Etiket: aile

Aile içi kış oyunlarına geri mi dönülüyor?
Aile içi kış oyunlarına geri mi dönülüyor?

İĞNE Mİ, İPLİK Mİİİ, DAVUL MU, ZURNA MIII?

Haydi, hep birlikte kış oyunu oynayalım!
Hayır, hayır. Hemen tablet bilgisayarını açıp; Kartopu Nişancısı, Snowbordcu genç, Kar Kamyonu veya Vancouer 2018 oyunlardan bahsetmiyorum.
Söylemek istediğim şey, geleneksel ev oyunları… Yani evde yüz yüze oynanabilen oyunlardan bahsetmek istiyorum… Hani eskiden sobalı evlerde otururken bütün aile fertlerinin içinde bulunduğu oyunlar var ya, işte ondan.
Tabii ki, teknoloji hayatımızın her alanında yer aldığı için biz çocukların oyun şekillerini de değiştirdi.
Büyüklerimin anlattığına göre; eskiden sokaklarda koşup zıplayan çocuklar varmış. Yağmur, çamur demeden oyun oynarlarmış.
Kar yağdığında kardan adam yapar kartopu atarlarmış.
Dışarı çıkamadıkları, yani hava çok sert ve soğuk geçtiği zaman; soba başında “el üstünde kimin eli”, “Kol kola gir kurtul”, “Sıcak soğuk”, “Kabak oyunu”, “Don ateş” gibi birçok oyunları ev içinde, üstelik elektriğe ihtiyaç duymadan oynarlarmış.
Ben de şaşırdım. Hani şimdi eğitimciler çocukların eğitimi ve kişiliği üzendeki olumlu etkilerini anlatırken, mutlaka geleneksel oyunları tavsiye ediyor ya… Şimdilerde aileler çocuklarıyla, evde ve dışarıda birlikte neler oynayabiliriz diye araştırıyorlarmış.
Bir ülke düşünün ki,
-Tarihinden uzak,
-Kültüründen uzak,
-Aile içi oyunlardan da uzak yetişsin.

Biz buna rağmen, oyunlarımızı unutmamak ve yaşatmak adına bir hatırlatma yapalım istedik.
Hadi hep birlikte evde kış oyunu oynayalım. Televizyonu, bilgisayarı hatta cep telefonlarını kapatalım.
Mesela, “El üstünde kimin eli” ile başlayalım oyunumuza.
Aramızda kura çekelim ve bir kişiyi ebe seçelim. Ebemiz, dizleri ve elleri üzerine çöksün. Diğer arkadaşları ellerini sırayla üst üste koysun ve bağırsın:
“El üstünde kimin eli var?” diye.
Ebe bilirse ne güzel… Ebelikten kurtulur ve en üstte onun eli yer alır. Ya bilemezse? İşte arkadaşları sorar, “İğne mi, iplik mi, davul mu, zurna mı?” diye… Eğer iğne ve ipliği seçerse; parmaklar sırtına batırılır. Yok eğer davulu seçerse, vay haline: sırtına yumruklar hafifçe vurulur. Ya zurnayı seçerse? O zaman kulağına bağırılır.
Hadi bir oyun daha oynayalım, ismi de “Kol kola gir, kurtul” olsun.
Ev içinde, sınırları belli bir alanda çocuklar arasından bir ebe seçilir. Ebenin görevi, tek olarak hangi oyuncuyu görürse, onu ebelemek ve oyundan çıkartmaktır. Kaçan oyuncu ise vurulmamak için hemen bir arkadaşının koluna girer. Böylece oyun dışı olmaktan kurtulur. Ebe tarafından kovalanan oyuncu, kol kola girmiş iki arkadaşının koluna giremez. Tek kalan oyuncuyu bularak, onun koluna girmelidir.
Oyunlar öyle çok ki. Hadi son bir tane daha oynayalım, adı da, “Sıcak/soğuk” olsun.
Oyuncular arasından bir ebe seçelim. Saklamak üzere bir nesne seçsin. Ebe oyun alanının dışına çıkartılsın, geride kalanlar ise bu nesneyi saklasın. Ebenin görevi bu nesneyi saklandığı yerden bulmaktır. Eğer saklanan nesneye yaklaşırsa “Sıcak!” diye bağıralım, uzaklaşırsak “Soğuk!” diyerek yönlendirelim. Eğer ebe nesneyi bulursa kendi istediği birisini ebe seçebilir.
Daha çook oyunlarımız var. Onu da siz araştırın bulun olmaz mı?

