Kategori: Hayvanlar Alemi

RENGÂRENK GAGALI “PUFFİN”İM!
RENGÂRENK GAGALI “PUFFİN”İM!

Beni bir karnaval kuşuna mı benzettin?
Şaşırmadım doğrusu, genelde bana ilk bakanlar bir sürü şeye benzetir…
Gözlerimin çevresinde bulunan siyah desen, sanırım bana bu görünümü veriyor.
Sence başka kime benziyorum?
Penguen, Papağan, Ördek…
Öncelikle ben bir penguen değilim.
Papağana benzerim ama ördek hiç değilim.
Haklısın, görünüş olarak benzeriz ancak özelliklerimiz farklıdır.
Bana Deniz Papağanı derler…
Yani adım, Puffin! Bu “kuzey martısı” demek oluyor.
Ama ben en çok “Deniz Papağanı” ismini seviyorum.

HEM UÇARIM, HEM YÜZERİM!

Kuzey Atlantik ve Kuzey Pasifik açık denizinde bulunuruz.
Genellikle sahilden uzakta denizde yaşarız.
Gövde boyum yaklaşık 30 cm, kanat aralığım ise, 60 cm’e yakındır.
Yani bir güvercin büyüklüğündeyim.
Uçuşum biraz hantal gözükse de buna rağmen göçmen bir kuşum.
Kış mevsiminde Güney Afrika’ya veya Yeni Zelanda’ya kadar kısa olan kanatlarımı hızlı bir şekilde çırparak uçarım.
Üstelik su altında yüzme yeteneği de verilmiş bana.

GAGAM MENTEŞE GİBİDİR

Havadaki ve denizdeki hareketli yapıma rağmen karada yürürken biraz sakarım. Karada yürümeye pek alışkın
değilim de ondan.
İştahlıyım…
Dur, ağzımdan şu balıkları bir kenara bırakayım.
Gördüğün gibi, balık ve zooplanktonlarla beslenirim. Balıkçılar olta yardımıyla ben de gagam ile balıkları tutarım.

Nasıl mı?
Menteşe mekanizmalı gagam sayesinde kolaylıkla avımı tutabilirim.
Sana ilginç bir şey söyleyeceğim. Gagamın renkleri kış mevsimi geldiğinden solar.
Üstelik tek gagam değil, mercan kırmızı renkte perdeli ayaklarım da soluk sarıya dönüşür.
Yaa… Ne kadar ilginç değil mi?

KULUÇKA USTASIYIM

Kuluçka zamanı sürüyle o bölgede daireler çizerek denize kadar ilerleriz. Sahilde bulunan doğal kavuklarda, pençeli ayaklarımızla çim toprağı kazırız ve oyuk şeklinde koridor oluştururuz. Bu koridorlarda kendimize tek odacıklı kuluçka yapar dinleniriz.
Acıkmaya başladım. Gidip sahilde sardalya türü balık avlayayım.
Yok mu benimle gelen?
Haydi hoşça kaaaaal!

MUTLUYUM, MUTLUSUN, MUTLU BİR HAYVAN: QUOKKA
MUTLUYUM, MUTLUSUN, MUTLU BİR HAYVAN: QUOKKA

Merhabaaa!
Daha önce beni bir yerde gördün mü?
Ya da bir belgeselde izledin mi?
Bu ara kendimizden sıkça bahsettiriyoruz. İnsanlar haber kanallarında ve sosyal medyada pek çok yerde bizden söz ediyor.
Neden mi?
Çünkü dünyanın en mutlu hayvanıyız da ondan!
“Nasıl yani?” Dediğini duyar gibiyim.
Önce kendimi tanıtayım:
Avustralya’nın güney batı kesimlerinde yaşarım.
Kanguru ailesinden geliyorum… Öyle ya, Kangurular uzun boylu olmasına rağmen, biz onlara göre çok kısayız. Ama ortak bir özelliğimiz var; biz de yavrularımızı kesemizde taşırız.
Adım da farklı… Biliyorum okurken zorlanacaksın; Quokka!
Türkçede herhalde şöyle okunur: “Kuokka!”

