Etiket: #dua

Dua eden böcek: Peygamberdevesi
Dua eden böcek: Peygamberdevesi

Yanlış okumadın; peygamber devesi değil, “Peygamberdevesi.”
Çünkü bugün sana ne bir peygamberi anlatacağım, ne de deveyi tanıtacağım.
Sadece kendimi anlatacağım.
Şeklime takılıp kalma.
Yoksa sen de beni ilk bakışta çekirgeye mi benzettin?
Ben bir peygamberdevesiyim, özelliklerimden bahsetmek isterim. Çekirgeden farklı özelliklere sahibim elbet.

BİR DİĞER ADIM MANTİD!

Benim diğer adım Mantid’dir. Söylemesi ayıp, hamam böcekleriyle aynı familyadan gelirim.
Peki, bana nerden peygamber devesi demişler?
Şöyle açıklayayım;
Görüyorsun ki, ön taraftaki ayaklarım havaya kalkık şekilde duruyor. Tıpkı dua eder gibi.
Bana sorarsan, bu ismimi seviyorum.

Kısaca özelliklerim; vücudum uzun ve ince yapılıdır. Yeşil renkliyim, gözlerim iri, kafam ise üçgen şeklindedir. Aynı zamanda kafamı yana çevirebilen tek böcek türüyüm. Bu halimle sana, “bakış açısının” önemini anlatıyor olmayayım sakın. Yavaş hareket ederim tıpkı bir kaplumbağa gibi. Ama yetişkin olan türlerimiz uçabilme yeteneğine de sahiptir.

İncecik, Sert ve Güçlü Kanatlıyım

Arka kanatlarım bir zar kadar ince, ön kanatlarım ise tam tersi sert ve güçlü bir yapıdadır. Dua ediyor gibi durmamdaki asıl neden; ön bacaklarımla avlanıyor olmamdan kaynaklanıyor. Ön ayaklarımda avımı tutabilmek için kancalar ve dikenler bulunur. Arka ve orta ayaklarımı ise yürümek için kullanırım.

Ahh! bir doyabilsem!

Etçilim, genellikle böceklerle beslenirim fakat bunun dışında cüce fare ve sinek kuşlarını da avlarım. Çok nadir bitki yerim.
Doymak nedir bilmem. Ne yakalarsam yerim; kanat, bacak, kuyruk.. Ne varsa. Bu halimle acaba sana “tasarruf” dersi mi vermek istiyorum?
Bahçıvan ve çiftçilere zarar veren böcekleri tükettiğim için beni severler. Zararlı böcekleri yediğim için organik tarımın vazgeçilmeziyim.
Etoburum ama sana zarar vermem merak etme.

Kamuflaj Ustasıyım

Sana mükemmel bir kamuflaj ustası olduğumu söylemiş miydim?  Yaşadığım yer ya da bitkinin rengini anında alırım. Bu kamuflajın bana yararı sadece avlanmaktan kurtulmak değil, kendi avıma da fark ettirmeden yaklaşabilmemdir. Ha bir de cüsseme bakmadan her şeye saldırırım.  Acaba bu halimle sana “cesaret” dersi mi veriyorum?

SIRADIŞI BİR BÖCEĞİM

Bazı bilim insanları benim normal böcek sınıfında olmadığımdan “ayrı” bir sınıflandırmada olmam gerektiğini söyler.  Acaba bu halimle “işimde en iyisi olmanın önemini” mi hatırlatıyorum? Sıra dışı olduğumu kabul ediyorum. Çünkü az önce de okudun, benim hareketlerimde, sabır, bakış açısı, tasarruf, cesaret, azim, bulunduğum şartlara göre davranmak gibi özelliklerim, benim ne kadar sıra dışı bir yaradılışa sahip olduğumu gösteriyor.
Beni bu özellikleri ile donatan Allah’a ne kadar şükretsem azdır.

Demirci
Her uyanış, yeni bir diriliş!
Her uyanış, yeni bir diriliş!

