Etiket: #alemi

Ben bir yaradılış harikasıyım
Ben bir yaradılış harikasıyım

Tavus kuşu denince aklına ne gelir?

Tabii ki, gözünün alamayacağı renkler gelir.
O halde, haydi tüylerimi takip et
bakalım; hazırsan seni ta Hindistan’a
götüreceğim.
Neden mi?
Genellikle bu bölgede yaşarım da ondan.
İki türümüz var; mavi ve yeşil…
Ben “mavi” renkli olan tavus kuşuyum.
Hindistan’da milli bir sembol olarak gösterilirim.

BİZİ YOK ETMEYİN
Bir de Dünya Koruma Birliği tarafından nesli
tükenmekte olan hayvanlar listesine alınmışız.
İki sebebi var;
Birincisi; sürekli siz insanlar bizi avlıyorsunuz.
İkincisi; insanlar coğrafyamızı alabildiğine bozuyor.
Yani kainat, insan eli değince, karışıyor.
Dengeleri alt üst ediyor.
Bazı insanlar, hayvanları avlayarak dünyanın
ekolojik dengesini bozuyor maalesef.

RENKLERİM HASSAS BİR MEKANİZMA
Neyse, gelelim bana; başım ve boynumdaki mavi renkleri görüyorsun değil mi?

Kuyruğumdaki tüylerim yaldızlı ve yeşil renklidir.
Uçlarına da bu mükemmel sanatı tamamlayan yuvarlak benekli bir bölüm bulunur.
Aslında tüylerim, ışığın farklı dalga boyutlarını süzüp yansıtabilen küçük tüylerin olduğu hassas bir mekanizmaya dayanır.
Bilim insanların araştırmalarına göre, tüylerimin parlak renkleri pigmentler tarafından değil, iki boyutlu olan ve kristale benzer küçük yapılar tarafından üretilir. Yine bilim insanları, ilave optik incelemeler ve hesaplamalarla kristallerin arasındaki boşlukları ve bunların etkilerini incelemişler…
Sonuç mu? Bu ızgaradaki boşlukların boyutlarının ve şekillerinin, ışığın hafif farklı açılarda yansıtılmasına, böylece renkteki çeşitlenmeye yol açtığını bulmuşlar.

MUHTEŞEM DETAYLARIM

Kuşku yok ki, kuyruğum bana muhteşem bir görünüm kazandırıyor.  Nitekim yaklaşık olarak 110-125 santimetre iken kuyruğum 120-130 santimetre olabiliyor. Bu sahip olduğum kuyruk, renk ve desenler Allah’ın hem “Sani” hem de “Müzeyyin” isminin en güzel yansımalarından biri olduğunu söylemeliyim.

RENKLERİM TESADÜF ESERİ OLAMAZ

Bir düşün; hayranlık uyandıran renk uyumu, tesadüfen meydana gelebilir mi?
Elbette mümkün değil. O halde, hiçbir tablo ile kıyaslanmayacak kadar mükemmel kuyruğum da kendiliğinden meydana gelmemiştir.
Bu renk uyumunu ve estetiği görüp de hayran olmayan insan yoktur.
Bu ancak, âlemleri yaratan sonsuz bir güce sahip olan Allah’a mahsustur.

Yeraltı mühendisi: KÖSTEBEK
Yeraltı mühendisi: KÖSTEBEK

“Yeraltı Mühendisi mi?” dediğini duyar gibiyim.
Şöyle açıklayayım;
Ben bir köstebeğim. Üstelik gözleri olmayan bir mühendis…
Nasıl mı? Yeraltında kazdığım tüneller benim evimdir.  Kökleri ve bitkileri yiyerek yeraltında açtığım geçitler içinde kalırım.
Bu geçitleri açabilmem için de toprağı burnumla yukarı doğru sürerek küçük tepeler oluştururum.

BİZ AYNI ZAMANDA İYİ BİRER MİMARIZ

Yeraltının en hızlı mimarları olarak da biliniriz. Bir bilim insanı, benim görüş yeteneğimi kısıtlayan sebepleri sıralarken; göz merceğimdeki lenflerinin eksik gelişimi olduğunu belirtmiş. Peki, tüylerimin tek yöne doğru uzadıklarını biliyor musun?

KOLAY YAKALANMAM

Kemirgenler familyasına dâhiliz. Çevik bir yapıya sahibim. Beni asla göremezsiniz, dolayısıyla da yakalanmam çok zordur.
Galiba siz insanları en fazla sinirlendiren özelliğim de bu olabilir. Oysa tarlalarda veya bahçelerde benim dolaşmam aslında iyiye işarettir.
Benim varlığım, toprağın sağlıklı olduğunu ve içinde minik canlıların yaşadığını gösterir. Çünkü biz köstebekler aslında etçiliz ve solucan, salyangoz, larva ve tırtıl gibi diğer omurgasızlarla besleniriz.