Ağaçta Gezer ve Hep Gülümserim

“Ağaç kanguruları” olarak da tanınırız.
Besin kaynağımız ottur.
Boyumuz; 50-90 cm arasında…
Kilomuz ise bazı türlerimizde 2.5 ve 5 kilogram arasında farklılık gösterir.
Allah yüzüme bir tebessüm koyduğu için, bu ifademden dolayı insanların ilgi odağı oluyorum.
Bu ilgi tabii ki beni şımartıyor biraz.
Bazen bu cana yakınlığım bazı hayvanlar arasında sorun olabiliyor.
Mesela, kurt ve tilki tarafından zarar görüyorum. Üstelik savunma mekanizmam da yoktur.

SOSYAL MEDYANIN YILDIZIYIM

Ben de bu yüzden asla insanlardan korkmam. Cana yakın davranırım, kendimi sevdiririm… Bu özelliğimi bilen birçok insan beni ziyarete gelir.
Ellerinde -garip aletlerle (adını da geçen gün öğrendim. 🙂 Telefon ve fotoğraf makineleri ile görüntümü çekiyorlar.
Bir de “selfie” dedikleri özçekim yapıyorlar. Kafalarını öne çıkarıp, beni arkalarına alıyorlar sonra gülümsüyorlar. Akrabam kanguru alınmasın ama denebilir ki, bu kıtada yani Avustralya’da turistlerin en çok selfie çektirdiği hayvanlardan biriyim.
Ha bir de, selfie çektirmek için hızlı ve deneyimli olmanız gerekir. 🙂 Çünkü hiperatkif bir yapım var.

VAHŞİ DÜNYA YOK

Hani, belgesel programlarında vahşi hayvanların dünyasından bahsediyorsunuz ya?
Hâlbuki böyle bir dünya yok.
Elinde kim silah taşıyorsa asıl vahşi onlardır.
Biz hayvanlar daime huzur ve birlik içinde yaşarız. Kimse kimseye karışmaz.
Hatta biz sizden çok daha mutluyuz; şu fotoğraftaki yüzüme baksana!

KIRMIZI LİSTEDEYİM

Bu yüzden biz Quokka’ları iyi insanlar, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği tarafından kırmızı listeye eklemiş.
Benim anlatacaklarım bu kadar.
Umarım sıkılmadın.
Sen de hep benim gibi mutlu ve neşeli kal.
Hayat çok kısa… Hoşça kaal!

Ağzım Torba Değil Ki Büzülsün!
Ağzım Torba Değil Ki Büzülsün!

Merhaba!

Heyy, beni görüyor musuuun?

Biraz aşağıya doğru bak. Hah şimdi oldu!

Nasılsın dostum?

Ne o? Beğenemedin mi? Ama ben böyle de sevimli olduğumu düşünüyorum.

Çünkü Allah beni hem özelliğim ile hem de güzelliğimle yaratmış.

Bakıyorum hemen özelliklerimi merak ettin!

Dur, hemen anlatayım;

Gördüğün gibi; gagamın altında genişleyebilen derimsi bir torba bulunuyor!

Geniş üst gagamın ucu çengelli, alt gagamın ise torba şeklinde keselidir.

Ancak, evinizde torbalar bulunur ya, onun gibi değil anlayacağın.

Besin Kaynağım Balıklar!

Fazla derin olmayan, Ksularda avlanmayı tercih
ederim.

Besin kaynağım olan balıkları bu kesede biriktirip depoluyorum.

Sonra mı? E tabii, yiyorum.

Büyük olan balıkları yakaladıktan sonra tıpkı akrobat gibi, havaya fırlatıyorum ve havada yakalayıp yutuyorum.

Bakıyorum, çok şaşırdın…

Perdeli Ayaklarım Sayesinde Dalgıç Gibi Yüzerim

Ayaklarımın dört parmağı da perdeli şeklinde yaratılmış.

Elbette bu özelliğimin bir sebebi var.

