Kategori: Origami

Üşenmeden Yeni Başlangıçlara
Üşenmeden Yeni Başlangıçlara

Projeksiyon açık o günkü matematik dersini perdeden deftere geçiriyordum. Sınıf perdeleri sımsıkı kapalıydı ama yağan yağmuru hissediyordum. En sevdiğim örüntü konusunu işlerken bile bu yağmur beni, bir an önce dışarı çıkmaya heveslendiriyordu. Arkadaşlarla sözleşmiştik yağmur yağınca okulun bahçesindeki en kuytu yerdeki oluğa gidip damlayan suların altında koşmaca oynayacaktık. Yalnız zil çalınca çabuk olmalıydım. Nöbetçi öğretmen kapayı kapattırırsa oyundan mahrum kalabilirdik. İki kare bir üçgen iki daire, iki kare bir üçgen iki daire… Örüntümü tamamladım. Zil çalarsa, fırla… O an ayakkabılarıma takıldı gözlerim. Ayakkabılarım suda oynamak için çok uygun değildi. Ama zaten son teneffüstü eve gidince değiştirebilirdim. Oyuna başlamak ,için nasıl da heyecanlıydım. Bir an önce başlamalıydım. Öğretmenimin birkaç örüntüyü evde yapmamız için eve vermesi ile biraz canım sıkıldı. Azıcık da olsa böyle eve verilen çalışmalara bir türlü başlayamıyordum. Evin en sevdiğim kısımı olmasına karşı odamı toplamaya başlamak da zordu mesela. Yeni bir kitabı okumaya başlamak da öyle. İçimde bir korku oluyordu.

Ya çok çirkin yaparsam, başaramaz- sam… Arı, karınca, sinekler küçücük canlılar bile kendilerinden beklene- meyecek büyüklükte işleri yaparken hangi motivasyonla yapıyorlardı.

Hiç üşenmeden, ertelemeden, vazgeçmeden. Herhangi bir karınca herhalde “Mükemmel derecede buğday tanesi taşımalıyım” ya da bir arı bir damla balının kocaman bir petek oluşturduğu sonucuna odaklanıp “En büyük petek benim peteğim olmalı” demez herhalde. Sıramın altına eğilip ayakkabı çıkardım ayaklarıma poşet taktım bir ders beni ıslaklıktan korurdu herhalde. Zil çaldı. “Her hayrın başı bismillah“ der dedem. Oyuna doğru koşarken yepyeni başlangıçlara bismillahla başlayıp üşenmeden tüm işlerimi ertelememeye karar verdim.

Ayakkabı origamilerinden renk renk ister bir çift ister birçok çift katla. Bunlardan nasıl bir tasarım yapabileceğini düşün, mesela bir ayakkabılık yapabilirsin ya da ayakkabı dükkanı. Başlamaya üşendiğin, ertelediğin çalışmaları düşün, resimle ya da yaz. Başlamayı ertelediğin işleri yaptıkça tasarımındaki her ayakkabıya bir işaret koy.

1) İz yapmak için katlayın ve geri açın.

2) Tam ortadaki çizgiye iki üçgen oluşacak şeklinde katlayın.

3) Yönünü değiştirip ortaya doğru katlayın.

4) Kesik çizgiden katlayın.

5) Kesik çizgiden geriye doğru katlayın.

6) Yarısından ikiye katlayın.

7) Kesik çizgiden içeri doğru katlayın.
Burası ayakkabının neresi sizce?

8) Kesik çizgiden içeri doğru katlayın. Topuğu olduğunu fark ettiniz mi?

9) Ayakkabımız hazır.

