Etiket: #dünya

BİR KİTAP YAZARSIZ, BİR İŞ USTASIZ OLMAZ!
BİR KİTAP YAZARSIZ, BİR İŞ USTASIZ OLMAZ!

Elif, dedesiyle sohbet etmeyi çok severdi.
Bir gün dedesinin yanına geldiğinde, onu kitap okurken buldu. Sessizce yanına oturdu.
Dedesi de kitabını kapatıp bir kenara bıraktı. O da sevgili torunuyla sohbet etmekten büyük mutluluk duyardı.
“Gel bakalım Elif, nasılsın bugün?” diye kucakladı torununu.
Elif de, “Çok iyiyim dedeciğim, sen nasılsın?” dedi.
Birbirlerine o gün neler yaptıklarını anlattılar. Elif’in gözü dedesinin okuduğu kitaba takılmıştı.
“Dedeciğim, ne güzel bir kitap bu. Yazarı kim? Ne anlatıyor?”Dedesi tebessüm etti. Elif’in böyle meraklı olması ve çok soru sorması onun hoşuna gidiyordu.
“Sen ne güzel sorular sordun böyle Elifciğim. Şimdi ben de sana bazı sorular sorabilir miyim?”
“Tabii dedeciğim.”

“Yazarı olmayan bir kitap olur mu?”
“Hayır dedeciğim, mutlaka yazan biri
vardır. Kendi kendine yazılacak değil ya?”
“Aferin Elif, bir kitap yazarsız olmaz. Güzelce yapılmış bir eşya veya iş ustasız olmaz. Benim okuduğum kitabın da bir yazarı var. Okuduğum bu kitapta da kâinat kitabından bahsediliyor. Sonu ve sınırları olmayan bu âlem de, çok güzel yazılmış bir kitap gibi. Bizleri de okumaya davet ediyor. Bu kitabın büyüklüğünü düşündüğümüzde, dünyamız belki de o kitaptaki bir sayfa gibi.”
Dünyamız ve diğer gezegenler dönüş hızlarını nasıl ayarlıyor?
Uzayda birbirine çarpmadan nasıl hareket ediyorlar?
Güneşin yakıtı nereden geliyor ve neden hiç bitmiyor?
Arı bal yapmayı nereden biliyor?
Denizler neden taşmıyor?
Yağmur, kar nasıl yağıyor?”
“Dedeee, sen benden de çok soru sordun.”

İkisi de güldüler. Elif çok şaşırmıştı. Çünkü daha önce kitap deyince hep okuduğumuz kitaplar aklına gelirdi ama kâinatın da bir kitap olduğunu, içindeki her şeyin okunması gereken sayfalar, satırlar, harfler olduğunu düşünmemişti.
“Dede, bu okumaları birlikte yapalım mı?”
“Tabii ki Elifçiğim. Hepimiz bu dünyada senin gibi meraklı, sorular soran, öğrenmeye çalışan gezginleriz, ziyaretçi ve misafirleriz.”
Elif ve dedesi bir anlaşma yapmışlardı. Bundan sonra birlikte her gün hem kitap okuyorlar hem de kâinat kitabını okuma yolculuklarına çıkıyorlardı. Bu yolculuk bazen evde pencereden gökyüzüne ve bulutlara bakarak, bazen yürüyüşlere çıkarak,
bazen parkta, bazen de deniz kenarında devam edip gidiyordu. Ama bu o kadar faydalı olmuştu ki, Elif kısa zamanda kâinat
kitabını nasıl okuyacağını öğrenmişti. Bu ona çok zevkli geliyor, çok şey öğreniyordu. Artık hiçbir şeyin kendi kendine olmadığını, her şeye gücü yeten bir Sahibi olduğunu çok daha iyi anlamıştı.