ÖN AYAKLARIM KÜREK GİBİDİR

Sana inanılmaz gelebilir ama bir yılda tükettiklerim 37 kiloyu bulur.
Müthiş bir geçit ustası olarak bilinirim. Dallı budaklı hayat alanımı inşa ederken, kürek biçimindeki ön ayaklarımdan yararlanırım.
Ön ayaklarım beden ağırlığımın tam 20 katı kadar toprağı kazabilir.
Bu arada burnumun ve kafamın da çok güçlü olduğunu bilmem hatırlatmama gerek var mı? Sonuçta kazmış olduğum toprakları burnum ve kafamı sürerek tümsekler oluştururum. Zorunlu olmadıkça yuvamdan çıkmam, kış uykusuna yatmadan sürekli yeni geçitler yaparak hayatımı sürdürmeye devam ederim. Yani hayatım inşaat işçiliği yaparak geçer. “Geçit ustası” lakabımı da bu yüzden hak ettiğimi düşünüyorum.

Ormanın En Hızlı Atleti: ÇİTA
Ormanın En Hızlı Atleti: ÇİTA

Olimpiyatlarda en hızlı koşucu kim diye sorsam?

Hüseyin Bolt dersin. Evet, onun hızına kimse yetişemiyor. Peki, hayvanlar âleminde bu durum nasıl? Sabırlı ol, sana kendimi tanıtayım; Benim adım Çita. Kedigiller ailesinin bir üyesiyim. Gerçekten çok hızlıyım!
Dinlendiğim yerden sıçrayarak ilk saniyede 70 kilometrelik bir hıza çıkabilirim. Bazı bilim insanları bizlerin saatte 112 kilometre hızla koştuğumuzu bile tespit etmiş… Bu benim şimşek hızıyla koştuğumu gösterir. Biliyor musun? 2 saniye gibi bir sürede saatte 70 kilometre hıza çıkarım. 4,5 saniyede ise 100 kilometre hıza ulaşırım, hem de hiç zorlanmadan. Ne o şaşırdın mı?

DEPAR ATLETİ

Şimdi sıkı dur;
En son ulaştığım hız saatte kaç kilometre biliyor musun? Tam 140 kilometre.
En hızlı bir arabayla neredeyse eşit hızda giderim. Ayrıca 140 kilometre hızdayken bile hiç bir arabanın ve motosikletin yapamayacağını yapar
ve inanılmaz bir açı ile çok sert dönüşler yapabilirim. Bu dönüşlerimde ise savrulma söz konusu olmaz. Ancak tam bir depar (çıkış) atleti derler
bana.

HIZLI AMA YORGUN

Maksimum hızımı sadece 4-5 saniye sürdürebilirim.
Ancak bu hızım 400-500 metre yol aldıktan sonra düşer…
Çünkü çok çabuk yorulurum.
Bizler tam bir avcı olarak biliniriz ancak bazı insanlar derimiz için bizi avlıyor. Bu yüzden neslimiz çok çabuk tükeniyor. Afrika’da özel bir koruma altına alınmış olsak bile insanların av merakı yüzünden varlığımızı çok zor şartlar altında sürdürebiliyoruz.

Kanatsız Kuş: KİVİ
Kanatsız Kuş: KİVİ

Arkadaşım Zeynep’le sohbet ediyorduk. Bana izlediği bir çizgi filmden bahsetti. Anlatırken gözleri dolmuştu. Belli ki çok etkilenmiş.
Ben de hemen izlemek istedim. Çizgi film bir kivi kuşunu anlatıyordu. Kivi kuşlarının kanatları yokmuş, ben de o gün öğrendim. Çok ilgimi çekmişti nasıl olur da bir kuşun kanadı olmaz diye hayret etmiştim. Kanatsız kuş mu? Şaşırdınız değil mi? Sıkı durun, sizinle öğrendiğim bilgileri paylaşacağım. Şöyle anlatayım;

UÇAMAYAN KUŞ

Kivi bir kuş türüdür. Uçamayan bir kuştur. Yeni Zelanda’da yaşayan ve bu ülkenin simgelerinden olan kivilerin bugün soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Beş tane kivi türü olduğu bilim insanları tarafından tespit edilmiş. Bir tavuktan daha büyük olmayan kiviler yuvarlak, tombul bir yapıya sahip olup kısa boyunlu küçük kafalıdır. Ama gagaları oldukça uzun, ince ve hafifçe kıvrık bir yapıya sahiptir. Vücutlarının tersine kalın ve güçlü bacakları vardır.

İNCE UZUN TÜYLER

İnce uzun tüyleri, kuyruklarını gizleyerek üzerlerinde bir örtü oluşturur. Genellikle gece ortaya çıkar, gündüzleri kovuklarda, karanlık köşelerde gizlenirler. Nemli toprakları ve yosunları gagaları ile didikleyerek içerideki kurt ve böceklerle beslenir. Uzun gagasını toprağın içine sokarak, aslında toprağı koklarlar. Bunun sebebi temel besin kaynaklarından olan yer solucanlarını bulmaktır.