 

 

 

Yazan: Mihriban Sezer

Resimleyen: Ravzanur Güleçyüz

“Pembe olsa, pembe olmasa…”
“Pembe olsa, pembe olmasa…”

Pembe rengi çok seviyorum. Kim sevmez ki demiştim bir kere Alper hemen itiraz etmişti. Ben sevmem. Ama aynı gün onu pembe pamuk şeker yerken görmüştüm. Pembe tokalarım, pembe çizmelerim, pembe kıyafetlerim, pembe kalemlerim benim en
kıymetlilerim. Misafirliğe gittiğimiz de ikram edilen şekerlerin hep pembe olanlarını seçerim.
Pembe şeker… Ağabeyim de pembe sevmem der ama onunla da pembe panter izlemeyi severiz. İlkbaharda kiraz ağaçları mesela, onlarda pembedir. Yere dökülen pembe kiraz çiçeklerleriyle oyun oynarım.
Dökülmüş çiçekleri ipe dizip kolye yapmıştım bir keresinde. Sonbaharın ilk günlerinde güneşin batışını gördüğümde “Anne, gökyüzü pembe! “ diye seslendim ama annem cevap vermedi. Ağabeyim, “Pembeyse ne yapalım? Ne çok seviyorsun pembeyi. Akşam oluyor işte. Gün batımında gökyüzü böyle pembe.” dedi. Ağabeyim yanılıyor aslında sevmediğim bir pembe var benim.
Pembe kâğıt… Hani şu üstünde yuvarlaklar olan A,B,C,D yazan pembe kâğıtlar. İlk karşılaştığımdan beri sevmiyorum o pembe
kâğıtları. Geçen gün yaptığım resimde eksik kalan dağları ne renk yapacağıma bir türlü karar verememiştim.
Bu kâğıtlardan dağlar kesip yapıştırabilirdim. Pembe maymun bile yakışırdı resmime. Bazen büyükler bunedenleri görmekte zorlandıkları için biz çocukların gördüklerini de eleştiriyorlar.
Hayallerimden sıyrılmamı sağlayan bu pembe kâğıtların yanında öğretmenimizin dağıttığı küçük kitap oldu. Küçük kitapta yazan
soruların doğru cevaplarını pembe kâğıttaki harflerin içini doldurarak bildirmek zorundaymışım.
Bana çok karışık, sıkıcı gelen ve çok uzun zamanda işaretlediğim cevapları Ela hemencecik yapar. Hatta hâlâ ayakkabılarını bağlayan ve okula gelirken sırt çantasını taşıyan annesi de bu durumdan çok mutludur. Neyse ben pembe kâğıtlarınbaşında hayallerimin rengine değiştirmeye gidiyorum. Belki Ela’nın sırt çantasını daha kolay taşıması ve ayakkabılarını kendi bağlayabilmesi için de yeni fikirler bulurum. Yan sayfada ki origamiyi katlayın. Farklı renklerde birçok katlayıp şekerci dükkânı
yapabilirsiniz. Sizce hikâyenin devamında neler olacak? Sevdiğiniz renklerde hiç olmayan varlıklar düşünün. Mesela yeşil bir
bulut. Neden böyle olduğu hakkında nedenler üretin. Bunları yazın, çizin ve katlayın.

Yazan: Mihriban Sezer

Çizen: Ravzanur Güleçyüz

 

