya’yı dolaşmak isterdim.”

Dünya uçurtma soyağacı hazırlanıyor

2005 yılında Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi’ni kuran Mehmet Naci Aköz,
bu müzenin yarınki kuşaklara bırakılacak en önemli miras olduğunu söylüyor. Aköz, müze hakkında şunları söyledi: “İstanbul içinde oldukça merkezi konumda olan Üsküdar’ın sahiline yakın Uçurtma Müzesi, bugün için 2 ayrı müze salonu, 3 ayrı atölyesi, 1 uçurtma kütüphanesi ile birlikte toplam 500 m2’lik kapalı alana sahiptir. Müzemiz, faaliyetlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın başlattığı “Çocuk Dostu Müze” ve İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün sürdürdüğü “Müzeli Eğitim Projesi” kapsamında sürdüren en ideal müzelerden birisidir. Müze, tüm yıl boyu mesai günleri 09:00 – 17:00 arası açık ve giriş ücretsizdir. Tüm mesai günleri uçurtma okulunda
uçurtma eğitimi verilmektedir. Bu çerçevede 2012 yılında başlayan ve halen devam ettirilen proje ile tüm dünya ülkeleri mercek altına alınarak ilgili ülkedeki federasyon, dernekler, kulüpler, müzeler, vakıflar ve uçurtmacılar
ile iletişime geçilerek uçurtma kültürü ile ilgili çeşitli taleplerde bulunularak koleksiyona yeni katılımların olmasını sağlayıp “Dünya uçurtma soyağacı” hazırlanmaktadır.”

Hazırlayan: Kübra Örnek

İstanbul Oyuncak Müzesi’nde Bir Gün…
İstanbul Oyuncak Müzesi’nde Bir Gün…

23 Nisan 2005 yılında şair/yazar Sunay Akın tarafından kurulmuş. Yaklaşık 20 yıllık bir zaman diliminde 40’tan fazla ülkeden toplayarak bir araya getirdiği 4 binden fazla antika eser, oyuncağın tarih boyunca geçirdiği değişimi göz önüne seriyor.
1700’lü yıllardan günümüze oyuncak tarihinin en gözde örnekleri burada sergileniyor. İstanbul Oyuncak Müzesi, dünyadaki örnekleri arasında önemli bir yere sahip olarak, İstanbul’a ‘Oyuncak Müzelerinin Başkenti’ unvanı kazandırmıştır. İstanbul’un, Göztepe semtinde, küçük bir sokağa kurulmuş, beyaz ahşaplı, tarihi köşkün içinde oyuncaklarla dolu bir mekân; İstanbul Oyuncak Müzesi.
Müzeye ilk girdiğinizde kendinizi masallar diyarında hissediyorsunuz. Çocukluk yıllarınızı hatırlıyor, heyecanlanıyorsunuz.
Hayatınızda en önemli yere koyduğunuz oyuncakların şimdi ortalarda olmadığını görüyorsunuz, gülümsüyorsunuz.
Can Kardeş Dergisi’nin minik okurlarıyla müzeyi ziyaret ettik. Camların ardındaki oyuncakları görmekten büyük keyif aldık.
Müze her yaştan insanı kucaklıyor.

GERÇEK TRENLE TARİHE YOLCULUK

Müzeciliğe farklı bir yorum getiren Sunay Akın, “Eserleri dolabın içine koyacağız. Çocuklar onlara dokunamayacak.
Bu kötü, dokunmak isteyecekler. Peki, bu duyguyu nasıl kıracağız? Oyuncakların sergilendiği her alan bir oyun alanı gibi. Bu yüzden gerçek bir tren vagonunun kompartımanını satın alıp söktük. Adapazarı’ndan buraya getirip kurduk. Gerçek bir trenin koltuğuna oturuyorsunuz ve gerçek bir trenin penceresinden oyuncak trenin tarihine bakıyorsunuz. Evet, çocuk trenlere dokunamıyor ama bir tren yolculuğunu bizzat yaşıyor burada.”
Çocuklar, gerçek tren kompartımanında tren sesi eşliğinde Can Kardeş’i okuyarak vakit geçirdiler.

TATİLDE OYUNCAK MÜZESİNE GİDİN!

