Kategori: Hayvanlar Alemi

Karikatür Gibi Sevimli: LEMUR!
Karikatür Gibi Sevimli: LEMUR!

Merhaba!
Ben bir Lemur’um!
Daha önce bir Lemur görmüş müydün? Sanmıyorum. Madagaskar sınırları içinde yaşarız. Belki bir çizgi film ya da bir masalda görmüşsen hemen hatırlarsın. Haydi, şimdi söyleyeceklerime kulak ver. Çünkü beni daha yakından tanıman için sana kendimi tanıtacağım. Hem, arkadaşlarına beni anlatırsın olur mu?
Peki anlaştık, o zaman başlıyorum! Madagaskar Adası’nın en ünlü hayvanlarıyız.
Makigiller olarak tanınırız, bu grubun en çok tanınan üyesiyiz diyebilirim.

Kaçın, Gecenin Hayaleti Geliyoooor!

Şaka, şaka!
Bizim adımız “Lemures” ya!
Hah işte Türkçe karşılığı ‘Gecenin ruhu’ veya ‘Hayalet’ anlamını taşıyor.
Sebebi şundan; gözlerimizin çok iri olması ve kendi aramızda anlaşmak için kullandığımız çığlıklardan…
İnsanlar kendi arasında konuşarak anlaşıyor ya, biz de çığlıklarla anlaşıyoruz.
E ne yapalım, bu da bizim dil yapımız!

Çok Zeki Ve Becerikliyim

Biliyor musun; alet kullanmayı ve basit aritmetik görevleri yapmayı çabucak kavrarım ve öğrenirim. Tıpkı siz insanlar gibi.
Eğitilmeye yatkınım yani.
Genellikle ağaçlar üzerinde hayatımızı sürdürürüz.
Sana bir başka ilginç özelliğimden bahsetmek isterim;
Metabolizmamı yavaşlatabilir ve besinin az olduğu zamanlarda kış uykusuna yatabilirim.
Üstelik primat türlerinde bu özelliğe sahip tek hayvanlarız.

HEM TIRNAĞIM VAR HEM DE YOK

Temel besin kaynağım, meyve, yaprak, çiçek, ağaç sapı ve kabuklardır.
Yani otoburum…
Boyum, 60 santim kadar.
Hele bir kuyruğum var ki, boyum kadar!
Yünlü bir vücut yapısına sahibim.
Postlarım ise, yumuşacıktır…

Bacaklarım tıpkı vücudum gibi ince zayıftır. Balerin gibi.
Çoğu maymunlara göre ayaklarımız farklılık gösterir.
Ön ayaklarım kısa arka ayaklarım daha uzun… İkinci ayak parmaklarımda tırnak bulunmaz, nedeni ise; tırnaksız olan parmağımı temizlik için kullanırım da ondan…
Ne komik değil mi?
Ellerimin yapısını görüyor musun?
Aynı siz insan eli gibi, karşılıklı başparmaklarım ve düz tırnaklarım
bulunur.

NESLİMİZİ KORUYUN, YOK ETMEYİN!

Madagaskar’da bulunan ormanların ve yeşil alanların azalması ile birlikte neslimiz tükeniyor.
Sizden isteğim, hepimizin ortak paylaşım alanı olan bu tâbiatın korunması ve kurallara uyulması…
Benden bu kadar!
Beni dinlediğin ve vakit ayırdığın
için sana teşekkür ederim.
Hoşça kal, güzel çocuk!

Canlı Çam Kozalakları: Pangolin
Canlı Çam Kozalakları: Pangolin

Heyy, dur tekme atma… Ben bir kozalak değilim!
Hatta beni enginara bile benzetmiş olabilirsin.
İkisi de değilim!
Yalnızca bir “Pangolin”im!
Gerçek pullarla kaplı yaşayan tek memeli türüyüm.
Ne o? Pullarım sana ilginç mi geldi?
Pullarımın yapısı… Eeee, nasıl anlatsam; insan cildi ve tırnağını oluşturan keratin proteininden yapılmıştır.
Ancak, arka kısımdakiler keskindir, hatta jilet kadar…
Üstelik bir demiri bile çizebilecek sertlikte…