Başıma Gelenler Başımın Üstü
Başıma Gelenler Başımın Üstü

Burası bir uzay istasyonu mu? Yoksa her birinde maske ve yeşil kıyafet olan kişiler deuzaydan gelmiş uzaylılar mı?
Bana da giydirmişler bu yeşil kıyafetlerden.
Birilerine soru sormak istiyorum da üstünde olduğum tekerlekli masanın gıcırtısından beni duyan olur mu? Hem bu maskeliler
benim dilimden anlar mı ki? Çocuk dili benim dilim… Şimdi başlayacağım çocuk dilinin en evrensel sözcüklerine… Ağlayarak söylemek…
Tekerlekli masa ile ışıklarının gözlerimi kamaştırdığı, sayamadığım kadar çok koridordan geçiyoruz… Yaz günündeyiz ama buz gibi koridorlar… Çok sıcak diye şikâyet ettiğim evimize gitmek istiyorum. Kaçmak hatta…
Çok pişmanım keşke o kadar çok uzaylılarla ilgili film izlemeseydim. Saçları lüle lüle olan yeşil kıyafetli, sakince maskesini indirdi.
Karşılaşacağım manzaranın korkunçluğuna hazırken tatlı sesli bir kadın “Merhaba ben Doktor Gülfem. Küçük bir ameliyat için buradasın.”
Burası hastanenin ameliyathanesi idi. Doktorun merhaba sözü beni bahçedeki kirpiyle tanıştığım güne döndürdü.
Aslında bu kirpiyle ilgili eğlenceli gözlemlerin sonucunda yaptığım hareketlerin, burada olmam sebebi olduğunu hatırlattı. Küçük kirpiyle de topum çalılıkların arasına kaçtığında karşılaştık.
Bizim bahçede kirpi yaşadığını bilmiyordum.
İkimizde şaşırdık. O tortop oldu ben de topumu oradan alıp hızlıca uzaklaştım.
Biraz daha bekleyip iyice incelemediğime çok pişman olmuştum. O günden sonra her gün sessizce kirpiyi gözlemliyordum. Bazen bizim gibi beş adet olan parmakları ile hızlı hızlı yürüyüşünü seyrediyor, bazen küçük su birikintisinde böyle kolay yüzebildiği için hayran oluyordum. Onu gördükçe yüzmeyi öğrenmekten korkmamak için kendime söz veriyordum.
Kirpim bir süre yok olduğunda çok üzülmüştüm. Meğerse kış uykusuna yatmış.
Uykudan uyandığında onun daha canlı, hevesli olduğunu gördüğümde bazen beklemenin beni de iyileştireceğini düşündüm. Tabiat ne güzel ve eğlenceliydi. Ne de güzel bir öğretmen.
Zorla bana öğretmeye kalkmıyordu.
Tam da böyle geçip giden günlerin birinde tabiatta geçirdiğim bir kaza vücudumda var olan bir hastalığın birazcık artmasına neden olmuştu. Bu da ancak bu ameliyatı geçirmekle iyileşecekti. Bazen güzelliklerle korkular birbirine karışabiliyor sanırım. İyileşince kirpim ve yeni doğan sekiz yavrusu ile yeni keşifler yapmayı planlıyorum. Kim bilir belki yepyeni canlılarda tanıma fırsatım bile olur.
Ama tabii ki bu sefer daha önce yaptığım hataları yapmadan bu uzay istasyon gibi yerden uzak kalarak… Denemekten, keşfetmekten pes etmek yok.
Bu hikâyenin geçtiği yeri çizip boyayın.
Kirpi origamisini yapın.
Bu hikâyede çocuğun gözlemlerini okudunuz.
Kirpiye konuşma balonu yaparak kirpinin çocukla ilgili gözlemleri sonucunda söylemiş olabileceği cümleleri yazın.

 

Yazan: Mihriban Sezer

Çizen: Ravzanur Güleçyüz

 