Bazı toplumlar oyuncakları çocukları oyalamak için kullanır. Oysa oyuncaklar, çocuğun hayallerini ve geleceğini kurar. Müzede gördüğümüz uzay oyuncakları bölümünde Ay’a ulaşma çabası, bunun büyük bir örneğidir. Gelişmiş ülkeler, bunun farkında olarak geleceği inşa edecek oyuncaklar tasarlıyor. Ve çocukların hayal dünyalarını genişleterek ufuk açıyorlar. İstanbul Oyuncak Müzesi de, bu noktada doğru bir adres. Yarıyıl tatili yaklaşıyor, sevdiklerinizle birlikte ziyaret ederseniz pişman olmazsınız.

HABER/ KÜBRA ÖRNEK 

Hayvan Sevgisi Dinimizden
Hayvan Sevgisi Dinimizden

Genç çizer Emek Gülcan, resimlerle mesaj veriyor ve diyor ki;

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde onları bir gün değil, her gün hatırlamamız gerekiyor. 14 yaşındaki bir çocuk, hayvanlara yapılan zulümlere dayanamayıp insanlığa çizimlerle mesaj veriyor. Bakalım ne diyor?
Almanya’da yaşayan Emek Gülcan Kutlu, yaşanan hayvana şiddet olaylarına karşı duyarsız kalmayarak, insanları bilinçlendirmek ve biraz olsun mesaj verebilmek için çizimlerinde hayvanların yaşadıklarını anlatıyor. Kutlu, henüz 14 yaşında içinde hayvan sevgisi ile dolu bir kız çocuğu. Hayvan haklarına dair çizimleriyle kendine hayran bırakan Emek, resimlerinde verdiği mesajlarla da düşündürüyor.

Kalbe Dokunacak Resim Yapıyorum 

Genç ressam Kutlu, “Hayvan resimlerini önceden de çiziyordum ama o ayakları kesilen yavru köpeği görünce çok üzüldüm ve çok ağladım annem de istersen onu hep hatırlamak için resmini çiz dedi ve ben de çizdim. Bu ve buna benzer olaylar çok olmaya başladı. Türkiye’de ben de insanların kalbine dokunacak hayvanlara merhamet etmeleri için resimler çizmeye başladım. Belki insanlar hayvanlara kötülük yapmaktan vazgeçerler. Onların da bu dünyada yaşama hakkı var ve dünya sadece insanlara ait değil” diyor.

 Her Hayvan Güzeldir

Evet, imtihan dünyasında olduğumuzu buradan da anlıyoruz. Kimisi bisiklet yolunda oturan kedi zarar görmesin diye etrafına korumalar yerleştirirken, kimisi cani bir şekilde sinirini masum hayvanlardan çıkarabiliyor. İşte burada vicdan
devreye giriyor. Merhamet yoksunu olanlarda ne yazık ki acıma olmuyor. Şefkat Peygamberi olan Hz. Muhammed’i (asm) hatırlamak gerekiyor. O, bütün hayatıyla Müslümanlar için en iyi rehber olduğu gibi, hayvan sevgisiyle de örnek olmuştur. Bir yerden gelirken ölü bir köpeğin yanından geçmek zorunda kaldıklarında, kokudan iğrenen Ashabının tavrından rahatsız olunca, köpeğin yanına kadar giderek ne kadar da güzel dişleri var demiştir. Ölü hayvana bile saygı duyarak güzel yönünü nazara vermiştir.

Merhamet Etmeyen, Merhamet Bulamaz 

Evet, ihtiyaçlarını söylemekten aciz olan hayvanlara zarar vermememiz gerektiği gibi, koruyup kollamak vazifemiz olmalı. Haksız yere öldürülen bir karıncanın bile hesabı varken, hayvanlara yapılan zulümlerin ne boyutta karşılık bulacağını düşünmek lazım. Ve Hadis-i Şerif’te denildiği gibi “Yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.” değer görmek istiyorsak, değer vermeliyiz. Yeryüzünün meleklerine sahip çıkarsak, merhamete, layık olabiliriz. Yaratılan her şey güzeldir, sevip koruyalım.