Kendimi Yuvarlanarak Savunurum 

Biz genellikle, Asya, Afrika ve bazı Pasifik adalarında yer alırız.
Çok keskin pençelere sahibim.
Bunun nedeni ise; Tünel kazmak, karınca yemek ve eşelemekte kullandığım içindir.
Genellikle ağaç kovuklarında ya da kazdığım çukurlarda yaşarım. Yırtıcılara karşı
savunma mekanizmam yuvarlanmak.
Zaten adım da Malay dilinde ‘yuvarlanmak’ anlamına geliyor. Bir top haline gelip, pullu kuyruğumu etrafıma dolayabilirim.
Bu özelliğim büyük kedileri uzak tutmaya yeterli ama yine de saldırgan olmak bana göre bir iş değil…

Bir tehlike anında yuvalanarak topaç haline gelirim. Keskin, hareketli pullarımı kabartırım. Bir güvercin kadar ürkek, bir kunduz
kadar tedbirliyim..
Gövdem birbiri üstüne kiremit gibi sıralanmış keskin ve sert pullarla örtülüdür. Yüzümün yanları, karın altı ve bacaklarımın
iç kısmı ise pulsuzdur.
Bu görünüşümle ve çıkardığım tıslama sesiyle düşmanımı ürkütmeye çalışırım.

Dişlerim Ağzımda Değil, Midemde!

Hem biliyor musun?
Görme yeteneğim çok azdır…
Top haline geldiğimiz zaman, kötü niyetli insanlar bizi çabucak yakalayıp çuvalın içine koyabilir.
Kendim hakkında ilginç bir bilgi daha paylaşmak istiyorum.
Dişlerim yok ama dilim, uzayarak yaklaşık kedi büyüklüğünde olan vücudumdan bile daha uzun hale gelebilir. Uzun dilim, göğüs boşluğumun derinlerinden başlar.
Hassas koku alma duyusuna sahibim.
Termit ve karınca yuvalarını bularak, güçlü ön pençeleriyle dağıtırım, yapışkan dilimin yardımıyla böcekleri toplayarak
yutarım. Bir gecede yarım kilogramdan fazla böcek yiyebilirim.
Nasıl olur da, dişsiz yersin diye düşünüyorsan…
Çiğneme işini boynuzsu yapıda olan dişlerle bezenmiş midem yapıyor. Dişin görevi mideye verilmiş…

NESLİMİZİ YOK ETMEYİN

Son olarak veda etmeden şunları söylemek isterim.
Bazı ülkelerde, birkaç türümüzün nesli tükeniyor.
Hayvanlar, Allah’ın sessiz kullarıdır…
Bizi koruyun, sevin, doğal ortamlarımızdan ayırmayın…

Ben Tembel Değilim!
Ben Tembel Değilim!

Merhabaa!
Ben bir Ağustos Böceğiyim, sana kendimi anlatmak istiyorum.
Hey hey, dur bakalım; beni işe yaramaz ve tembel gibi mi düşündün?
Evet, düşünmediysen bile aklından geçirdin! Allah hiçbir böceği boşuna yaratmamıştır.
Önce bunda bir anlaşalım.

LA FONTAİNE HAKSIZ!

Avrupa’da La Fontaine adında bir masalcı amca çıkmış diyor ki; Ağustos Böceği tembeldir diye!
Yok böyle bir şey! Bu bana yapılan haksız bir suçlama. Üstelik bilim bile La Fontaine’ni haksız buluyor.

Kimseye muhtaç değilim

Ben, Ağustos ayından sonra hayatta kalmıyorum.
Yani masalda geçtiği gibi yazın karıncaya muhtaç olmuyorum.
Kışın yaşamadığım için yiyecek biriktirme endişem hiç olmuyor.
Öyle masallarda bahsedildiği gibi tembel boş boş öten bir böcek değilim!

Hayat Bir Yardımlaşmadır

Hem biliyor musun?
Toprak altında tam 17 yıl yaşarım…
Yeryüzüne çıktıktan sonra 2 haftalık
ömre sahibim.