BEKLEMEYİ SEVMEYEN ÇOCUK
BEKLEMEYİ SEVMEYEN ÇOCUK

La lalalay la lalalay!
Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor.
Laylaylay
Çocuk Barış Manço’nun hoparlörden gelen sesini duyunca yavaşça oyuncak denizatına fısıldadı. “Duyuyor musun? Bu amca da
benim gibi akşam olmasını sevmiyor.” Akşam olduğunda uyuması gerekiyordu ve bir sürü işi yarım kalıyordu. Beklemekten hoşlanmıyordu.
Bu yüzden akşamın olmasını istemiyordu.
Şekilli tahta bulmacasının yirmi beş parçasının kaybına rağmen tamamlanması, yedinci kez okuduğu çizgi romanın sekizinci
kez okunması, üçüncü kez izlediği animasyonun en heyecanlı bölümünün geldiğini bildiği an… İşte tam da bu anlarda uyuması
gerektiğinin söylenmesi ve yeniden gündüz olmasını beklemek onu sinir ediyordu. Çocuk, akşam olduğunda, o şarkıyı söyleyen adamın uzaklarda güneşin doğduğunu belirttiği yere gitmek istiyordu. Daha geçen büyüdüğünü söyleyen annesinin sözleri öyle hoşuna gitmişti ki bulaşıkların yıkanmasına çarçabuk yardım etmişti. Zaten dünyanın güneş etrafında döndüğünden dolayı güneşin her ülkeden sıra sıra geçtiğini ve bazı ülkelerde akşam oluyorken bazılarında hala gündüz olduğunu da biliyordu. Bu da büyüdüğünüm göstermez miydi? Büyüdüğüne göre istediği saatte yatabilir ve hiçbir şeyi beklemesine gerek kalmazdı belki de.
Bu düşünceler içindeyken geçen sene beslediği ipek böceklerinin kelebek olması için çok beklediği aklına geldi. Bir de elma ağacındaki elmaları yemek için epey beklemişti. Elmalar önce çiçek olmuş, çiçekten küçük bir elmacık oluşmuş sonra büyümüş
ve olgunlaşmıştı. Hem ipek böceklerinin hem de elmaların büyüme aşamaları beklemek zor olsa da onları takip etmek heyecanlı ve eğlenceli idi.
Laylay la la!
Duyuyorum biliyorum görüyorum
Dönence gün dönende dönence
Bir gün gelecek dönence biliyorum…
la lalay la
Barış Manço’nun söylediği şarkının son sözleri beklemenin heyecanlı yanları ile ilgili yepyeni anılar oluştururken en sevdiği çizgi romanı dokuzuncu kez okumak üzere odasına yürüdü.
Hikâyenin devamında neler olduğunu düşünürken nota origamisini katla. Katladığın nota origamilerini resim kâğıdına yapıştırıp
boya. Belki bir çocuk çizer, onun şarkı söylediğini resmetmek için çocuğun yanına katladığın origamileri yapıştırabilirsin.

Yazan: Mihriban Sezer

Çizen: Ravzanur Güleçyüz

Küçük Deniz Kaplumbağası ve Ay
Küçük Deniz Kaplumbağası ve Ay

Yeşil yaprak süzüle süzüle toprağa düştü.
Ne yaprağı mı? Etrafına bir bak çevrendeki herhangi bir ağaç yaprağı olabilir. Ben diyeyim ceviz sen de palamut… Küçük deniz
kaplumbağası da bu yaprağın ne olduğunu merak ederek, başını havaya kaldırır kaldırmaz ayın parlak yüzü ile karşılaştı. Dün gece ışık kirliliği yüzünden ayın ışığını fark edememişti.
Bu yüzden aya yönelerek ulaşması gereken deniz yerine bu ağacın altında bulmuştu kendini. Bu gece ayı izleyerek denize kavuşmalıydı. Kara kayanın üstündeki karınca, kaplumbağanın yüzündeki bakışın anlamını fark etmeye çalışırcasına sordu:
“Ne kadar parlak değil mi? Ama yarın Venüs daha parlak olacak ve ikisi birlikte daha şahane görünecek bence.” sen nereden
biliyorsun dercesine karıncaya baktı küçük kaplumbağa. Karınca sözlerine devam etti:
“Rasathane yakınlarında yaşıyorum ben. Tüm gün astronomların konuşmalarını duyarım.”
Kaplumbağa acelesi olduğu her halinden belli olduğu halde sordu.
“Rasathane ve astronom beni denize ulaştırır mı? Bu sözcüklerin anlamını bilmiyorum ki…
”Rasathanenin gözlemevi, astronomun da gökbilimci olduğunu ne bilsin küçük deniz kaplumbağası. Küçük deniz kaplumbağası,
karıncaya dönerek;
“Keşke aya gidip biraz ışığını yükseltebilseydim.” dedi.
Karınca, “Bundan tam 500 yıl önce Müslüman bir astronom Ali Kuşçu Ay’ın haritasını çizmiş. 50 yıl önce de üç insan aya
gidip ikisi aya ayak basmış. Bu mümkün mü bilmem ki…” Küçük deniz kaplumbağası hayal edersek ve çalışırsak her şey mümkün
edasıyla hızlıca denize doğru yol aldı. Geride kalan karıncaya uzaktan el sallarken ay tüm
parlaklığı ile kaplumbağaya gülümsüyordu. Hikâyenin devamında sizce ne olacak?
Bunu kendiniz tasarlayın. İster yazın, ister çizin. Ama önce yan sayfadaki ay origamisini yapıp çizdiğiniz ya da yazdığınız yere
yapıştırın. Bu ay çevrende birçok yaprağın sararıp yere döküldüğünü görebilirsin. Bu yaprakları toplayıp siyah bir kartonun alt kısmına yapıştır. Ay origamisini de üstüne yapıştırarak sonbahar gecesi manzarası yapabilirsin. Hikâyede geçen Venüs, Ali Kuşçu, astronom, rasathane gibi isimleri araştırıp bunun ile ilgili düşündüklerini resimleyebilir ya da yazabilirsin. Bu yıl insanlığın aya ayak basışının 50. yılı idi. Sen de gökyüzü ile ilgili hayaller kur, anlat, katla ve çiz. Bu şekilde hayaller daha yakın…