Deniz Müzesi’nde bir gün…
Deniz Müzesi’nde bir gün…

Her yıl 1 Temmuz’da kutlanan Denizcilik ve Kabotaj Bayramı dolayısıyla Can Kardeş’lerle Deniz Müzesi’ni ziyaret ettik.
Müzeyi gezen minikler Can Kardeş Dergisi ile poz vererek renkli dakikalar yaşadı. Kabotaj bir devletin kendi limanları arasında yolcu ve yük
taşıma hakkıdır. Bu durum ülkemizde 1 Temmuz (1926) günü, Kabotaj Bayramı olarak kutlanır. Biz de miniklerle bu bayrama özel Deniz Müzesi’ne gittik. Deniz Müzesi, Türkiye’nin denizcilik alanında dünyanın sayılı müzelerinden. İçindeki kayıklar, özel koleksiyonlarla hepimizin ilgisini çekti.

30 metrelik saltanat kayıkları 

İlk girişimizde bizi büyük Saltanat kayıkları karşıladı. 30 metreyi aşan kayıklar süslemeleriyle göz kamaştırdı. Çocuklar her bir detayını dikkatle inceledi. Hemen hemen hepsinin baş kısmında bulunan kuş figürleri, saltanatın gücünü temsil etmektedir. Kayıkların yanı sıra, ahşap eserler koleksiyonunda; gemi isim levhaları, Osmanlı Dönemi gemilerine ait armaların yanı sıra sergilenen tuğralar, gemi baş figürleri ile deniz savaşlarında
kullanılan toplar, deniz temalı gravür tablolar ilgimizi çekti.

“Biz de dalmak istiyoruz!”

Sonrasında çocukların en sevdiği bölüme geldik. Jeff Hakko koleksiyonuyla, tarihi dalgıç malzemelerini gördük. Gördükleri çoğu malzemeleri beğenerek, fotoğrafladılar. 1870-1950 yılları arasında kullanılan 60 adet dalgıç başlığının yanında hava tulumbaları, dalgıç ayakkabıları, bıçakları, telefonları, fenerleri, ağırlıkları gibi pek çok malzeme bulunmakta. 14 ülkeden toplanarak gelen dalgıç malzemelerini gören minikler, “Eski şartlarda neler yapılmış, biz de istesek şimdi çok daha derinlere dalabiliriz.” diyerek heyecanlarını belli ettiler.

Kübra Örnek

Panaroma’da Bir Fetih Günü
Panaroma’da Bir Fetih Günü

Panorama 1453 Müzesi’ni ziyaret ettik. 

Her yıl ülkemizde 18-24 Mayıs tarihlerinde Müzeler Haftası kutlanır; bu haftada ülkemizin kültür varlıkları tanıtılır, eski eserlerin korunması anlatılır. Ayrıca 29 Mayıs 1453’te İstanbul’un Fethi’nin gerçekleşmesi sebebiyle Panorama Müzesi’ne gitmeyi düşündük. Sizler gibi cıvıl cıvıl çocuklara Can Kardeş dergimizi hediye ettik.

İstanbul’un fethine davetlisiniz

Dünya tarihini değiştiren çok az olaylar vardır.
İstanbul’un fethi bunlardan biridir. Fetih’ten 565 yıl sonra, Panorama 1453 Müzesi’ni ziyaret ederek, fethi adeta yaşadık. 3 bin metrekarelik bir alan içerisinde çerçevesi yani sınırları olmayan, 360 derecelik bir resim düşünün. Resmin temel özelliği gerçek etkisi uyandırması. Üç boyut etkisi vermesi için ziyaretçiler 14 metre uzaklıktan resme bakıyorlar. İstanbul’un Fethi’ne ait tüm detaylar ince ince işlenmiş durumda. Müzenin ses efektleriyle, üç boyutlu ve panoramik olması sebebiyle Macar topçu ustası Urban’ın döktüğü toplara dokunup, Konstantinopolis’in surlarına doğru onların patlamalarına şahit olduk.

“Ne kadar da gerçek gibi

Burada Fatih Sultan Mehmet’in binlerce askerinin tekbir seslerine ve mehter marşına eşlik edenler vardı. Savaşan askerlerin kılıç seslerini, atların nal seslerini işittik. Atılan okların yanlarından geçtiğini sanan çocuklar, şaşkınlıklarını gizleyemedi. Çocukların “Aa anne! Ne kadar da gerçek gibi”, “Gökyüzü masmavi dışarıdaki gibi” dediklerini duyduk. Heyecanla sorular soruldu. Biz de cevaplar vererek, Can Kardeş dergimizi hediye ettik. Çektiğimiz fotoğraflarla mutluluklarını belli eden çocuklar, etrafa gülücükler saçtılar.