Nasıl mı beslenirim?
Ağaç köklerini emerek beslenirim.
Hortumumu ağaç filizlerine batırıp  özlerini içerim. Özellikle söğüt sürgünlerinin özsuyunu emerim.

Çekirge Gibi Sıçrarım!

Sana başka özelliklerimden bahsetmek isterim.
Gördüğün gibi, başımın üzerinde kocaman iki petek gözlerim bulunur.
Alnımda ise üç tane küçük nokta şeklinde göz vardır. Belki de sen bunları göremiyorsun.

Evet, antenlerime gelebiliriz. Kısa ve sert bir kıla benzer.
Ön kanatlarım, arka kanatlarımdan daha uzun yapılıdır.
Arka bacaklarımın yardımıyla sıçrayarak hızla havalanırım.

Arkadaşlarına Beni Doğru Anlatır Mısın?

Evet, beni benden dinledin!
Şimdi hakkımda ne düşünüyorsun?
Ne dersin, bu masalın gerçeğini birlikte yazalım mı?
Arkadaşlarına da benim tembel olmadığımı anlatır mısın?

Arkadaşım Eşek!
Arkadaşım Eşek!

Aa-İii!!
Aa-İii!!
Bu benim sana “Merhaba” deme şeklim!
Duydum ki, Can Kardeş Dergin bu sayısında Nasreddin Hoca’dan bahsediyormuş. Ben de durur muyum? Hemen İrem ablama beni yazması için ricada bulundum. Bu yüzden sayfalarınıza konuk oldum. Nasreddin Hoca deyince, hep eşeği ile ilgili fıkralar aklımıza gelir. Sahi, Nasreddin Hoca, neden eşeğe ters binermiş? Merak ettim şimdi, eğer öğrenirsen, bana da yazar mısın?

Haydi, biraz kendimden bahsedeyim. Bak, benim kocaman ve upuzun kulaklarım var! Seni ve tabiattaki tüm sesleri çok iyi duyar, algılarım. Dünyada en güzel gözlerin, bana ait olduğunu biliyor muydun? Siyah ve sık kirpikli iri gözlerimle çok iyi görebiliyorum. Şarkılarda ve çizgi filmlerde beni başrollerde görüyorsun. Bunun sebebi; galiba sevimli olmam. Sence de öyle mi? Sevimli olduğum kadar çok duygusalım. Sahibimle bağ kurmayı severim. Eğer beni küçüklüğümden beri yetiştiren bir sahibim olursa, onu daha kuvvetli bir bağla severim. Sevimli, duygusal olduğum kadar bir özelliğim daha var ki, masallarda hep konu olur. İnatçılığım! Eğer bana kötü davranan ve zorla iş yaptırmak isteyen olursa, inat eder ve o işi asla yapmam. Yine de uysallığımız ve evcil yanımız kuvvetli olduğundan siz insanlar benimle iş yapmayı tercih ediyor. Çünkü güvenilir ve en sadık hayvan olarak tanınıyoruz.

SEVİMLİ, DUYGUSAL, SADIK VE İNATÇIYIM!

Peki, nasıl beslenirim? Otçul hayvanlarız. Çoğumuz evcil olduğu için buğday, arpa, saman ve yem ile besleniriz.Yabani olan türlerimiz ise, tabiatta buldukları tüm yeşilliklerle karınlarını doyurabilirler. Evcil olanlarımız, siz insanların yediği yeşilliklerle de beslenebiliyor. Peki, bunlar arasında en sevdiğim yiyecekler ne biliyor musun? Kavun ve karpuz gibi meyveler tabii ki…

SIPA VE EŞEK ARASINDAKİ FARK NE?

Bizim yavrumuza “Sıpa” deniyor.Siz de bunu kendi aranızda sevimli ve tatlı anlamında kullanıyormuşsunuz. Bazen büyükler yaramaz çocuklara “Seni sıpa!!!” derlermiş. Kimse alınmazmış. Ama “Seni eşek!!!” deyince insanlar niye alınıyor? Eh bu çelişkiye biraz gülüyorum. Binek hayvanı ata göre daha ağır ve kilolu sayılırım. Eh galiba keyfimize biraz düşkün olduğumuzdandır. Ama attan daha güçlü olduğumu ispat edebilirim. Atın kaldıramadığı yükleri, ben sırtlayıp dere tepe düz giderim.