Yazan: Mihriban Sezer

Çizen: Ravzanur Güleçyüz

Lezzetli Bir Buluşma
Lezzetli Bir Buluşma

 

 

Sabahın serinliğinde nefis bir kahvaltı kokusu geliyordu burnuma. Sevinçle kalktım.
Fen Bilgisi deneyini yaptığımız günden beri planladığım bir buluşma var. Sabah kahvaltısı bunun için en uygun zamandı bence.
Planladığım bu buluşma için düşündüm, taşındım epey bir hesap yaptım.

Aslında bu o kadar da zor bir şey değil ama annemle babama kabul ettirebilir miydim işte ondan emin değildim. En kibar, en efendi halimi takınıp önce anneme:
“Anne çok neşeli bir sabah babamla birlikte hazırladığınız kahvaltı da harika görünüyor.
Ben de bir katkı yapıp, geçen gün fen dersi için yaptığım deneyden sonra aklıma gelen buluşmayı gerçekleştirebilir miyim?”
dedim. Annem açtı ağzını yumdu gözünü…
Yok efendim bu ikilinin buluşmasının bir sürü sakıncaları varmış da, eve sadece fen dersi deneyi için girebilirmiş, herkesi bu
konuda uyarırken kendi çocuğu yaparsa, herkes ne dermiş?
Bu güzel sabahta bu buluşma olmalı. Vazgeçer miyim?
Belki babamla işbirliği yaparsam annemi ikna edebilirdim. Ah keşke anneannem olsaydı. Anneannem tam bir çocuk yanlısıdır.
Buluşma organizasyonlarını en iyi onunla planlarız.
Ama artık bir şekilde kendim bir yol bulmak zorundayım. Annemin masaya bırakıp çıktığı tabakları, kaşık ve çatalları düzenleyen
babama yaklaştım. Annem mutfaktan dönmeden halletmeliydim bu işi. “Baba” dedim en olgun ses tonumla. Babam bebeksi
konuşmalardan hiç hoşlanmaz çünkü. Ben de sevmem. Öyle ağlayarak, mızıldanarak bir şeyler istemek konuşma bilmeyen bebeklerin işidir. Ben konuşabildiğime ve düşünebildiğime göre çözümü de bu şekilde üretebilirim.
Babam masa düzenleme işini öyle ciddiye almıştı ki kafasını bile kaldırmadan “Efendim?” dedi.
İşte tam zamanıydı. “Baba, hani geçen gün fen bilgisi dersinde deney yapmak için aldığın sosisler var ya diyorum ki, onları ve
patatesleri ayrı ayrı kızartsak sonra da aynı tabakta buluştursak.” Babam birden kafasını kaldırdı ve “Olmaz
onları aynı tavada birlikte pişirerek, birlikte servis yapmalıyız. Aynı tavada pişirince daha lezzetli olur. Öyle ayrı ayrı olmaz.”
Babama ayrı ayrı pişirip aynı tabakta buluşturmanın görsel şıklığının benim de kardeşimin de iştahını açacağından bahsedince
babamı ikna ettim. Annemi de ikna etmek üzere babamla birlikte mutfağın yolunu tuttuk. Birlikte ve konuşarak daha güçlüyüz.
Hikâyenin devamında neler olacak düşünürken, origami masayı da katlayalım.
Masayı katladıktan sonra üzerine kahvaltıda ve yemekte yemeği sevdiğin yiyeceklerin resmini yapabilirsiniz. Yiyecekleri oyun
hamurundan da yaparak masanın üzerinde oyunlar kurmak mümkün. Origami masalardan üç dört tane katlayıp kendi lokantanızı bile yapabilirsiniz.
İstediğin şeyleri yapmak için arkadaşlarını ve aileni nasıl ikna edip, çözümler bulduğunuzu düşünün. Bulduğunuz çözümleri lokanta menüsü gibi yaptığınız kâğıtlara yazın. Böyle yazmak daha eğlenceli…