Dünyanın ilk tam panoramik müzesi

Hafta içi olmasına rağmen müzede yoğun kalabalık vardı. Daha çok öğrencilerin olduğu müzeye, çocuklarda aileleriyle birlikte gelmişti. Müzeye ilk girdiğinizde şaşırıyorsunuz. Çünkü dışarıda bıraktığınız gökyüzünü, içeride buluyorsunuz. Hatta salon görevlisi, gerçekten gökyüzü olduğunu sanarak şemsiye açanlar olduğunu söyledi. Sonra Fetih ortamını görüyorsunuz. Ses efektleri sanki o anları yaşatıyor. Gelen ziyaretçiler hayranlıkla izliyor ve bu anları kaydediyorlar. Yabancı turistlerinde yoğunlukta olduğu müzede, Arap, İngiliz, göçmen çocukları da Can Kardeş dergisiyle tanıştırdık. Mutluluklarını gizleyemeyen çocuklar, güzel pozlar verdiler. Tarihi küçük yaşta öğretmek, göstermek için güzel bir yer. Büyümeden gidin derim.

Foto-Haber /Kübra Örnek

Minik yazarlar kitaplarını imzaladı
Minik yazarlar kitaplarını imzaladı

Çağdaş Yaşam Prof. Ahmet Merdivenci İlkokulu 2/D sınıfı öğrencileri, bir ilke imza atarak kitap yazdı.
“Bir öğretmen olarak çocuklarımın kalbine yazarlık tohumunu atmak istedim” diyen öğretmenleri Cemil Göktürk sözlerinin devamında
şunları söyledi:
“Kitap oluşturmaktaki amacımız çok okuyan ve de çok yazan bir nesil yetiştirmek. Gördüm ki çocuklara yol gösterildiğinde onlar başarıya ulaşıyorlar. Hem okuyan hem yazan nesil bu ülkenin geleceğini inşa eder.”

HEM SEVİNÇLİYİZ, HEM DE HEYECANLI

Minik yazarlardan Bekir Berk Arıdoru, “Kitap yazmak harika bir duygu. İçinde benim de ismim yer aldığı için çok mutluyum” dedi.
Azra Türkoğlu ise heyecanla, “Kitabıma imza atmak beni sevindirdi” dedi. Minikler, heyecanlarını hep birlikte paylaştılar, okumayı yazmayı seven öğrencilere örnek oldular. Kitapta imzası olan öğrenciler şunlar; Metehan Turp, Ceyda Çil, Beyza Ernur, Azra Türkoğlu, Bekir Berk Arıdoru, Berfin Akdoğan, Toprak Aytuğ Zengin, Kaan Birtek, Arda Civelek, Abdülmuttalib Coşkun, Esila Meryem Yurtgün, Nisa Coşkun, İbrahim Sercan Türker ve Aras Aydın.

Çağımızın en güçlü kitle iletişim kaynaklarından biri bilgisayarlardır. Hayatımıza birden bire giren internet ise, ayrılmaz bir parçamız oldu.
Özellikle eğitimde; ödevler, projeler, araştırmalar için bunlar gibi bir çok teknolojik alet yardımcı oluyor.
Ama zararlı yönlerini de duyuyoruz. O zaman aklımıza şu soru geliyor: Bir şey bu kadar faydalı iken, nasıl bir o kadar zararlı olabilir?
Evet teknolojinin olumlu yönlerinin yanında, olumsuz yönleri de var. Dikkat edilmediğinde, kontrollü kullanılmadığında kötü sonuçlar doğurabiliyor.
İşte bu vesileyle bir grup arkadaş, teknolojinin olumlu ve olumsuz etkileri üzerine Ata Ortaokulu’nda bir münazara gerçekleştirdi.