Çünkü perdeli ayaklarım sayesinde en iyi yüzücülerden daha iyi performans çıkarıyorum!

Görsen çok şaşırırsın.

Hem Yüzer, Hem Uçarım

Kanatlarım beni göklere doğru çıkarabilir. Kanat açıklığım ise, 3 metreye kadar ulaşabilir. Uçuşlarım güçlüdür. Uçarken boynumu bir de geri döndürebiliyorum.

Göçü Severiz

Genellikle toplu halde, sarmal şekilde uçuyoruz.
Kış mevsimi geldiğinde, sıcak bölgelere göç başlar bizim için… Şu ileride gördüğün sazlık yer var ya, işte benim yuvam orası. Evet, hem özelliklerimi sayarken, hem de göç ederken, yoruldum. Şimdi biraz dinlenmeliyim.
Evet, sevgili dostum beni tanıdın!
Şimdi sıra sen de!

BEN ŞİRİN BİR AKROBATIIIM!
BEN ŞİRİN BİR AKROBATIIIM!

Merhabaa!
Ha bu arada size ‘merhaba’ derken, daldan dala atladığımı bilmem anlatmama gerek var mı?
Yerimde duramam, mutlaka o sarmaşık senin bu sarmaşık benim ayak basmadık ağaç dalı bırakmam.
Eee, Orta Afrika’nın Ekvator ormanlarında yaşarsanız, böyle hareketli olmanız işten bile değil.
Elbette küçük gruplar halinde yaşıyor olmamıza rağmen, arada bir yaramazlık yaparım böyle.

İNSANA EN ÇOK BENZEYEN HAYVAN

Ben kim miyim?

Biraz sabır canım! Fotoğrafta gördüğünüz gibi bir “Şempanze”yim!
“Hayııır, maymunsun!” dediğini duyar gibiyim… Evet, doğru, ama “maymun” bizim genel adımız. Öyle çok türümüz var
ki… İşte, ben “şempanze” türüyüm.

Hayvanlar arasında insana en çok benzeyen bir yapımız var… Ellerimiz ayaklarımız var. Tamam. Beş parmağa sahibim. Ama ayaklarım da tıpkı ellerim gibi yaratılmıştır.
İnsanlar dik yürür biliyorum, ama ben gövdemi öne eğerek yürürüm. Yine de senin gibilerle aramda epey farklılıklar var. Mesela yağmura altı ay gibi uzun süre dayanabilirim. Dayanıklıyım yani.

ÖMÜR BOYU ÇOCUKLUK

Ağaçlar benim her şeyim; orada otururum, vakit geçiririm, günün çoğunu yaprak yiyerek geçiririm.
Yapmayı en çok sevdiğim şey ise, bir daldan diğer bir dala sıçramak, ağaçtan ağaca atlamak…
Aramızda kalsın, bize akrobat diyorlar…
Tabii kendimizi güvene almadan ağaç üstüne çıkmayız. Yani, hoplayıp, zıplayarak ömür boyu çocuk olarak kalırız bir bakıma…

BEN KÜÇÜKKEN…

Haa, çocukluk dedim de, biraz küçüklüğümden bahsedeyim, ne dersin?
Doğumumdan sonra neredeyse altı ay, annemin karnında asılı bir şekilde yaşadım.
Peki, altı ay sonra? O zaman da annemin sırtına çıktım. Ne kadar sabırlı annem… Her türlü fedakarlığı üstleniyor.
Biraz daha büyüdüğümde kendime yeni arkadaşlar edindim, oynamaya başladım. Tıpkı senin gibi. Bu arkadaşlarımla Hindistan cevizi ağacına tırmandık, çakıl taşları ile ceviz kırmayı öğrendim.
Hem ağaçtaki muzları keşfettim… Ne kadar güzel tadı var. Allah bize bu muzları çok sevdiriyor nedense.