Mehtap Y. Yükselten

Kardan Adam Hayali
Kardan Adam Hayali

Soğuk bir kış günü sobanın yanında ısınmaya çalışan Arif, bir yandan da gözü dışarıda kar yağmasını bekliyordu. Allah’a dua ediyordu “Ya Rabbi, ne olur kar yağdır!” diye.
Bir anda aklına “hayal kurmak” geldi. Öyle ya, kar yağmamış olabilirdi. Ama Allah insana öyle bir duygu vermişti ki, insan o duyguyla çok güzel anlar yaşayabilirdi.
Kar yağdığını hayal etti Arif o an. Öyle güzel yağıyordu ki pamuk pamuk… O da dışarıda kardan adam yapmıştı. Pamuk gibi karlar, yüzünü okşuyordu.
Arif, kardan adamın konuştuğunu da hayal etti. Evet evet, konuşuyordu.
“Kartoplarıyla beni yaptığın için sana çok teşekkür ederim Arif.” dedi Kardan Adam.
“Ne demek güzel Kardan Adam, Allah bana kar gönderir de, ben de seni yapmaz mıyım?”
“Arif kardeşim, çocuklar her kar yağdığında kardan adam yapıyorlar ama sonra güneş çıktığında biz eriyip gidiyoruz ve unutuluyoruz. Bu beni çok üzüyor.”
“Aaaa, öyle deme güzel Kardan Adam! Biz sizi hiç unutmuyoruz.
Sizin fotoğrafınızı çekiyoruz. Defterlere resminizi yapıyoruz. Çizgi romanlarda ve çizgi filmlerde yaşatıyoruz sizi.
Sizinle çok güzel hikâyeler anlatıyoruz. Sizinle anlatılan masallar, soğuk kış gecelerinde içimizi ısıtıyor.”
Kardan Adam, Arif’in bu sözlerini duyunca çok neşelendi.
“Bana harika haberler verdin Arif’çiğim! Seni çok sevdim.”
“Ben de seni çok sevdim Kardan Adam!”
Dışarıda kar yağmasa da, henüz kardan adam yapamasa da, böyle hayal kurmak Arif’e çok iyi gelmişti. Neden daha önce bunu denememişti ki?

Hatta bu hayalini annesine de anlatmayı düşündü.
“Anneciğim, gel bak, sana güzel bir kardan adam hikâyesi anlatacağım.” dedi.
Kurduğu hayalleri annesiyle paylaştı. Onun da çok hoşuna gitmişti.
“Aferin sana Arif’çiğim! İşte böyle. Allah’ın bize verdiği hayal gücünü kullanarak çok güzel hayaller kurabiliriz.”
Arif’in neşesine diyecek yoktu. Hemen eline kâğıdı kalemi aldı ve hayal ettiği kardan adamı çizdi. Havuçtan burun, zeytinlerden
düğme eklemeyi de unutmadı. Çok güzel olmuştu. Bir de onunla hayalen konuştuklarını yazdı kâğıda. İşte tam bir kardan adam hikâyesi olmuştu. Arif yaptığı bu çalışmayı akşam babasına gösterdi. Hem kardan adam resmini, hem de yazdığı hikâyeyi… Babasının da çok hoşuna gitmişti.
“Sen ne güzel bir hayal kurmuşsun böyle Arif” dedi ve şunları ekledi:
“Hayal kurmak bizi rahatlatır oğlum. Gerçek hayatta en güzel hedeflere ulaşmak ‘en güzel hayalleri kurmak’la başlar. Fatih Sultan Mehmet Han, gemilerin karada gidebileceğini hayal etmeseydi, belki İstanbul fethedilemeyecekti. Bediüzzaman da büyük hayaller kurdu. ‘Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu bütün dünyaya ispat edeceğim’ dedi ve Allah’ın izniyle ispat etti de.”
Arif bu sözlerden çok etkilenmişti. O gece uykuya çok güzel hayaller kurarak daldı.
Hayallerini rüyasında da yaşadı. Sabah gözlerini açtığında onu bir sürpriz bekliyordu.
Pencereden dışarıya baktığında her yer bembeyazdı! Allah ona çok güzel bir hediye göndermişti. “Yaşasınn!” dedi sevinçle. İşte şimdi karla oynama ve hayal ettiği kardan adamı yapma zamanıydı!

KIZIL GEZEGENİ KEŞFEDELİMMM!
KIZIL GEZEGENİ KEŞFEDELİMMM!

Merhaba Çocuklar,
Size birkaç soru sorayım:
-Başka gezegenleri merak ediyor musunuz?
-Sizce diğer gezegenlerde hayat olabilir mi?
Gelin bu sayımızda hep birlikte gökyüzünü inceleyelim.
Roketimiz hazır 3, 2, 1…
Veee! Ateş!

KIZIL GEZEGENİ KEŞFEDERKEN

Mars, Güneş sistemindeki 4.gezegendir.
Kızıl renkte tozlu ve kayalıklı bir yüzeyi vardır. İnce bir atmosfere sahiptir. Pas gibi bir tozla kaplı olduğu için de ‘kızıl gezegen’ lakabını almıştır. Bu gezegende kum fırtınaları görmek mümkündür.