MUTLU YUVA DERNEĞİ’NDEN HER ÇOCUĞA BİR AİLE
MUTLU YUVA DERNEĞİ’NDEN HER ÇOCUĞA BİR AİLE

Gülsüm Hanım evli ve üç çocuk annesi. Aynı zamanda Mutlu Yuva Derneği’nde Hâmî Aile Komisyon başkanı olarak 8 yıldır görevi başında… Kendisine “Hâmî Aile”yi sorduk.

Aile ortamını keşfedilmesini İstiyoruz

Gülsüm Hanım, bize Mutlu Yuva Derneği’ni ve misyonunu anlatabilir misiniz?

Mutlu Yuva Derneği Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yaptığı iş birliği kapsamında, kimsesiz ve korunmaya ihtiyaç duyan çocuklar için; 5-6 çocuğun bir evde kalarak aile ortamını keşfedebilmelerini, komşuluk ve mahalle olgusunu öğrenebilmelerini ve toplumla iç içe yaşayarak, topluma nitelikli bireyler olabilmelerini sağlamak maksadıyla çocuk evleri açmaktadır.
Mutlu Yuva Derneği kimsesiz ve korunmaya ihtiyacı olan çocukların her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarını sevgi dolu bir yuvada karşılamak amacıyla 2010 yılında kurularak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile yapılan işbirliği içinde faaliyetlerine başlamıştır.

Çocuk aile varlığını hissetmeli 

Hâmî Aile Komisyon başkanı olduğunuzu söylemiştiniz. Hâmî Aile nedir, bize biraz bu konudan bahsedebilir misiniz?

Her çocuğa bir aile hedefi ile çocuk evlerinde kalan çocukların, kendisine özel belirlenmiş bir ailenin haftada en az bir gün misafiri olarak hayatına dâhil olmasıdır.
Hâmi Aile uygulamaları ile hâmî olunan kimsesiz, korunmaya ihtiyaç duyan ya da çeşitli nedenlerle öz ailesi yanında bakılamayan çocuğa, yoksun olduğu sıcak aile ortamını, anne – baba rol modelini, aile içi iletişim yapısının gösterilmesi, onu seven, koruyan, güvenebileceği bir ailenin varlığının hissettirilmesi hedeflenmektedir.

Tüm toplumu duyarlı olmaya davet ediyorum

Çalışmalarınızda başarılar diler, bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Çok teşekkür ederim. Size de çalışmalarınızda başarılar dilerken, aramızda yaşayan dezavantajlı bu çocuklarımızla ilgili tüm toplumu duyarlı olmaya ve sorumluluk almaya davet ediyorum.

RÖPORTAJ/Kübra Örnek

Bir Mektup Yaz Dünyaya!

“Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız.”
Arif, Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’nde söylediği bu sözü okuyunca, dünya insanlığını “kocaman bir aile” olarak hayal etti. Kendisi de bu ailenin bir üyesiydi. Herkes Hz. Adem ile Havva anamızın çocukları idi. Böyle düşününce “Ne kadar da çok kardeşim var benim!” dedi.
Aile yuvası sıcak olurdu elbette. Ailede sevgi ve saygı olurdu. Birlik beraberlik olurdu.
Peki dünya böyle miydi?
Arif’in başı öne eğildi. Aslında başı önüne eğilmesi gereken o değildi. Ama eğilmişti işte…
Dünya maalesef sıcacık bir aile yuvası gibi değildi. İnsanlar kendilerini “aynı çatı altındaki kardeşler” olarak görmüyorlardı. Savaşlar, açlıklar almış başını gitmişti.
Arif haberlere baktığında çok üzülüyordu bu yüzden.
İnsanlık nasıl bir aileydi ki? Eğer herkes Hz. Adem’in çocukları ise, bu kardeş kavgası da neyin nesiydi? Hz. Adem’in ilk çocuklarından Kabil’in Habil’i öldürmesi gibi ne yazık ki insanlar birbirlerini öldürmeye devam ediyorlardı.
Peygamberimizin dünyaya gelmesi ve bütün insanların kardeş olduğunu söylemesi aslında dünyaya gönderilmiş çok büyük bir “barış mesajı” idi. Arif “İnsanlık bu mesajı okumalı ve gereğini yapmalı” diye düşündü. Ama nasıl?
“Dünyaya bir mektup yazmalıyım” dedi o an. “Evet evet, dünyaya yani insanlık aileme… Madem hepsi benim ailem!
Bu mesajıma ilgi duymalılar” diye düşündü.
Ve şöyle yazdı Arif:
“Ey insanlar!
Hepimiz Hz. Adem’in çocuklarıyız.
Hepimiz kardeşiz yani.
Ne olur birbirimizi üzmeyelim.
Kırmayalım kalplerimizi.
İncitmeyelim yüreklerimizi.
Açta açıkta bırakmayalım hiç kimseyi.
Vurmayalım, kırmayalım.. Ne olur! Güzel bir aile olalım. Kardeş olalım yeniden. Isıtalım yürekleri.
Saralım sımsıkı birbirimizi.
“………….…”
Arif en güzel ve en samimi duygularını dökmüştü kâğıda.
Sonunda da Allah’a dua etti:
“Ey Rabbim! Dünya insanlığını güzel bir aile eyle. Bizi birbirimize kardeş eyle. Birbirimizin dertlerine de, sevinçlerine de ortak olabilmeyi nasip eyle.
“Allah’ım! Dünya üzerinde bize lûtfetmiş olduğun bütün nimetler hepimize yeter. Nimetleri paylaşabilmeyi nasip eyle.
Bizi aç gözlü ve kibirli eyleme. Kalbimize Senin sevgini ve Senin adına başkalarını da sevebilmeyi yerleştir. Âmin.”

Ailede “Sevgi” Var
Ailede “Sevgi” Var

Ailenin kapısı mutluluktur. Mutluluk kapısının ilk anahtarı; gülümseme veya gülebilme becerisidir.
Neşe, bir insanın en büyük zenginliğidir.
İyimser olabilmek değerli bir alışkanlık değil de nedir? Sevgi ise insan olabilmenin vazgeçilmez bir özelliğidir.
Güçlü aile yapısının temel taşı nedir diye sorsalar, “sevgi”dir diyeceğiz. Sevgi verdikçe artan, karşılığında hiçbir ücret ödenmeyen,
Allah’ın bize lütfettiği bir nimettir.
Hayat boyu bize güç, enerji ve iyi olma halini sevmek duygusu verebilir.
İlk sevgiyi “anne” ile tadarız. Sonra baba ve sırasıyla diğer aile fertleriyle bu enerjiyi sinerjiye dönüştürürüz.
Sevmenin temeli “sevilmekten” geçer. Bir ailede, eğer fertler seviliyorsa, onlar bir sonraki kuşağa aynı duyguyu aktarır.
Bu yüzden, birlik ve beraberlik ilkesine sahip ailelerden oluşan toplumlar, tüm sorunlarının çözümünde daha başarılıdır… Yarınlarımıza sahip çıkmak güçlü aile yapısını korumakla mümkün.
Çünkü ailemiz, toplumun en küçük birimi, hatta çekirdeği hükmünde. Eğer aile yapısı sağlam ise toplum da sağlamdır.
Toplumun sağlam olması ise fertlerin birbirine karşı gösterdikleri sevgi, saygı ve hoşgörüyle mümkün.
Bir tebessüm, mutluluğu beraberinde getirir. Mutluluk ise aileyi ayakta tutar.
Sağlam aile ise bir toplumun manevi kalesi gibidir adeta.
Değil mi ki, insanın özellikle Müslüman bir ferdin sığınağı, bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır.
Aile bir sığınaktır. Bu yönüyle, aile, samimi hürmeti, sevgiyi, şefkati, sadakati aralayan küçük ama geniş bir şahs-ı manevidir.