Kavun ve Karpuza Bayılırım!

Peki, nasıl beslenirim? Otçul hayvanlarız. Çoğumuz evcil olduğu için buğday, arpa, saman ve yem ile besleniriz. Yabani olan türlerimiz ise, tabiatta
buldukları tüm yeşilliklerle karınlarını doyurabilirler. Evcil olanlarımız, siz insanların yediği yeşilliklerle de beslenebiliyor. Peki, bunlar arasında en sevdiğim yiyecekler ne biliyor musun? Kavun ve karpuz gibi meyveler tabii ki…

ARKADAŞIM EŞEEEK!
Seninle sohbet etmek çok keyifliydi! Beni dinlediğin için sana teşekkür ederim. Sohbetimi Barış Manço’nun “Arkadaşım Eşek” şarkısıyla bitirmek istiyorum. Bana eşlik eder misin?

Kaç yıl oldu saymadım köyden göçeli,
Mevsimler geldi geçti görüşmeyeli,
Hiç haber göndermedin o günden beri,
Yoksa bana küstün mü, unuttun mu beni?
Dün yine seni andım gözlerim doldu,
O tatlı günlerimiz bir anı oldu,
Ayrılık geldi başa katlanmak gerek,
Seni çok çok özledim arkadaşım eşek.
Arkadaşım EŞ, arkadaşım ŞEK, arkadaşım EŞEK!

Dua eden böcek: Peygamberdevesi
Dua eden böcek: Peygamberdevesi

Yanlış okumadın; peygamber devesi değil, “Peygamberdevesi.”
Çünkü bugün sana ne bir peygamberi anlatacağım, ne de deveyi tanıtacağım.
Sadece kendimi anlatacağım.
Şeklime takılıp kalma.
Yoksa sen de beni ilk bakışta çekirgeye mi benzettin?
Ben bir peygamberdevesiyim, özelliklerimden bahsetmek isterim. Çekirgeden farklı özelliklere sahibim elbet.

BİR DİĞER ADIM MANTİD!

Benim diğer adım Mantid’dir. Söylemesi ayıp, hamam böcekleriyle aynı familyadan gelirim.
Peki, bana nerden peygamber devesi demişler?
Şöyle açıklayayım;
Görüyorsun ki, ön taraftaki ayaklarım havaya kalkık şekilde duruyor. Tıpkı dua eder gibi.
Bana sorarsan, bu ismimi seviyorum.

Kısaca özelliklerim; vücudum uzun ve ince yapılıdır. Yeşil renkliyim, gözlerim iri, kafam ise üçgen şeklindedir. Aynı zamanda kafamı yana çevirebilen tek böcek türüyüm. Bu halimle sana, “bakış açısının” önemini anlatıyor olmayayım sakın. Yavaş hareket ederim tıpkı bir kaplumbağa gibi. Ama yetişkin olan türlerimiz uçabilme yeteneğine de sahiptir.

İncecik, Sert ve Güçlü Kanatlıyım

Arka kanatlarım bir zar kadar ince, ön kanatlarım ise tam tersi sert ve güçlü bir yapıdadır. Dua ediyor gibi durmamdaki asıl neden; ön bacaklarımla avlanıyor olmamdan kaynaklanıyor. Ön ayaklarımda avımı tutabilmek için kancalar ve dikenler bulunur. Arka ve orta ayaklarımı ise yürümek için kullanırım.

Ahh! bir doyabilsem!

Etçilim, genellikle böceklerle beslenirim fakat bunun dışında cüce fare ve sinek kuşlarını da avlarım. Çok nadir bitki yerim.
Doymak nedir bilmem. Ne yakalarsam yerim; kanat, bacak, kuyruk.. Ne varsa. Bu halimle acaba sana “tasarruf” dersi mi vermek istiyorum?
Bahçıvan ve çiftçilere zarar veren böcekleri tükettiğim için beni severler. Zararlı böcekleri yediğim için organik tarımın vazgeçilmeziyim.
Etoburum ama sana zarar vermem merak etme.