KOMŞU GEZEGEN MARS

Mars, dünyamıza en yakın gezegendir.
Mars’ı bilim insanları için özel bir gezegen yapan özelliği, yüzeyinin yeryüzüne çok benziyor olmasıdır.
Mars’ın gece-gündüz düzeni ve mevsimleri dünyanınkine çok benzer. Güneşe dünyadan daha uzak olduğundan Mars Dünya’ya göre daha soğuk bir gezegendir. Mars’ın gökyüzü gündüzleri pembemsi Güneş batarken soluk ve mavi renktedir. Sizce de dünyadakinin tam tersi gibi değil mi?

MERAKLI ROBOT CURİOSTY!

Mars yüzeyinde araştırmalar yapmak üzere çeşitli robotlar bu kızıl gezegene gönderiliyor.
”Curiosity” Mars’a gönderilen robotlar içerisinde bilimsel deneyler yapabilen, bilgi toplayabilen ve fotoğraf çekebilen en modern kâşif robotudur. Küçük bir otomobil büyüklüğündedir. Curiosity Mars’a gönderilen diğer robotlardan 5 kat daha fazla büyük ve 10 kat daha fazla ekipmanı taşıyabilecek özelliktedir. Bu meraklı robotun görevi kızıl gezegende farklı canlıların yaşayıp yaşamadığını öğrenmektir.

Tuğba Karakurt

Bir Mektup Yaz Dünyaya!

“Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız.”
Arif, Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’nde söylediği bu sözü okuyunca, dünya insanlığını “kocaman bir aile” olarak hayal etti. Kendisi de bu ailenin bir üyesiydi. Herkes Hz. Adem ile Havva anamızın çocukları idi. Böyle düşününce “Ne kadar da çok kardeşim var benim!” dedi.
Aile yuvası sıcak olurdu elbette. Ailede sevgi ve saygı olurdu. Birlik beraberlik olurdu.
Peki dünya böyle miydi?
Arif’in başı öne eğildi. Aslında başı önüne eğilmesi gereken o değildi. Ama eğilmişti işte…
Dünya maalesef sıcacık bir aile yuvası gibi değildi. İnsanlar kendilerini “aynı çatı altındaki kardeşler” olarak görmüyorlardı. Savaşlar, açlıklar almış başını gitmişti.
Arif haberlere baktığında çok üzülüyordu bu yüzden.
İnsanlık nasıl bir aileydi ki? Eğer herkes Hz. Adem’in çocukları ise, bu kardeş kavgası da neyin nesiydi? Hz. Adem’in ilk çocuklarından Kabil’in Habil’i öldürmesi gibi ne yazık ki insanlar birbirlerini öldürmeye devam ediyorlardı.
Peygamberimizin dünyaya gelmesi ve bütün insanların kardeş olduğunu söylemesi aslında dünyaya gönderilmiş çok büyük bir “barış mesajı” idi. Arif “İnsanlık bu mesajı okumalı ve gereğini yapmalı” diye düşündü. Ama nasıl?
“Dünyaya bir mektup yazmalıyım” dedi o an. “Evet evet, dünyaya yani insanlık aileme… Madem hepsi benim ailem!
Bu mesajıma ilgi duymalılar” diye düşündü.
Ve şöyle yazdı Arif:
“Ey insanlar!
Hepimiz Hz. Adem’in çocuklarıyız.
Hepimiz kardeşiz yani.
Ne olur birbirimizi üzmeyelim.
Kırmayalım kalplerimizi.
İncitmeyelim yüreklerimizi.
Açta açıkta bırakmayalım hiç kimseyi.
Vurmayalım, kırmayalım.. Ne olur! Güzel bir aile olalım. Kardeş olalım yeniden. Isıtalım yürekleri.
Saralım sımsıkı birbirimizi.
“………….…”
Arif en güzel ve en samimi duygularını dökmüştü kâğıda.
Sonunda da Allah’a dua etti:
“Ey Rabbim! Dünya insanlığını güzel bir aile eyle. Bizi birbirimize kardeş eyle. Birbirimizin dertlerine de, sevinçlerine de ortak olabilmeyi nasip eyle.
“Allah’ım! Dünya üzerinde bize lûtfetmiş olduğun bütün nimetler hepimize yeter. Nimetleri paylaşabilmeyi nasip eyle.
Bizi aç gözlü ve kibirli eyleme. Kalbimize Senin sevgini ve Senin adına başkalarını da sevebilmeyi yerleştir. Âmin.”