YASTIK OLMADAN ASLA UYUMAM

Uyumayı sever misin? Ben de!
Ailece erken uyumayı tercih ederiz.
Gece olduğu zaman yatağımızı, hızlı bir şekilde iki dalın arasına yaparız.
Yatacağımız yeri özenle hazırlarım. Şaşıracaksın biliyorum. Yastık olmadan uyumam…
Bazen yatağın yanına yastık bile hazırladığımız oluyor.
Seninle sohbet etmek çok keyifliydi.
Bu arada yatağımı ve yastığımı hazırladım. Benden bu kadar!
Haydi hoşça kal!
Zzzzz…

GÖBEĞİNİ MASA GİBİ KULLANAN: SU SAMURU
GÖBEĞİNİ MASA GİBİ KULLANAN: SU SAMURU

Merhabaaa Can Kardeş Ailesi!
Arkadaşlarımla sohbet ederken duydum, bu dergiye her ay bir hayvan konuk oluyormuş.
Madem öyle… İrem ablayı aradım, bu ay beni konuk eder misin diye sordum. Önce mırın kırın etti. Sırada daha birçok hayvan var dedi… Sonra onu ikna ettim ve röportaja başladık.
Önce “Bana kendini anlat” dedi İrem abla… Ben de başladım anlatmaya:
Sevgili Dostum;
fotoğrafta göründüğü gibi beni hemen tanıdın değil mi; ben bir su samuruyum!
Sansargiller ailesinden sayılırım, nehir ve göl kıyılarında yaşarım.

MİDYEYİ GÖBEĞİMDE YERİM

Suda yaşamayı çoook severim. Genellikle su kenarlarına kazdığım çukurlarda hayatımı sürdürürüm.
İyi bir ev dekoratörüyüm. Yuvamı yaparken önce kuru yaprak ve yosunlarla döşerim. Nefes almak için mutlaka havalandırma deliği bırakırım.
Başka özelliklerim söyleyeyim de şaşır… Mesela, alet kullanan birkaç hayvandan biriyim. Allah bize öyle bir sanat vermiş ki… Araç gereç kullanabilme yeteneğimi vermiş. Midye yemek için dipten bir taş alır, sırt üstü dönerim, taşı göbeğime koyar ve midyeyi taşa vura vura kırarım. Çok komik değil mi? Göbeğimi masa gibi kullanırım yani.

SU GEÇİRMEZ BİR KÜRKÜM VAR

Fiziksel özelliklerime gelecek olursak…
Ayaklarım kısa, beş parmaklı ve kısmen perdelidir. Ben ve türlerimin rengi koyu kahverengidir. Su geçirmeyen sık tüylü posta
sahibim.
Suyu sevdiğinden bahsetmiştim ya, aynı zamanda çok iyi bir yüzücüyüm!
Suya dalarken burun ve kulak deliklerini kapatırım. Yassı kuyruğumu da dümen olarak kullanırım.
Tıpkı bir dalgıç gibi… Tıpkı bir denizatı gibi…
Oynamayı ve suda sırtüstü yüzmeyi çok severim!
Derinlere yani, 30 metreye kadar rahatlıkla dalarım.
Çoğu zaman yalnız dolaşırım.
Avlanma işini geceye bırakırım.

NİMET VERENİN NİMETİYLE RIZIKLANIRIM

Besin kaynaklarıma bakalım;
Denizkestanesi, midye, istiridye, mürekkepbalığı ve salyangozlar yani deniz canlıları ile rızıklanırım.
Evet “rızıklanırım” dedim. Çünkü Allah bizim rızkımızı dünyanın neresinde olursa olsun gönderiyor. Bizi nimetiyle nimetlendiriyor.

PIRIL PIRIL KÜRKÜM YÜZÜNDEN NESLİM YOK EDİLİYOR

Maalesef, senin büyüklerin kürkümüz için bizi avlıyor.
O yüzden bol avlanılan havyanlar arasında yer alıyoruz.
Can Kardeşim, biz Allah’ın sessiz kullarıyız. Eğer konuşabilseydim şöyle derdim: Bizi kürkümüzden dolayı avlamayın. Neslimizi tüketmeyin. Yaşamamıza müsaade edin. Biliyorum ki Can Kardeş okurları bu çağrımı büyüklerine iletecektir.
Haydi hoşça kalııııın!