Kamuflaj Ustasıyım

Sana mükemmel bir kamuflaj ustası olduğumu söylemiş miydim?  Yaşadığım yer ya da bitkinin rengini anında alırım. Bu kamuflajın bana yararı sadece avlanmaktan kurtulmak değil, kendi avıma da fark ettirmeden yaklaşabilmemdir. Ha bir de cüsseme bakmadan her şeye saldırırım.  Acaba bu halimle sana “cesaret” dersi mi veriyorum?

SIRADIŞI BİR BÖCEĞİM

Bazı bilim insanları benim normal böcek sınıfında olmadığımdan “ayrı” bir sınıflandırmada olmam gerektiğini söyler.  Acaba bu halimle “işimde en iyisi olmanın önemini” mi hatırlatıyorum? Sıra dışı olduğumu kabul ediyorum. Çünkü az önce de okudun, benim hareketlerimde, sabır, bakış açısı, tasarruf, cesaret, azim, bulunduğum şartlara göre davranmak gibi özelliklerim, benim ne kadar sıra dışı bir yaradılışa sahip olduğumu gösteriyor.
Beni bu özellikleri ile donatan Allah’a ne kadar şükretsem azdır.

Ben bir yaradılış harikasıyım
Ben bir yaradılış harikasıyım

Tavus kuşu denince aklına ne gelir?

Tabii ki, gözünün alamayacağı renkler gelir.
O halde, haydi tüylerimi takip et
bakalım; hazırsan seni ta Hindistan’a
götüreceğim.
Neden mi?
Genellikle bu bölgede yaşarım da ondan.
İki türümüz var; mavi ve yeşil…
Ben “mavi” renkli olan tavus kuşuyum.
Hindistan’da milli bir sembol olarak gösterilirim.

BİZİ YOK ETMEYİN
Bir de Dünya Koruma Birliği tarafından nesli
tükenmekte olan hayvanlar listesine alınmışız.
İki sebebi var;
Birincisi; sürekli siz insanlar bizi avlıyorsunuz.
İkincisi; insanlar coğrafyamızı alabildiğine bozuyor.
Yani kainat, insan eli değince, karışıyor.
Dengeleri alt üst ediyor.
Bazı insanlar, hayvanları avlayarak dünyanın
ekolojik dengesini bozuyor maalesef.

RENKLERİM HASSAS BİR MEKANİZMA
Neyse, gelelim bana; başım ve boynumdaki mavi renkleri görüyorsun değil mi?

Kuyruğumdaki tüylerim yaldızlı ve yeşil renklidir.
Uçlarına da bu mükemmel sanatı tamamlayan yuvarlak benekli bir bölüm bulunur.
Aslında tüylerim, ışığın farklı dalga boyutlarını süzüp yansıtabilen küçük tüylerin olduğu hassas bir mekanizmaya dayanır.
Bilim insanların araştırmalarına göre, tüylerimin parlak renkleri pigmentler tarafından değil, iki boyutlu olan ve kristale benzer küçük yapılar tarafından üretilir. Yine bilim insanları, ilave optik incelemeler ve hesaplamalarla kristallerin arasındaki boşlukları ve bunların etkilerini incelemişler…
Sonuç mu? Bu ızgaradaki boşlukların boyutlarının ve şekillerinin, ışığın hafif farklı açılarda yansıtılmasına, böylece renkteki çeşitlenmeye yol açtığını bulmuşlar.

MUHTEŞEM DETAYLARIM

Kuşku yok ki, kuyruğum bana muhteşem bir görünüm kazandırıyor.  Nitekim yaklaşık olarak 110-125 santimetre iken kuyruğum 120-130 santimetre olabiliyor. Bu sahip olduğum kuyruk, renk ve desenler Allah’ın hem “Sani” hem de “Müzeyyin” isminin en güzel yansımalarından biri olduğunu söylemeliyim.