SEVİMLİ KİVİLER

Bakmayın öyle küçük göründüğüne, oldukça oburdurlar; bir günde yaklaşık 700 gram böcek tüketirler. Geceleri oldukça çevik ve hareketli olan Kiviler gündüzleri aynı hareketi gösteremez biraz sersem gibi olurlar. Rahatsız edildiklerinde kafasını tüylerinin altından dışarı çıkarıp hiç kımıldamadan, gagalarını açıp başını sağa sola sallayarak karşısındakini ürkütmeye çalışırlar. Geceleri etkin olmalarına rağmen görme yetenekleri de oldukça zayıftır; diğer bir deyişle fazla uzağı göremezler.
Sizce de çok sevimli bir hayvan değil mi?

Şşştt!!! Sessiz Olun, Canlılar Kış Uykusunda!
Şşştt!!! Sessiz Olun, Canlılar Kış Uykusunda!

Şşştt! Sessiz olun arkadaşlar! Burada uyuyanlar var!
-Aa, neden ve kimler uyuyor ki?
Bilmem, bunu araştırabiliriz. Haydi, gel biraz belgesel izleyelim. Ne dersin?
-Bence bu hayvanlar kış uykusuna yatmış.
Kış uykusu mu, o da ne? Yani, sadece kış mevsiminde mi uyuyorlar?
Bak, şimdi daha çok merak ettim. Hadi bir an önce televizyonu açalım.
Hem, öğrendiğimiz bu bilgileri arkadaşlarımızla paylaşırız.
-Çok güzel bir fikir!
Dikkatle izleyelim…
Bak, görüyor musun?
Diyor ki; hayvanlar, hayatını daha sağlıklı bir şekilde devam ettirmek için kış uykusuna yatar.

-Peki, kış uykusuna yatan hayvanlar hangileri?
Televizyon sanki sesini duydu! Şimdi gösteriyorlar. Dikkatlice takip edelim.
-Sevimli ayılar, minik kurbağalar, dev köpekbalıkları, radar yarasalar, yılanlar, kemirgen hayvanlar hatta kaplumbağalar bile kış uykusuna yatarmış.
Sen de benim gibi şaşırdın mı? Dur dur! Bak bu konu hakkında bilgi veriyorlar.

UYKUCU AYILAR

Demek ayılar kış uykusuna yatıyormuş, baksana bebek gibi uyuyorlar!
Aa, aldıkları kiloları kışın uykusunda yakıyor, vücutlarındaki yağları da proteine çeviriyorlar.
-Peki, ayılar ne kadar süre kış uykusunda yatar? Türlerine göre değişiyormuş. Ama en fazla 7 ay uykuda kalıyorlar.

İRİ GÖZLÜ UYKUCU; KURBAĞALAR

-İnanmıyorum, kurbağalar da mı kış uykusuna yatıyor?!
Dahası; kurbağalar uyurken kalbi durur, nefes alıp veremez… Vücudundaki suyun çoğunluğu buza döner. Kurbağa, adeta taş gibidir; matlaşır, vücudu katılaşır. Ancak iç organları donmadan muhafaza edilir. Sinir sistemi iptal olduğu için oksijen dahi alamaz. Mevsim sonrası ancak buzlar erirse, kalbi atmaya başlar ve normal hayatına dönebilir. Adeta geçici bir ölüm yaşar ve sonra tekrar hayata merhaba der. Acaba bu bize neyi hatırlatır?

OKYANUSTA KIŞ UYKUSU

-Nasıl olur? Hiç köpek balığı kış uykuna yatar mı?
Okyanuslarda gördüğümüz köpek balıkları suyun soğumasından dolayı pek fazla yiyecek bulamayınca, okyanusların derinliklerinde uyuyorlarmış.

BİLGE UYKUCU: KAPLUMBAĞALAR

Gelelim kaplumbağaya;
Kaplumbağaların da çoğu kış uykusuna yatmaktadır. Hatta evde beslenen su kaplumbağaları da bu grubun içerisinde yer almaktadır.
Birçok kişinin evde beslediği su kaplumbağasını kışın öldü diye gömdüğü bilinmektedir.

CANLILAR KENDİNİ ŞARJ EDİYOR

Kimler var diye merak ettiğimizde, böcekler, yarasalar, yılanlar ve hatta kemirgenler de kış uykusuna yatar.
Yani, kış uykusuna yatan uykucu hayvanların yanı sıra, ağaçlar, bitkiler de nasipleniyor. Adeta birçok canlı kendini “şarj” ediyor diyebiliriz. Yani güç
toparlıyorlar. Her canlı Allah’ın çizmiş olduğu sınırlar içinde geçici bir ölüm yaşıyor, ardından yeni bir başlangıçla baharda gözlerini açıyor.
Bu da bize yeni bir hayatın var olduğunu apaçık göstermiyor mu arkadaşlar?