Dünya Okulunun Öğretmenleri
Dünya Okulunun Öğretmenleri

Arif dünyanın büyük bir okul olduğunu, peygamberlerin ise bu okulun en büyük öğretmenleri olduğunu hayal etti.
Hz. Adem’den (as) beri gelen her peygamber, insanlığa çok güzel şeyler öğretmişti.
Tabii önce Allah, peygamberlerine öğretmişti. Meselâ Allah, Hz. Âdem’e (as) eşyanın isimlerini bildirmiş, o da insanlığa öğretmişti.
Son Peygamber Hz. Muhammed (asm) ise dünya okuluna gönderilmiş en son peygamberdi.
Cenab-ı Hak onu bütün peygamberlerden daha mükemmel bilgi ve özelliklerle donatmıştı.
Arif, kardeş ülke Bosna-Hersek’in lideri Aliya İzzetbegoviç’in “Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lâzım” sözünü hatırladı. Aslında bütün peygamberler tam da bu sözün manasını yansıtan en kâmil insanlardı. Çünkü onlar “Allah’ın en mükemmel öğrencisi” olarak “yeryüzünün en iyi öğretmenleri” haline gelmişlerdi.
Üstad Bediüzzaman’ın, Sevgili Peygamberimiz için “Üstâd-ı Ezelîsinden (Allah’tan) ders alır, öyle ders verir.” demesi ve onu Allah’ın “talebesi (öğrencisi)” olarak ifade etmesi de ilginçti.
Gerçekten de Peygamberimiz (asm) her şeyden önce Allah’tan ders almıştı. O, Kur’ân’da geçtiği üzere “Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur.” diyordu. Gerçek bilgi, Allah katında idi.
Peygamberimiz ilim öğrenmeye çok önem vermişti. İlim öğrenmenin her Müslüman için farz olduğunu söylemişti. Çünkü ilimler, bizi Allah’a götürür. Yani ilim öğrenmekle Allah’ın yüceliğini daha iyi kavrarız.
Her bilim ve sanat dalı kendi alanında bize Yaratıcımızın özelliklerini tanıtır. Mesela insan vücudunu tanıdıkça Allah’ın ne kadar mükemmel bir Sanatkâr olduğunu anlarız.
Peygamberimize ilk inen âyet “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” olmuştu.
Bunun için Peygamberimiz okuma yazmaya çok önem vermişti. O daima insanları “faydalı ilim”le meşgul olup güzel bilgiler öğrenmeye teşvik etmişti.
Böylelikle hem kendimize, hem de bütün insanlığa faydalı olabilirdik.
O halde, bu büyük dünya okulunda, peygamberlerin öğretmenliği eşliğinde daima en güzel şeyleri okumalı, öğrenmeli ve yaymalıyız.
Arif, bütün bu manaları, Peygamber Efendimizin doğum yıl dönümü olan Mevlid Kandili vesilesiyle düşünmüş ve hayal etmişti. O’nun (asm) dünyaya gelmesiyle insanlık en büyük öğretmenine kavuşmuştu çünkü.
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed.
Yeryüzündeki ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca ona salât ve selâm olsun.

Minikler temiz çevre için yürüyor
Minikler temiz çevre için yürüyor

“Çevreyi Kirletme Dünyayı Yok Etme”
“Yeşil demek, temiz çevre demek.”
“Temiz çevre, temiz gelecek demek.”

“Çocuklara güzel bir gelecek sunmak istiyorsak, çevre bilinci vermek zorundayız.”
Çocukların küçük yaşlardan itibaren çevre bilinciyle yetişmelerini sağlamak amacıyla başlatılan Yeşil Okul Projesi kapsamında öğrenciler
işte bu pankartlarla Beykoz’da “Temiz Çevre” yürüyüşü gerçekleştirdi. Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek de temiz çevre sağlıklı hayat için yürüyen minikleri yalnız bırakmayarak yürüyüşte vatandaşlara broşürler dağıttı. Ortaçeşme Meydan Saat Kulesi önünden başlayan yürüyüşte öğrenciler ellerindeki “Çevreyi Kirletme Dünyayı Yok Etme” dövizleriyle “Beykoz bizim temiz tutalım” sloganları attı. Yürüyüşte çocuklar çevredeki zararlı atıkları eldivenlerle toplarken atıkların geri dönüşümünün önemine de dikkat çekti.