RENKLERİM TESADÜF ESERİ OLAMAZ

Bir düşün; hayranlık uyandıran renk uyumu, tesadüfen meydana gelebilir mi?
Elbette mümkün değil. O halde, hiçbir tablo ile kıyaslanmayacak kadar mükemmel kuyruğum da kendiliğinden meydana gelmemiştir.
Bu renk uyumunu ve estetiği görüp de hayran olmayan insan yoktur.
Bu ancak, âlemleri yaratan sonsuz bir güce sahip olan Allah’a mahsustur.

Yeraltı mühendisi: KÖSTEBEK
Yeraltı mühendisi: KÖSTEBEK

“Yeraltı Mühendisi mi?” dediğini duyar gibiyim.
Şöyle açıklayayım;
Ben bir köstebeğim. Üstelik gözleri olmayan bir mühendis…
Nasıl mı? Yeraltında kazdığım tüneller benim evimdir.  Kökleri ve bitkileri yiyerek yeraltında açtığım geçitler içinde kalırım.
Bu geçitleri açabilmem için de toprağı burnumla yukarı doğru sürerek küçük tepeler oluştururum.

BİZ AYNI ZAMANDA İYİ BİRER MİMARIZ

Yeraltının en hızlı mimarları olarak da biliniriz. Bir bilim insanı, benim görüş yeteneğimi kısıtlayan sebepleri sıralarken; göz merceğimdeki lenflerinin eksik gelişimi olduğunu belirtmiş. Peki, tüylerimin tek yöne doğru uzadıklarını biliyor musun?

KOLAY YAKALANMAM

Kemirgenler familyasına dâhiliz. Çevik bir yapıya sahibim. Beni asla göremezsiniz, dolayısıyla da yakalanmam çok zordur.
Galiba siz insanları en fazla sinirlendiren özelliğim de bu olabilir. Oysa tarlalarda veya bahçelerde benim dolaşmam aslında iyiye işarettir.
Benim varlığım, toprağın sağlıklı olduğunu ve içinde minik canlıların yaşadığını gösterir. Çünkü biz köstebekler aslında etçiliz ve solucan, salyangoz, larva ve tırtıl gibi diğer omurgasızlarla besleniriz.

ÖN AYAKLARIM KÜREK GİBİDİR

Sana inanılmaz gelebilir ama bir yılda tükettiklerim 37 kiloyu bulur.
Müthiş bir geçit ustası olarak bilinirim. Dallı budaklı hayat alanımı inşa ederken, kürek biçimindeki ön ayaklarımdan yararlanırım.
Ön ayaklarım beden ağırlığımın tam 20 katı kadar toprağı kazabilir.
Bu arada burnumun ve kafamın da çok güçlü olduğunu bilmem hatırlatmama gerek var mı? Sonuçta kazmış olduğum toprakları burnum ve kafamı sürerek tümsekler oluştururum. Zorunlu olmadıkça yuvamdan çıkmam, kış uykusuna yatmadan sürekli yeni geçitler yaparak hayatımı sürdürmeye devam ederim. Yani hayatım inşaat işçiliği yaparak geçer. “Geçit ustası” lakabımı da bu yüzden hak ettiğimi düşünüyorum.

Ormanın En Hızlı Atleti: ÇİTA
Ormanın En Hızlı Atleti: ÇİTA

Olimpiyatlarda en hızlı koşucu kim diye sorsam?

Hüseyin Bolt dersin. Evet, onun hızına kimse yetişemiyor. Peki, hayvanlar âleminde bu durum nasıl? Sabırlı ol, sana kendimi tanıtayım; Benim adım Çita. Kedigiller ailesinin bir üyesiyim. Gerçekten çok hızlıyım!
Dinlendiğim yerden sıçrayarak ilk saniyede 70 kilometrelik bir hıza çıkabilirim. Bazı bilim insanları bizlerin saatte 112 kilometre hızla koştuğumuzu bile tespit etmiş… Bu benim şimşek hızıyla koştuğumu gösterir. Biliyor musun? 2 saniye gibi bir sürede saatte 70 kilometre hıza çıkarım. 4,5 saniyede ise 100 kilometre hıza ulaşırım, hem de hiç zorlanmadan. Ne o şaşırdın mı?