Esmanur Özdabak, Rüya Hamzaoğlu, Mehmet Buğra Demir, teknolojinin olumsuz yönlerini ele alırken, Azra Nur Kara, Ege Eren Erkal, Alper Gültekin teknolojinin olumlu yönlerini savundu. Olumlu yönlerini savunanlar; teknolojinin hayatı kolaylaştırdığını , hastalıkların tedavisinin bulunmasında etkili olduğunu, iş imkânlarını arttırdığını, insan hayatının uzadığını söyledi. Faaliyetten birkaç kare fotoğraf alınarak, teknolojinin faydaları gösterildi. Olumsuz yönlerini ele alan öğrenciler; Çevrenin kirlendiğini, boyun ve sırt ağrıları olmak üzere bir çok sağlık problemine sebep olduğunu, sosyal etkileşimin azaldığını, gereksiz tüketime sebep olduğunu ve teknolojiye bağımlı hale gelindiğini söylediler. Münazaranın sonunda, “Kararında ve iyi yönde kullanıldığında faydalı; kötü amaçla bağımlılık derecesinde kullanıldığında ise zararlı” şeklinde bir sonuç çıktı. Hazırlanan pankartlarda da dikkat çekici satırlar vardı:

-Gereğinden fazla kullanıldığında vakit kaybına neden olur.
-Zararlı siteler çocukların ve yetişkinlerin ruh sağlığının bozulmasına neden olur.
-Zamanlarını boşa harcamalarına ve şiddete yönelmelerine neden olur.
-Aile içinde paylaşımın azalmasına neden olur.

KÜBRA ÖRNEK

Gülümseten Düşler Kitaplardan Geçer
Gülümseten Düşler Kitaplardan Geçer

Hayallerimiz vardır uçsuz bucaksız.. Onları büyüten, gülümseten şey ise kitaplardır. Hayallerinize gülücükler göndermek istemez misiniz? Okumak bunun birinci şartı, bir çok okulda kütüphane bulunmuyor. “Tozlu Raflardan Rengarenk Düşlere” sloganı ile yola çıkan bir grup genç, küçük okullara kütüphane taşıyarak çocukların hayallerini süslüyor. Projelerinin adı “Gülümseten Düşler Kitaplardan Geçer.”

Gelin anlatalım..
Ülkemizde kişi başına düşen kitap sayısı en son 8 olarak biliniyor.
Maalesef kitaplar yerini TV ve internete bıraktı. Bu oran küçük şehirlere gittikçe düşüyor. Çoğu köy okulunda kütüphaneler bulunmuyor
bile. İşte Kocaeli Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Kulübü, küçük okullara kütüphane taşıyan sosyal sorumluluk projesi başlattı. Bu proje ihtiyacı olan köy okullarına gidip kütüphane kuruyor. Sadece kurmakla kalmıyor tasarımdan boyasına, kitabından sınıfa koyulacak masa, raf ve onların montajına kadar her şeyi yapıyorlar.
En önemlisi nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Kitap sevgisi aşılıyorlar. Çeşitli oyunlar oynatarak, çocuklarla kaynaşıyor okumaya teşvik ediyor. Bunun için genç gönüllüler bir ekip kurdu. Projelerini büyütüp, ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için farkındalık oluşturuyorlar. İlk gönül köprülerini kurdukları Tokat Necmi Muammer Ortaokulu’ndan sonra Muğla Köyceğiz Pınar Kulfat Ortaokulu‘nu gülümsettiler: “Tokat’ta yaşadığımız duyguları; hayatlarına, hayallerine ışık olduğumuz çocukları çok sevdik. Onların gözlerindeki ışıltıyı daha fazla çocukta görebilmek amacıyla yeni projelere yelken açmaya devam ediyoruz.”
Sözlerini tekrar ettiler: “Kütüphane diyorsak sadece kitaplarla dolu kapısı kilitli bir odadan bahsetmiyoruz. Kütüphanenin boyası, dizaynı, teknolojik donanımı kısaca her şeyi ile ilgileniyoruz.”

KÜBRA ÖRNEK 

NASA’da Bir Türk Var!
NASA’da Bir Türk Var!