Arif son zamanlarda babasının dilinden, bir duayı sıkça duyar olmuştu. Babası her sabah şöyle mırıldanıyordu:
“Allahümme bike asbahnâ ve bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’n-nüşûr.” O sabah Arif, merakla babasına sordu:
“Babacığım, okuduğun dua ne anlama geliyor?”
Babası da:
“Peygamberimiz (asm) her sabah uyandığında bu sözleri söylermiş güzel oğlum. Kısa bir manası şu: ‘Allah’ım! Her sabah Senin izninle uyanır ve yine Senin yardımınla akşama kavuşuruz. Senin izninle dirilir (hayat bulur) ve yine Senin dilemenle ölürüz. Hepimiz bir gün Senin huzurunda toplanacağız.'”
Bu sözler, Arif’in çokça dikkatini çekmişti.
“Demek ki Peygamberimiz (asm) her sabah böyle diyormuş” dedi içinden.
“O halde babacığım, sen de Peygamberimiz (asm) gibi yapıyorsun yani. Ne güzel!”
“Evet yavrum. Bu duayı, sen de okuyabilirsin. Hem Peygamber Efendimizin (asm) sünnetine uymuş olacağın için çok sevap kazanırsın.”
Bu teklif, Arif’in aklına yatmıştı. Hemen duayı ezberlemeye koyuldu. Bir yandan kelimeleri tekrar ediyor, bir yandan da duanın manasını düşünüyordu.
“Allah’ım! Her sabah Senin izninle uyanırız” demişti babası ilk cümlede.
Özellikle bu kısım, onu çok düşündürmüştü. Babasına sormadan edemedi:
“Babacığım, biz her sabah Allah’ın izniyle mi uyanıyoruz yani?”
Arif’in çok meraklı olduğunu ve ince düşündüğünü bilen babası, bu soruyu bekliyordu ondan. Tebessüm ederek şöyle cevap verdi:
“Evet güzel yavrum, sadece uyanmamız değil, aslında her şey Allah’ın izniyle olur. Yani, her şeyi Allah yarattığı gibi, her şeyin kontrolü de O’ndadır. Allah izin vermese, bir yaprak bile kımıldamaz. Dolayısıyla uykuya dalmamız Allah’ın izniyle olduğu gibi, uyanmamız da yine Allah’ın izin ve yardımıyla gerçekleşir.”
“O halde, Allah izin vermese, uyanamayız; ya da Allah isterse, bizi daha fazla uyutabilir yani” dedi Arif.
“Aynen öyle yavrum. Tıpkı Allah’ın, Ashab-ı Kehf (Mağara Arkadaşları) olarak bilinen 7 kişiyi, köpekleriyle birlikte bir mağarada 309 sene uyutması gibi…”
Arif, bunu duyunca çok şaşırmıştı. “Nasıl yani? Allah, 309 sene nasıl uyutmuş ki onları?”
“Allah isterse, oluyor işte oğlum. Bu hâdise, bize Kur’ân’da Kehf Suresi’nde anlatılır. Allah’a inanan yedi genç, o zamanın kötü bir kralından kaçarak bir mağaraya sığınmışlar. Allah da onları orada uyutarak, taa 309 sene sonra uyandırmış.”
“Sanki yeniden dirilmişler babacığım!”
“Evet, adeta yeniden dirilmişler!”
Arif, duyduklarına önce çok şaşırsa da, bu hali fazla uzun sürmedi.
O an aklına, Allah’ın her yıl aylarca uyuttuğu canlılar geldi. “Babacığım, Ashab-ı Kehf ve köpekleri 309 sene uyumuş. O kadar olmasa bile, kış mevsiminde aylarca uyuyup ilkbaharda uyanan canlılar da var. Onlar da ilkbaharda adeta yeniden diriliyorlar, değil mi?”
Babası, onun bu düşüncesine hayran kaldı. “Harika bir çıkarım! Aferin yavrum sana. İşte Allah, dilediği canlıyı, dilediği kadar uyutabilir. İsterse saatlerce, isterse aylarca, hatta yüzyıllarca…”
Arif, bugün de çok şeyler öğrenmişti. Bu sebeple çok mutluydu. Şimdi Peygamberimizin (asm) her sabah okuduğu o duayı daha iyi anlıyordu: “Allah’ım! Her sabah Senin izninle uyanırız… Ve yine (her sabah) Senin izninle dirilir, hayat buluruz…”
Evet; her uyanış, yeni bir dirilişti!