DEPAR ATLETİ

Şimdi sıkı dur;
En son ulaştığım hız saatte kaç kilometre biliyor musun? Tam 140 kilometre.
En hızlı bir arabayla neredeyse eşit hızda giderim. Ayrıca 140 kilometre hızdayken bile hiç bir arabanın ve motosikletin yapamayacağını yapar
ve inanılmaz bir açı ile çok sert dönüşler yapabilirim. Bu dönüşlerimde ise savrulma söz konusu olmaz. Ancak tam bir depar (çıkış) atleti derler
bana.

HIZLI AMA YORGUN

Maksimum hızımı sadece 4-5 saniye sürdürebilirim.
Ancak bu hızım 400-500 metre yol aldıktan sonra düşer…
Çünkü çok çabuk yorulurum.
Bizler tam bir avcı olarak biliniriz ancak bazı insanlar derimiz için bizi avlıyor. Bu yüzden neslimiz çok çabuk tükeniyor. Afrika’da özel bir koruma altına alınmış olsak bile insanların av merakı yüzünden varlığımızı çok zor şartlar altında sürdürebiliyoruz.

Kanatsız Kuş: KİVİ
Kanatsız Kuş: KİVİ

Arkadaşım Zeynep’le sohbet ediyorduk. Bana izlediği bir çizgi filmden bahsetti. Anlatırken gözleri dolmuştu. Belli ki çok etkilenmiş.
Ben de hemen izlemek istedim. Çizgi film bir kivi kuşunu anlatıyordu. Kivi kuşlarının kanatları yokmuş, ben de o gün öğrendim. Çok ilgimi çekmişti nasıl olur da bir kuşun kanadı olmaz diye hayret etmiştim. Kanatsız kuş mu? Şaşırdınız değil mi? Sıkı durun, sizinle öğrendiğim bilgileri paylaşacağım. Şöyle anlatayım;

UÇAMAYAN KUŞ

Kivi bir kuş türüdür. Uçamayan bir kuştur. Yeni Zelanda’da yaşayan ve bu ülkenin simgelerinden olan kivilerin bugün soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Beş tane kivi türü olduğu bilim insanları tarafından tespit edilmiş. Bir tavuktan daha büyük olmayan kiviler yuvarlak, tombul bir yapıya sahip olup kısa boyunlu küçük kafalıdır. Ama gagaları oldukça uzun, ince ve hafifçe kıvrık bir yapıya sahiptir. Vücutlarının tersine kalın ve güçlü bacakları vardır.

İNCE UZUN TÜYLER

İnce uzun tüyleri, kuyruklarını gizleyerek üzerlerinde bir örtü oluşturur. Genellikle gece ortaya çıkar, gündüzleri kovuklarda, karanlık köşelerde gizlenirler. Nemli toprakları ve yosunları gagaları ile didikleyerek içerideki kurt ve böceklerle beslenir. Uzun gagasını toprağın içine sokarak, aslında toprağı koklarlar. Bunun sebebi temel besin kaynaklarından olan yer solucanlarını bulmaktır.

SEVİMLİ KİVİLER

Bakmayın öyle küçük göründüğüne, oldukça oburdurlar; bir günde yaklaşık 700 gram böcek tüketirler. Geceleri oldukça çevik ve hareketli olan Kiviler gündüzleri aynı hareketi gösteremez biraz sersem gibi olurlar. Rahatsız edildiklerinde kafasını tüylerinin altından dışarı çıkarıp hiç kımıldamadan, gagalarını açıp başını sağa sola sallayarak karşısındakini ürkütmeye çalışırlar. Geceleri etkin olmalarına rağmen görme yetenekleri de oldukça zayıftır; diğer bir deyişle fazla uzağı göremezler.
Sizce de çok sevimli bir hayvan değil mi?