Tatilde oyuncak yapan çocuklar

Bağcılar Belediyesi Enderun Yetenekli Çocuklar Merkezi’nde hafta içi yaşanan hareketlilik hafta sonu da devam ediyor. 8-13 yaş arası 240 öğrenci
hafta sonu tatil yapmak yerine Enderun Mektebi’ne koşuyor.

 

Çocukların yarısı Cumartesi, diğer yarısı da Pazar günü atölyeye giriyor. Strateji oyunları oynayarak hafıza güçlendirme, analitik düşünme becerisini geliştiren de var, fen bilimleri ve robotik kulüplerinde yeni buluşların peşinde koşan da. Haziran ayı ile birlikte tatil dönemine giriyoruz. Çocukları bu süreçte tamamen rahat bırakmak gelişimlerini geriletebilir. Böyle çalışmalarla tanışan çocuklar, sosyal hayata bağlanarak, aktif katılım sağlar. Haftada birkaç gün verilen bu tarz faaliyetlerle çocuklar, tatillerini dolu dolu geçirmiş olacaklar. Böylelikle yeteneklerini ve sevgilerini birleştirip harika işlere imza atacaklar.

Haber/Kübra Örnek

Bi’ Dünya Kitap
Bi’ Dünya Kitap

Kütüphaneye girdiğimde şu sloganları gördüm:
“Al götür, oku getir!”
“Kitaba dokunun, hayata dokunun!”
“Kitapsız büyüyen çocuk, susuz büyüyen
ağaca benzer.” (Çin Atasözü)
“Her devrin kitabı vardır.” (Arap Atasözü)
*
Kütüphane… Yani kitap/hane. Kitapların bulunduğu yer, mekân. Kütüphane kitaplardan oluşur. Kitapların bulunduğu yerler ise medeniyetin bir göstergesidir aslında. İslâm kültürünün en önemli halkalarından biri “yazma kitaplar”dan oluşuyordu. Evet, matbaa icat edilmeden önce, elle yazılan kitaplar vardı. Kitap öyle kolay yazılmıyor ve bunun için gerekli kâğıt, kamış, mürekkep gibi malzemeler gerekiyordu. Kitap aynı zamanda, dönemin medresede okutulan derslerine kaynaklık ettiği gibi, camilerdeki halkalarda okutulan eserler olarak kullanılıyordu. Bu kitapları okumak için  mukabele, sema, kıraat gibi teknikler öğretiliyordu. Yazma eserlere çok kıymet veriliyordu. Dönemin ilim merkezleri İslâm coğrafyasının da merkezi
sayılırdı. Yazma kitaplara ev sahipliği yapan Şam, Kahire, Bağdat, Buhara, Semerkant, Küfe, Bursa ve Mekke gibi şehirler Ortaçağ Batı dünyasının da ilgisini çekiyordu.
*

Batı dünyası kültürümüzü çaldı. Yüz binlerce eser kaçırıldı. Kimi eserler de yakıldı. İslâm dünyasını ayakta tutan kültürümüz târ ü mâr edildi. Batı, Ortaçağın karanlık dünyasından İslâm ülkelerinden çaldığı eserlerle Rönesans’ı başlattı. Bu yüzden kütüphanecilik, 15. yüzyılda matbaa makinesinin icadıyla hız kazandı. 18. yüzyılda Amerika ve İngiltere’de halk kütüphaneleri kuruldu. Bugün dünyanın en zengin kütüphanesi nerededir diye sorarsanız, Paris’i gösterirler. Bizde ise Cumhuriyet yönetimi ile başlamış, tüm il ve ilçelerimizde halk kütüphaneleri kurulmuştur.
Ancak ne yazık ki, milyonlarca el yazması kitaplarımız paçavra fiyatına Bulgaristan’a, Yunanistan’a veya Amerika Birleşik Devletleri’ne satılmış, arşivimiz sıfırlanmıştır.
*
Her türlü olumsuzlukları bir kenara bırakarak, biz tekrar kitap okumaya hız vermeli ve ilmimizi arttırmalı. Kütüphanelere mümkün olduğu kadar sahip çıkmalıyız. Bunun için en mükemmel kitaba yani Kur’ân-ı Kerim’e sahip çıkarak “marifet, ilim ve sanat”ımızı geliştirmeliyiz.

Dikkat Dikkat! Uzay Yolculuğuna Hazır mısın?
Dikkat Dikkat! Uzay Yolculuğuna Hazır mısın?