Dünyada yer alan bazı kurumlar, uzaya uydular, gezegenlere de uzay araçları göndererek araştırmalar yapmaktadırlar. Bu kurumlardan en önemlisi NASA’dır. NASA, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi demek… 5 bin personelinden sadece 6 tanesi Türk. Astro Fizikçi Dr. Umut Yıldız da onlardan birisi. Gelin beraber hikâyesini dinleyelim: Ordu doğumlu Umut Yıldız, ilkokul yıllarını başarılı öğrenci olarak geçirmiyor. Matematik notları sıfır ile bir arasında gelmesine rağmen deneyle ve kitaplarla ilgileniyor, uzayı araştırıyor ve yıldızları ezberliyor. Contact (Temas) filminin etkisinde kalarak uzaya ilgi duymaya başlıyor. Astronom(gök bilimci) olmak için derslerinin hepsini düzeltiyor. Matematiğe sıfırdan başlıyor. 3.sınıfta iki yıllığına İngiltere’ye gidiyor orada bir yıl okuduktan sonra Türkiye’ye tekrar dönüyor. Astronomi bölümünü ve yan dal olarak Matematik bölümünü 5 yılda bitiriyor. Hollanda Groningen Üniversitesi‘nde master, Hollanda Leiden Üniversitesi’nde doktorasını yapıyor. Amerika’ya gidiyor ve direkt olarak NASA’da işe başlıyor. Türkiye’nin uzay politikası değişirse ülkeye geri döneceğini söylüyor.

Gençlerin her türlü sorusunu sosyal medya üzerinden cevaplayarak destek oluyor. Çok çalışarak, hayallerinin peşinden gitmelerini söylüyor. Bir röportajında ise şunları diyor:
“Türk insanının hiçbir eksiği yok. Sadece fırsatlar verilmiyor. Birtakım fırsatların verilmesi lazım. Ancak o zaman uluslararası alanda bilim yapabileceğiz. Ülkemizde ne yazık ki üniversiteye girme mantığı iş bulma mantığı oldu. Acaba bu bölümü bitirirsem bana iş var mı gibi bakılıyor. Bunu bir kenara bırakarak hayallerinin peşinden koşabilmeli. En azından ben bunu yaptım. Hayallerimi takip ettim.”

KÜBRA ÖRNEK 

Benim Yetim Bir Kardeşim Var!
Benim Yetim Bir Kardeşim Var!

Senin hiç yetim kardeşin oldu mu? Evet, yanlış duymadın yetim kardeş. Öz kardeşin dışında sevdiğin biri.
Yetim gülerse, dünya güler. Dünyayı güldürecek bir projeyi öğrenmeye hazır mısın?
Hadi gel bakalım, bu proje nasıl bir şey anlatalım!

HER SINIFA BİR YETİM KARDEŞ

Türkiye ve dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca yetim çocuk, aile şefkatinden uzak, açlık ve şiddetle iç içe yaşıyor. Bu çocukların eğitim, sağlık, gıda, kıyafet, barınma gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması için başlatılan “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” Projesine geçen yıl ülkemizde yaklaşık 2 bin 100 okul ve 7 bin sınıf katıldı. Böylelikle öğrenciler Türkiye’den veya dünyanın bir başka ülkesinden yetim kardeş edindiler.

KARDEŞLİK KÖPRÜSÜNDEN İYİLİK KÖPRÜSÜNE

“Kampanyaya katılmak isteyen sınıflara birer koli gidecek” İHH Yetim Birimi’nden edinilen bilgide, geçen sene 2 bin 100 okul ve 7 bin sınıf kardeşlik köprüsüne ve iyilik köprüsüne katıldı. Hem bu çalışmaya sınıflar gönüllülük esasıyla katıldı. Kampanyaya göre ister 1 sınıf, ister 10 sınıf bir araya gelerek bir yetim kardeşlerini destekleyecek…

DOLU DOLU KOLİLER

Bunun için kampanyaya katılmak isteyen sınıflara birer koli gidecek. Kolinin içerisinde kumbaralar olacak. Bu kumbaralar her ay için doldurularak kardeşlerine göndermek üzere hesap numaralarına yatırılacak. Çocuklar bu kampanyayı en az 1 yıl yürütecekler. Önümüzdeki sene bir üst sınıftan arzu ederlerse devam edebilecek.

MEKTUPLA KELEBEK ETKİSİ

Sınıflar dilerse yetim kardeşlerine mektup yazabilir ve destek verdikleri yetim kardeşlerinden mektup alabilirler. Böylece Türkiye’den dünyaya uzanan yetim kardeşliği, mektup arkadaşlığı ile de pekiştirilebilir. Bir yılın sonunda dileyen sınıflar sponsorluklarına aynı yetim kardeşleri ile devam edebilirler. Sen de “kelebek etkisi” misali yapacağın küçük yardımlarla, bir yetimin ihtiyacını karşılayabilir, hayallerini gerçekleştirebilirsin.

KÜBRA ÖRNEK