Merhaba
Merhaba

Sevgili Can ve Canan dostlarım;
Dile kolay; 347’inci sayımızla seninle birlikteyiz. Bu ne anlama geliyor biliyor musun?
Her ay seninle düzenli olarak bir araya gelen dostuz biz.
Hani ne derler; kardeş dost olmayabilir ama dost, her zaman kardeştir.
Mevlana’nın bir sözünü hatırlayalım:
Üç çeşit dost vardır;
-Gıda gibidir, her gün onu ararsın.
-İlaç gibidir, bazen ihtiyaç duyduğunda ararsın.
-Hastalık gibidir, o seni bulur.
Yani, dost; hem gıda, hem ilaç hem de hastalık gibidir.
Can Kardeş, bu ölçülere en uygun bir aile olma özelliği taşıyor biliyorsun.
Bu sayımızda “Ailede ‘sevgi’ var” diyoruz. Sevginin ailedeki önemine değinirken, toplumsal barışa nasıl katkı sağladığına hep birlikte bakacağız.
“Yaradılanı sevdim, Yaradandan ötürü” diyen Yunus Emre’nin torunlarıyız biz. Allah’ı sevdiğimiz için bütün yaradılmışları sevmeliyiz aslında. Karşımızdakine sevgimizi hissettirmeliyiz.
Doğru bir iletişim için daima güler yüzlü olmalıyız.
Hatta bu günden itibaren evimizi bir sevgi cennetine dönüştürelim. Kendimizi, ailemizi, çevremizi, dostlarımızı ve vatanımızı hep birlikte sevelim.
Sevin, sevil ve sevgiyle kal.
Gözündeki nur hiç sönmesin, Allah’a emanet ol.

“Eğitim Ailede, Öğretim İse Okulda Başlar”
“Eğitim Ailede, Öğretim İse Okulda Başlar”

2007 yılında Türkçe öğretmenliğinden mezun olan Ela Nur Turhan, özel bir kolejde çalışıyor.
24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanır.
Biz de bu özel gün dolayısıyla Ela Nur Hanım ile mesleği üzerine konuştuk.

Sizce ideal bir öğretmen nasıl olmalı?

İdeal öğretmen öncelikle mesleğini severek yapmalıdır. Öğrenme / öğretme etkinliklerini iyi planlamalı; eski “geleneksel”
tutumlardan vazgeçip, “öğrenci merkezli” öğretmeye doğru yol almalı; düşünen, sorgulayan, araştıran, eleştiren, çok yönlü okuyan bireyler yetiştirebilmek için öğrencileri etkin kılmalıdır.

Farklı karakterlere uygun, alternatif bir eğitim nasıl verilir?

Eğitim-öğretim geliştirme konusunda öncelikle öğrencilerin çok iyi gözlenmesi gerekmektedir.
Bireysel farklılıklara dikkat edilmelidir. Bu farklılıklar ölçü alınarak sınıflar oluşturulmalıdır. Öğrencilerin yetenek ve ilgilerine dikkat edilmesi ve yapılabiliyorsa küçük yaşlardan itibaren geliştirilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Eğitimde otorite mi, sevgi mi esas alınmalı?

Eğitimde otorite her zaman olmalıdır. Fakat bu otoritenin yanında korku değil sevgi-saygı olmalıdır. Çoğu öğrenci sevdiği öğretmenin dersinde başarılı olmuştur. İlgi ve yetenek sevgiyle beslenip gelişir. Öğrencinin gözünün içine sevgiyle bakmalıyız. İlgiyle sevgiyle sırtına dokunmak dahi öğrencinin kendini değerli hissetmesini sağlar.

Türkçe dersini öğrencilerinize nasıl sevdiriyorsunuz?

Öncelikle sık sık karşılaştığım bir durumu paylaşmak istiyorum. “Öğretmenim Türkçe biliyoruz ama neden dersi var?” Türkçe anadilimiz. Duyarak öğrendiğimiz bir dilin özelliklerini ne yazık ki etraftan öğrenemiyoruz. Bu dilin kurallarını bilmeden, başka bir dili öğrenmeniz söz konusu olamaz. Okuduğunu anlayan, anladığını yorumlayan, yorumladığını ifade edebilen bireyler Türkçe’yi bilmekten geçer. Öğrencilerimizi bugünün küçüğü yarının büyüğü olarak görmeliyiz.

Eğitim ve Öğretim arasındaki farkı nasıl tanımlayabiliriz?

Eğitim ve öğretim birbirinden farklı kavramlardır, bireyin birçok anlamda kültürleşme sürecidir.
Eğitim aileden başlar. Öğretim ise okul hayatıyla başlar. Eğitim daha kapsamlıdır hayat boyunca devam eder. Her eğitim öğretim olamaz ama her öğretim eğitimin bir parçasıdır.

RÖPORTAJ/ KÜBRA ÖRNEK