Sevgili can dostlarım!
Bu ay uzaya doğru yola çıkıyoruz! Peki, yolculuğa çıkarken yanımıza neler alırız?
Mikrofonumu arkadaşlarıma uzattım ve: “Uzaya çıkarken yanına neler alırsın?”
Diye sordum. İşte cevaplar:

Zeynep Sare Bozdemir:
İp: öteki eşyaları sıkmak için.
Su: orada belki su yoktur.
Kâğıt: eşyaları ip ile bağladıktan sonra sarmak için.

Ömer Özel:
Dünya’yı alırım yanıma yeter. Füzem de kırmızı olsun.

 

Abdullah Gündoğdu:
Yer çekimi alırdım yanıma rahat yürümek için.

Elif Korkmaz:
Yelek alırdım üşümemek için orası soğuk olur. Yiyecek alırdım. Muz, mandalina… Orada yiyecek olmaz çünkü.

Abdullah Özdemir:
Arkadaşlarımı alırım, onlarla birlikte gitmek daha eğlenceli olur. Roketi bir yere kondurur içinden çıkar uzaya bakarız. Sonra da döneriz.

Keşfedilemeyen Sonsuzluk: UZAY
Keşfedilemeyen Sonsuzluk: UZAY

“Bakmazlar mı gökyüzüne onu nasıl bina edip, süslemişiz ki, hiçbir gediği yoktur” ayet-i kerimede dediği gibi, şöyle bir gökyüzüne bakalım.
Ne görüyoruz? Güneş, ay, yıldızlar… Gözümüzün alamayacağı bir sonsuzluk deryası. Hadi şunu göz önüne getirelim: Kendinizi bir lunaparkta veya bir festivalde hayal edin. Ardı ardına patlayan havai fişekleri, pırıl pırıl donatılmış ışıklar ve rengârenk bir âlem düşünün. Aynen gökyüzünü de bu şekilde
hatta daha fazlasını göreceksin. Pırıl pırıl donatılmış yıldızlar, birbiri ardına patlayan galaksiler, ardından bize bütün enerjisiyle gülümseyen bir güneş. Veee; üzerinde yaşadığımız mavi gezegen: Dünya! Dünyadaki olaylar da lunaparktan daha az görkemli değildir.
Yıldız sisteminin kumandanı Güneş, ışığı altında gizlenen muhteşem yıldızlar ordusunu, akşam olduğunda gökyüzü sahnesine teker teker
salarken öyle güzel nakışlarla kendini gösterir ki, insana kâinatı adeta bayram yeri olarak takdim eder. Üstelik bu manzara bir güne mahsus değildir. Milyarlarca yıldan beridir kâinatta bayram şenliği yaşanmakta ve bu muhteşem tablo tekrar tekrar semamızda resmedilmektedir.
*
Peki, sence bu kadar büyük masrafla bu kadar büyük işlerin çevrilmesi sahipsiz veya sebepsiz midir?
Hayır, asla!
Küçücük bir insanın küçücük karaciğeri bile dört yüzden fazla iş görürken, Kudret ve Hikmet sahibi, milyarlarca yıldızı hiç başıboş, sebepsiz ve hikmetsiz yaratabilir mi? Uzayın sabit, değişken veya gece lambaları gibi çalışan kararlı/kararsız yıldızları, elbette ki bize sema şehrinin süslü saraylarını veya dönme dolaplarını hatırlatıyor.
*

Uzayın esrarengiz olayların birçoğu çözülemezken, bazılarının sırları çözüldü gibi: Mesela;
-Milyarlarca yıldır arızasız çalışan dev jeneratörümüz; Güneş.
-Yıldızların yapıtaşlarını oluşturan gaz ve toz bulutları: Nebülözler.
-Atom galaksilerin kalbi sayılan: Pulsarlar.
-Bir çay kaşığı hacmindeki maddesi bir milyar ton gelen cüce yıldızlar: Nötron yıldızları.
-Her türlü maddeyi, sesi, ışığı, zamanı ve koca galaksileri yutabilen görünmez zaman tünelleri: Siyah delikler. (Yıldızların Esrarı, s.8)
*
Bu kocaman kâinatta oluşan olayların, mükemmel bir düzen, muhteşem bir sanat, harika bir nakışla ince ince hesaplanmış olduğunu görebiliyoruz.
Bu ise ancak bir Zat’ın eserleri olabilir. Bize düşen; Modern dünyanın keşfiyle gök kubbemizdeki bu muhteşem tabloları incelemek ve Sanatkârın mükemmel tablolarını seyredip “Zikir, fikir ve şükretmek”tir.