Vay “Sümsük” Vay!
Vay “Sümsük” Vay!

Evet, yanlış duymadın! Arkadaşlarınız arasında bazen kızdığınızda işte böyle bir sıfatla seslenirsiniz ya!
Yani güya “sümsük”ün karşılığı olarak; mıymıntı, uyuşuk, miskin veya tembel kimse olarak yakıştırıyorsunuz ya…
Çok ayıp bence…
“Bence” diyorum, çünkü o “sümsük” benim!
Gerçekte “sümsük”ün nasıl biri olduğunu şimdi sana anlatacağım.

MAVİ AYAKLI SÜMSÜK

Galapagos Adaları’ndan, Peru’ya kadar olan kıyı bölgelerde yaşarım. Yani Pasifik Okyanusu’nu doğu kıyıları diyebilirim.
Bir kuş türüyüm. Uzun ve sivri kanatlara sahibim.
Kafam ve boynum beyaz kırçıllı açık kahverengidir.
Karnım ve arka kısmı beyaz tüylüdür.
En belirgin özelliğim herkesi hayrette bırakıyor. O da; ayaklarım diğer kuşlar gibi kırmızı veya turuncu renkte değil, tam tersi mavi renktedir.
Evet, ben mavi ayaklı bir “sümsük”üm.

Dalış Uzmanı ve İyi Bir Yüzücüyüm

İyi bir yüzücüyüm. Bir dalışta suyun iki metre altına inebilirim. Avımı asla kaçırmam; ayak ve kanatlarımı kullanarak
su altında yüzerek avımı korurum.
İyi bir dalış uzmanıyım diyebilirim.
Havadan denize dalarak, suya giriş sırasında şoku azaltmak için yüzümün deri altında hava keseleri bulunur.
Tedbir için, korunmam için tabii ki…
Allah böyle bir mekanizma vermiş bize.

Erkek De Olsam Kuluçkaya Yatarım

Tek eşli kuşlar grubuna gireriz. Binlerce kuşun bulunduğu kolonide eşimi sesinden tanırım.
Dişi kuşlar erkek kuşlara göre biraz daha iri olur.
Kuluçka döneminde neler yaşadığımızdan bahsetmek isterim. Kuluçka süremiz 40-45 gündür. Erkek ve dişiler birlikte kuluçkaya yatarız.
Kuluçka sırasında perdeli ayaklarımızda damarlar artar ve yumurtaları sıcak ayak perdelerimizin altında tutarız.

YAVRULARIMA SORULULUK VERİRİM

Bazen avlanmak için iki aylık olan yavrularımızı yalnız bırakırız. Eee… Biraz sorumluluk duygusu veriyoruz keratalara… Böylelikle yavrular yuvadan çıktıkları gibi uçmaya başlar.
Benim türümden 10’a yakın kuş olduğunu hatırlatırım.
En ilgi çekeni ise “kırmızı ayaklı sümsük” kuşu… Ne bileyim, bana komik geliyor.

Sen Arkadaşlarına “SÜMSÜK” Der Misin?

Ama ne olur, kendi aranızda “sümsük” derken gereksiz sıfatlardan uzak durun.
Benim sevimli olduğumu fotoğraflardan göreceksin zaten. Çünkü gören bir daha bakmak istiyor.
Beni bu kadar güzel, ihtişamlı yaratan Rabbime teşekkür ediyorum. Sen de ediyor musun?
Haydi, sağlıcakla kal ve bundan sonra sevdiğine “mavi ayaklı sümsük” der misin?