Şşştt!!! Sessiz Olun, Canlılar Kış Uykusunda!
Şşştt!!! Sessiz Olun, Canlılar Kış Uykusunda!

Şşştt! Sessiz olun arkadaşlar! Burada uyuyanlar var!
-Aa, neden ve kimler uyuyor ki?
Bilmem, bunu araştırabiliriz. Haydi, gel biraz belgesel izleyelim. Ne dersin?
-Bence bu hayvanlar kış uykusuna yatmış.
Kış uykusu mu, o da ne? Yani, sadece kış mevsiminde mi uyuyorlar?
Bak, şimdi daha çok merak ettim. Hadi bir an önce televizyonu açalım.
Hem, öğrendiğimiz bu bilgileri arkadaşlarımızla paylaşırız.
-Çok güzel bir fikir!
Dikkatle izleyelim…
Bak, görüyor musun?
Diyor ki; hayvanlar, hayatını daha sağlıklı bir şekilde devam ettirmek için kış uykusuna yatar.

-Peki, kış uykusuna yatan hayvanlar hangileri?
Televizyon sanki sesini duydu! Şimdi gösteriyorlar. Dikkatlice takip edelim.
-Sevimli ayılar, minik kurbağalar, dev köpekbalıkları, radar yarasalar, yılanlar, kemirgen hayvanlar hatta kaplumbağalar bile kış uykusuna yatarmış.
Sen de benim gibi şaşırdın mı? Dur dur! Bak bu konu hakkında bilgi veriyorlar.

UYKUCU AYILAR

Demek ayılar kış uykusuna yatıyormuş, baksana bebek gibi uyuyorlar!
Aa, aldıkları kiloları kışın uykusunda yakıyor, vücutlarındaki yağları da proteine çeviriyorlar.
-Peki, ayılar ne kadar süre kış uykusunda yatar? Türlerine göre değişiyormuş. Ama en fazla 7 ay uykuda kalıyorlar.

İRİ GÖZLÜ UYKUCU; KURBAĞALAR

-İnanmıyorum, kurbağalar da mı kış uykusuna yatıyor?!
Dahası; kurbağalar uyurken kalbi durur, nefes alıp veremez… Vücudundaki suyun çoğunluğu buza döner. Kurbağa, adeta taş gibidir; matlaşır, vücudu katılaşır. Ancak iç organları donmadan muhafaza edilir. Sinir sistemi iptal olduğu için oksijen dahi alamaz. Mevsim sonrası ancak buzlar erirse, kalbi atmaya başlar ve normal hayatına dönebilir. Adeta geçici bir ölüm yaşar ve sonra tekrar hayata merhaba der. Acaba bu bize neyi hatırlatır?

OKYANUSTA KIŞ UYKUSU

-Nasıl olur? Hiç köpek balığı kış uykuna yatar mı?
Okyanuslarda gördüğümüz köpek balıkları suyun soğumasından dolayı pek fazla yiyecek bulamayınca, okyanusların derinliklerinde uyuyorlarmış.

BİLGE UYKUCU: KAPLUMBAĞALAR

Gelelim kaplumbağaya;
Kaplumbağaların da çoğu kış uykusuna yatmaktadır. Hatta evde beslenen su kaplumbağaları da bu grubun içerisinde yer almaktadır.
Birçok kişinin evde beslediği su kaplumbağasını kışın öldü diye gömdüğü bilinmektedir.

CANLILAR KENDİNİ ŞARJ EDİYOR

Kimler var diye merak ettiğimizde, böcekler, yarasalar, yılanlar ve hatta kemirgenler de kış uykusuna yatar.
Yani, kış uykusuna yatan uykucu hayvanların yanı sıra, ağaçlar, bitkiler de nasipleniyor. Adeta birçok canlı kendini “şarj” ediyor diyebiliriz. Yani güç
toparlıyorlar. Her canlı Allah’ın çizmiş olduğu sınırlar içinde geçici bir ölüm yaşıyor, ardından yeni bir başlangıçla baharda gözlerini açıyor.
Bu da bize yeni bir hayatın var olduğunu apaçık göstermiyor mu arkadaşlar?