Yazan: Mihriban Sezer

Çizen: Ravzanur Güleçyüz

Görmeden Sevdiklerim
Görmeden Sevdiklerim

Denize ayaklarını daldırdı. Ayaklarının dibindeki küçük iki balığın kaçıştığını görebiliyordu.
Dokunmak, eline almak, onlarla oynamak istiyordu. Elini suya daldırdıkça ah bir kaçmasalar… Aslında belli ki onlarda oynamak istiyordu. Yoksa niye ayaklarının dibinde dolaşıyorlardı? Belki oyun oynama şekilleri farklıydı. Belki onlar daha farklı oyunlardan hoşlanıyorlardı. Geçen hafta okulda oyun konusunda bir türlü karar veremeyince arkadaşlarıyla oyunları kâğıda yazıp kura ile seçmişlerdi. İlk çıkan oyunu hemen oynamışlardı. Kurada kendi istemediği oyun çıkmıştı. Mızıkçılık yapası vardı da karşı reklam panosunda ki yengeç resmi ilgisini çekince mızıkçılık yapmasına fırsat bulamadan oyun değişmişti. Yengeçleri hep merak ederdi. Onları sadece ablasının ders kitabında görmüştü. Turuncu, kırmızı renkleri vardı. Hele o gözleri dünyanın en sevimli iki ışığıydı… Onları seviyordu. İnsan görmeden sevebilir mi? Niye sevmesin ki harika özellikleri var. O, yengeçlerin ona farklı gelen özelliklerini sevdiğini düşündü. Üstelik bir gün görebilme ihtimali de çok yüksekti. Ablası ona kütüphanedeki birçok kitapta yengeçlerle ilgili hikâye, masal, bilgi olduğunu söylemişti. Bir gün yengeçlerle karşılaşırsa onlarla daha iyi anlaşabilmek, oynayabilmek için haklarında daha fazla bilgi sahibi olmalıydı.
Balıklar, yengeçler ve kendisi harika bir ekibin parçası… Hayallerini gerçekleştirmek için hemen kitap ve dergilerinin arasına daldı.
Hikâyemizin devamında sence neler olacak? Devamını kendin kurgulayıp yazabilirsin. Görmediğiniz halde sizin de sevdiğiniz
neler var, neden seviyorsunuz düşünün. Sevdiğiniz özellikleri hakkında resim yapabilirsiniz.
Hikâyedeki çocuğun özelliklerini araştırdığı yengeçlerin origamisini katlayın, boyayın. Bir kâğıda deniz altı manzarası çizip resmin bazı yerlerine katladığınız yengeç origamilerini yapıştırın.