MASKELİ VE SEVİMLİ RAKUN’UM
MASKELİ VE SEVİMLİ RAKUN’UM

Heyy dostum!
Daha önce bir rakun görmüş müydün?
Demek beni çizgi filmlerde ve belgesellerde izledin. Şimdi ise canlı bir şekilde karşındayım! Sana birtakım özelliğimden bahsetmek isterim. Haydi, o zaman kulaklarını ve gözlerini dört aç!
Kuzey Amerika’nın yerli hayvanı olarak tanınırız. Amerika Birleşik Devletleri’nin yanı sıra Meksika, Kanada ve Güney Amerika’nın kuzeyi boyunca yaşayan türlerimiz var.

TIRMANARAK SAVUNURUM

Ayıların yakın akrabasıyız.
Ama o kadar iri değiliz.
Pençelerimi görüyor musun?
İnsan eline benzediğini söylüyorlar. Sence de öyle mi?
Ayak parmaklarım esnektir.

Birbirimizi tutmak ve çekmek için bize yardım eder.
Mükemmel bir tırmanıcıyım ve bir ağaca ters ve düz olarak tırmanabilirim. Ağaçlara tırmanmak için arka ayaklarımı 180 derece döndürebilirim.
Bu da benim savunma mekanizmam.

GIDAMI TEMİZLEMEDEN YEMEM, ÇOK TİTİZİMMM!!!

Sana ilginç bir özelliğimden bahsetmek isterim.
Bana “Lotor” ismini vermişler. Anlamı da baya ilginç “Yıkayıcı” demekmiş… Hani annelerimiz elbise çitiler ya…
Onun gibi… Biraz titizim galiba…

Yemeğimi yemeden önce gıdamı mutlaka yıkarım.
Eğer su yoksa kalıntıları dilimle temizlerim.
Bu yüzden, su olmayan bölgelerde yaşayamayız.

BEN YALNIZ BİR “RAKUN”UM

Çoğunlukla yalnız yaşamayı tercih ederiz.
Yuvalarımızı dut ağaçlarına inşa ederiz.
Bazen de ağaç çukurları, mağaralar, ıssız binalar, garajlar, ahırlar, yağmur kanalizasyonları veya evlerin kullanılmayan bölmelerine de yuva yapabiliriz. Yani kimseyi rahatsız etmeyiz.

ŞARKICI DEĞİLİM AMA İYİ YÜZÜCÜYÜM

Çeşitli sesler çıkarız. Tıslama, çığlık, düdük, hırıltı ve karga gibi… Güçlü yüzücüyüm fakat kürküm su geçirmez olmadığından suyun içinde beni daha ağır yapar.

ALLAH’A TEŞEKKÜR EDİYORUM

Neyse, bütün bu özelliklerimin, aslında bana Allah tarafından verilmiş olduğunu biliyorum ve bunun için kendi dilimle hep şükrediyorum.
Peki ya sen?
Allah senin gibi insanlara bizden çok daha fazla yetenek verdiği gibi bir de “Arzın Halifesi” olarak seçmiş, bunun için O’na teşekkür ediyor musun?
Sadece sordum. Haydi, hoşça kaaaal!

LAMA
LAMA

Ne o? İlk görünüşte beni deveye mi benzettin?
Hayır, bilemedin ben bir Lama’yım!
Sen de haklısın ona benzer özellikler taşıyorum…
Ve hatta devegillerdeniz…
Görüntü olarak bir deveye benzetilirim ama hörgücüm yoktur.
Boynum uzunca, bacaklarım incedir.
Genellikle Bolivya, Peru dağlarında, Titikaka
Gölü çevresinde, Şili ve Arjantin’ bölgelerinde yaşarız.
Bana Güney Amerika’nın devesi diyebilirsin. Sebebi ise, “Çöl gemisi” olarak tanınırım.
Deveden daha küçüğüm.
Yaratıcımız, deveyi nasıl çöl ve sahra için yaratmışsa, bizi de karlarla örtülü dağlarda yaşamak için uygun şekilde özellikler vermiş.

(daha&helliip;)

NE ZÜRAFA NE ZEBRAYIM, İYİ AMA BEN KİMİMMM?
NE ZÜRAFA NE ZEBRAYIM, İYİ AMA BEN KİMİMMM?

Hani, devekuşu fıkrasını bilirsin:
Demişler ki, “Sen devesin, yük taşı.”
Demiş ki, “Hayır, ben kuşum.”
“O halde uç” demişler. O da demiş ki, “Hayır deveyim.”
İşte onun gibi, beni görenler ya “Zürafa” sanıyor ya da “Zebra.”
Ya “her ikisiyim” diyorum yahut “ikisi de değilim.”
Çünkü zebra ve zürafa ile farklı özelliklere sahibim…
Ben, geviş getiren at büyüklüğünde bir antilop türüyüm.
Afrika’nın Kongo bölgesinde, sık ormanlarda yaşarım. Çünkü ben: OKAPİ’yim!
Mesela benim ön ve arka ayaklarımda beyaz, yatay çizgiler bulunur.
Zebra gibi her tarafım çizgilerle dolu değil yani…
Üstelik boynuzlarım da yoktur, kulaklarım uzun ve geniştir.
Büyük kulaklarım sayesinde tehlikeleri kolayca tespit edebilirim.
Yaratıcımızın bize vermiş olduğu yeteneklerden birisi de mükemmel koku alma duyusu… Bu koku sayesinde beslenirim.
Zürafa gibi uzun da değilim ama kafa yapımız çok benzer.

DİLİM HEM GÖZLERİME HEM DE KULAKLARIMA UZANIR

Sana benzer bir yönümden bahsetmek isterim.
Zürafa gibi büyük siyah gözlerim ve çok uzun, morumsu bir dilim var.
Biliyor musun, dilim hem gözlerime hem de kulaklarıma kadar uzanıyor.

Dilimi çeşitli bitkilerin saplarından yaprak ve tomurcukları ayıklamak için kullanırım.
Yaprakların yanı sıra, meyveleri, otları, eğreltileri ve dalları da yerim.
Yani etçil hayvanlar değiliz. Genellikle bazı mantar türleriyle besleniriz.

Bilim İnsanı Bize Melez Der

Ucu püsküllü uzunca bir kuyruğum var…
Tüylerim kısa, sık, parlaktır.
Kızıl kahverengi olan tüylerim ayak ucuma doğru beyazlaşır.
Bacaklarımın üzerinde kaplan postunu andıran çizgiler, lekeler vardır.
Yani birçok hayvanı hatırlatan özelliklerim var.
Bazı bilim insanları bizim zebra, zürafa, antilop karışımı melez olduğumuzu iddia eder…

Yalnız Yaşamayı Severim

Yanlış okumadın. Nadir de olsa ufak bir sürü halinde yaşayanlarımıza rastlanır… Ortalama 25-30 yıl sessiz ve sedasız yaşarım. Kimseye zararım yoktur.

KIRMIZI LİSTEDEYİM!

Biliyor musunuz sevgili arkadaşlarım; Uluslarası Doğayı Korunma Birliği’ne göre, çok nadir hayvan türü olduğum için, yakında tamamen yok olacaklar listesindeyim.
Bilim insanları, dünyanın en nadir bulunan türlerini takip ederek tehdit altında olan memeliler, sürüngenler, kuşlar ve bitkilerden oluşan kırmızı listeyi güncelledi…
Bizler, yani Okapiler “neredeyse tehdit altında” statüsünden “tehdit altında” statüsüne alındık.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Yani yok olmama 3 adım kaldı demek. Bu korkunç bir durum.
İnsanlar neden bizi avlar? Düşünebiliyor musunuz? Son 18 yılda türümün hayat alanının yüzde 50’si yok edildi. Büyüklerinize söyleyin, artık bizim gibi doğaya zararı olmayan hayvan türlerini avlamayı bıraksınlar.
Şimdilik benden bu kadar! Hoşça kalııın!

 

Ördek Gagalı Ornitorenk
Ördek Gagalı Ornitorenk

Ben kimim?
Kendimi tanımıyorum desem?
Bana bu konuda yardımcı olur musun?
Çok farklı bir görüntü ve isme sahibim…
Kendimi tanımak ve kim olduğumu anlamak için uzun uzun aynaya bakıyorum.
Hem karada hem de denizde yaşayabiliyorum.
Doğu Avustralya kökenliyim.