Yazan: Mihriban Sezer

Çizen: Ravzanur Güleçyüz

Çami-Gami
Çami-Gami

Kaç gündür burada bekliyoruz… Çoğu gitti azı kaldı. Elbet beni buradan alırlar. Dün iki çift çorabı çekip aldılar. Çoraplar
sevinçle çekmeceye yerleşti.
Bize de kıs kıs güldüler… Önce evin babası geldi.
“Bu çamaşırlar arasında gömleğimi bulamıyorum.” dedi.
İçimden “Bulamazsın tabi çok fazlayız!” diye geçirdim. Aradan bir saat geçmedi evin büyük oğlu geldi.
Yanımdaki kitaplıktan bir kitap aldı.
Arkadaşım rüzgâra hemen beni üfleyerek sallamasını istedim. Seslendiğimi duyan yardımsever rüzgâr, pencere kapalı da olsa var gücüyle üfleyip en küçük açıklıklardan geçerek beni sallamayı başardı.
Hafif nemli olan kol manşeti bölümünü de iyice kurutmuştu ama evin büyük oğlu beni fark etmedi.
Evin küçük kızı da odadaki masada origami katladı. Ona da seslendim: “yapıver beni de çami-gami, çami-gami.”
Duysa da anlamazdı ki beni… Çünkü “ çami-gamiyi ben uydurdum.”
Origami kâğıt katlama ise çami-gami de çamaşır katlama olsun da kuruduğumuz yerde katlanmayı bekleyen biz çamaşırlar düzgünce dolaplarımızdaki yerlerimize kavuşalım istedim. İki gündür evin annesi evde olmayınca biz de kurumamız için
asılan çamaşır askılığında kalakalmıştık.
Çamaşır sermek, toplamak ve katlamak tek kişinin görevi olmasın canım. Evdeki herkes yapıversin çami-gamiyi…
Okuduğunuz minik öykünün kahramanı olan gömleğin origamisini katlayalım. Sorumluluklarımızı düşünüp en az iki tanesini resim kâğıdımıza yazalım. Aynı kâğıda gömleğin bulunduğu alanı hayal edelim, çizelim, boyayalım ve katladığımız
origami gömleklerini bu alana yapıştıralım.
Bu kâğıt senin alanın hadi istediğin, kendini rahat hissedebildiğin gibi yaz. Çiz, boya…

 

YAZAN: Mihriban Sezer

ÇİZEN: Ravzanur Güleçyüz

Saatim Davulumda
Saatim Davulumda

Küçük saat “tik, tak, tik tak” şeklinde şarkılar söylüyordu. Yani ben öyle sanıyordum.
Bir türlü saati okuyamıyordum ama saatin söylediği tüm şarkıları duyabildiğim gibi ezbere de biliyordum.
Tuhaflık ben de miydi, yoksa saatte mi?
Belki benim gibi saat okumayı sen de öğrenemediysen, ama şarkıları duyabiliyorsan beni anlayabilirsin. Buna bir çare bulmalıydım.
Anneannem şöyle dedi:
“Davullar ve ritim aletleri senin en sevdiğin oyuncakların değil mi? Sana onlarla saat mi yapsak?”
Bu fikir bana çok mantıklı gelmişti.
Şarkı sever saat, kaçışın yok benden!
Dilinizi öğreneceğim. O zaman diğer insanların duymadığı o dille birlikte, herkesin bildiği o saat dilini de öğrenmiş olacağım. Davulumun yüzünü saatin çerçevesi gibi kullanmaya karar verdim.
Küçülen kıyafetlerimin düğmelerini kestim.
Düğmeleri sayıların gelmeleri gereken yerlere anneannemin yardımı ile yapıştırdım.
Sayıları da yazdım. Hani akrep, yelkovan?
Davulumun sesi aynı saatimin şarkısı gibi şimdi… Çünkü davulumun sopalarını akrep yelkovan yaptım.
Davulumu çala çala saat okumayı öğrendim.
Hikâyenin devamını hayal etmek için Origami diyagramı inceleyip saati katlayın. A4 kâğıda kocaman bir çocuk çizip çocuğun koluna saati yapıştırabilirsin. Ya da gerçekten bu davullu saati yapmak isteyenler için kâğıdına hikâyede anlatılanları çizebilirsin. Origami oyuncağın senin her sıkıldığında yanında. İhtiyacın olan sadece kare kâğıt…

Yazan: Mihriban Sezer

Çizen: Ravzanur Güleçyüz