İNSANLAR BENİ OYUNCAK ZANNEDİYOR

Ha ismimi mi merak ediyorsun?
Ornitorenk!
Tekrar ediyorum; Or-ni-to-renk!
Kendimi tarif edeyim; ördek gibi bir gagam, perdeli ayaklarım ve kocaman bir kuyruğum var…
Hayvanlar Âlemi’nin en ilginç üyelerinden birisiyim.
Neden mi?
Beni özel kılan pek çok neden var, öne çıkan sebep ise, memeli grubunda olmama rağmen yumurtlayabilirim.
Hem bir şey daha öğrendim.
Avrupalı doğa bilimciler bizi ilk gördüklerinde oyuncak sanmışlar…

KALP ATIŞIMI YAVAŞLATABİLİRİM

Derin sulara dalarken oksijen ihtiyacımı düşürebiliyorum.
Nasıl mı?
Kalp atış hızımı dakikada 200 atıştan 10 atışa düşürerek oksijensiz ortamlarda daha uzun süre kalabilirim.
Adeta bir dalgıç gibiyim…
Su altında kalma sürem ortalama 30 saniyedir.
Bu süre sonrasında suyun yüzeyine çıkıp, 10-15 dakika oksijen alıp tekrar su altına dalabilirim.

Kürküm oldukça sıktır. Rengi de koyu kahverengidir.
Su geçirmez sık kürküm sayesinde soğuk iklimlere karşı dayanıklıyım.
Ön ayaklarımda fazladan bir kat daha deri bulunur.
Bunun sebebi; suda daha rahat yüzmemi sağlar.
Gagama gelince;
Ördek gagasına benzer ve yapısı adeta süet dokusu gibi esnek bir yapıya sahiptir.
Bu gagada çok sayıda reseptör (Çeşitli uyarıları alabilen ve duyu organlarının yapısında bulunan özelleşmiş hücre, hücre grupları veya sinir uçları) bulunur bu sayede su altındaki hareketleri tespit edebilirim. Yani gagamın yardımıyla avlanırım.
Gagamdaki elektro algılayıcılar sayesinde ışığın az olduğu sularda bile yönümü kaybetmem.
Gagamın yüzeyindeki gözenekler, elektrik balığının vücudunda bulunan elektrik algılayıcılara benzer.
Bu algılayıcılar çevremdeki hayvanların sinir hücrelerinden ve kalp atışlarındanyayılan enerjiyi fark etmemi sağlar.
Gece karanlıkta ve suyun altında görme ve koku alma duyularımın işlemediğini zamanda avlanmak ve yön bulmak konusunda elektrik dalgası benim için büyük bir öneme sahiptir.
Ben, gizli bir savunma mekanizmasına sahibim.
Ayak bileğimde bulunan güçlü bir zehir sayesinde kendimi koruyabiliyorum.

HEM KARA DA HEM SUDA YAŞARIM

Ana vatanım, Tazmanya ve Güneydoğu Avustralya’nın kıyılarındaki tatlı su alanlarıdır. Çoğunlukla zamanımı su altında geçirir, karaya çıktığımda ise, yine deniz kenarındaki kumlu arazilerde ve orada açtığım kuyularda yaşarım.
Avustralya’nın ormanlarında ve yüksek alanlarında da dolaşırız.

KUYRUĞUM YAĞ DEPOSU

Kuyruğuma gelince kunduzların kuyruğuna benzer…
Ancak kuyruğumu düşmanlardan korunmak ve hatta yüzmek için bile kullanmam.
Bunun yerine asıl görevi yağ depolamaktır.
Kuyruğum, vücut ağırlığımın neredeyse yarısı kadar yağ ile kaplıdır.
Bu yağı, enerji ihtiyacımı karşılamak için kullanırım.
Sevgili okurlar, benden bu kadar. Hem karada hem suda buluşmak üzere hoşça kalın.