Kategori: Gezi-Yorum

Haydi Malazgirt’e
Haydi Malazgirt’e

Sevgili okurlarım;
Bu ay, Zaferler ayı olduğu gezi notlarıma önemli bir yeri sizlere anlatmayı uygun gördüm: Malazgirt Meydanı’nı.
Biliyorsunuz, Malazgirt Meydan Savaşı 26 Ağustos 1071’de Malazgirt ovasında meydana gelmiş… Selçuklu Sultanı Alparslan ve Doğu Roma
İmparatoru Romen Diyojen arasında gerçekleşen bu savaş, aslında Müslüman Türklere yeni yurt olmasını sağlamış önemli bir meydan savaşı olarak tarih kayıtlarına geçmiş.

MALAZGİRT NEREDE?

Minik köpeğim Topar’da şimdiden Malazgirt Meydanını merak ediyor olacak ki, heyecanlı bir şekilde kuyruğunu sallıyor.
Hemen balonumuza biniyoruz ve fotoğraf makinemizi hazır tutarak Malazgirt’in resimlerini de çekmeye başlıyoruz.
Peki, Malazgirt nerede? Hemen notumu sizlere aktarayım; Malazgirt bir ilçe… Muş ilinin 6 ilçesinden birisi… Doğu Anadolu bölgesindedir.
Muş, Malazgirt arası 134 Km’dir. Bu mesafe 1 saat 44 dakika sürmektedir. Malazgirt ilçesine bağlı dört bucak görüyoruz.
Aktuzlar, Karahasan, Merkez ve Nurettin olarak isimlendirilmiş. Tabii bunun yanı sıra çok sayıda köy ve mahallesi de olduğunu hatırlatalım.
Yüzeyi, genel olarak çıplak, az meyilli geniş platolar ve ovalar halindedir. Buğday, arpa ürünü bölge halkının başlıca geçim kaynağıdır. İlçe merkezi 2.812 nüfuslu Malazgirt kasabasıdır.

“ZAFER SİZİN OLSAYDI, BANA
NE YAPARDIN?”

Ben tarihe meraklı olduğum için Malazgirt savaşının sonuçlarını da sizlerle paylaşmak istedim.
Malazgirt Savaşından ağır bir yenilgiyle çıkan gururlu imparator, Sultan Alparslan’ın huzuruna geldiğinde utancından başını kaldıramamış. Alparslan, onun bu haline nezaketle karşılık verip oturtmuş ve teselli etmiş. Diyojen, savaş öncesi muazzam ordusuyla Türkleri yeneceğinden
emin olduğunu, aksi bir ihtimali hiç düşünmediğini açıkça dile getirmiş. Sultan Alparslan kendisine “Eğer zafer sizin olsaydı bana ne yapardın?” sorusunu sorduğunda Diyojen, açık konuşamayıp öldürtürüm diyemeyip sadece “Kamçılatırdım” cevabını vermiş.
Alparslan “Benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” sorusuna ise bir ümitle “Ya öldürtürsünüz, yahut İslam ülkelerinden birine esir gönderirsiniz. Mümkün görmüyorum ama bekli de affedersiniz” şeklinde cevap verdi. Sultan Alparslan, yenilgiye uğramış bir imparatoru daha fazla aşağılamamak için kendisini affetmiş ve bir antlaşma imzalatmış.

MÜSLÜMANLAR, ROMA’DAN
TAPUYU DEVRALDI 

Peki sonra ne olmuş? Diyojen affedilmiş. Ancak ülkesine döndüğünde Türklerden görmediği hakaretlere uğrayıp, hayatını sonlandırmışlar.
Yerine geçen yeni Doğu Roma İmparatoru 7. Mihail Selçuklular ile yapılan anlaşmayı kabul etmese de “Malazgirt Savaşı” Selçuklulara Anadolu’nun
tapusunu vermişti. İlerleyen 20 yıl içerisinde hızla Anadolu içlerine göç hareketleri başlatılarak, İç Asya’daki diğer Türk devletlerinin de göçleriyle bir Türk yurduna dönüşmüş. şimdilik bizden bu kadar. Önümüzdeki sayı nereye gideceğimizi ben bile merak ediyorum.
Hoşça kalın!

Ilgaz Anadolu’nun Sen Yüce Bir Dağısın
Ilgaz Anadolu’nun Sen Yüce Bir Dağısın

Haydi Topar! Gidiyoruz. Nereye mi?

Hani şu türkülerimizde; Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın diyor ya.. İşte oraya! Balonla seyahate çıkıyoruz şimdi.

Hoop. İşte balonumuza atladık ve doğruca yaz mevsiminde bile çok serin olan Ilgaz’ın engin dağlarına doğru yolculuk yapmaya…

Vaay! Burası muhteşem görünüyor Topar. Baksana şu dağların üstüne. Bazı yerlerde hala kar var. Temmuz sıcağında bile burada kışlık elbiselerle oturanlar var. Bak, şu Kırkpınar yaylasının evlerine, hala bacası tüten evler var.

CLİMATA’DAN KOÇHİSAR-I BALA’YA

İşte adını en eski adı ile bilinen Climata, daha sonraları Kimistene olarak bilien bir yerleşim bölgesi olan Ilgaz dağları… Anadolu’nun Türkleşmesi ile birlikte Osmanlı döneminde Koçhisar Bala olarak isimlendirilmiş buraları.

Hemen not defterimi çıkarayım bu detay benim için önemli.

Hmm. Tablet bilgisayarıma baktığımda buraları için önemli dipnotlar var.

Ilgaz’a ait Osmanlı kayıtları 1854 yıllarına rastlar. İlçe adı salnamelerde Koçhisar veya Koçhisar-ı Bala olarak kaydedilmiş. Bu yıllarda ilçe merkezi Bucura Köyü’ymüş. .Bucura Köyünün büyük bir yangın geçirmesi sonucu ilçe merkezi Belören bucağına nakledilmiş. 19.yy ikinci yarısında Çankırı’ya bağlı olan ilçe daha sonraları Kastamonu’ya bağlanmış… Osmanlı yerel yönetiminde Çankırı’ya bağlı bir kadılık ve 1284 H. teşkilatı ile Mecidiye adını alarak ilçe olmuş, 1922 yılında Ilgaz adını almış ve 1929 yılında Çankırı’ya bağlanmış…

 

KAHRAMANLAR BELDESİ: ILGAZ

İnebolu’dan Ankara’ya cephane taşınan yolun üzerinde bulunan Ilgaz 1920’lerde bir nahiye merkezi idi. Cephane naklinde Çerkeş, Kurşunlu, Ilgaz, Kastamonu ve İnebolu birlikte çalışmışlar ve görevlerini birlikte başarmışlardır. Her yörede olduğu gibi Ilgaz’da da daha canla başla çalışanlar çıkmış ve daima minnetle anılmışlardır.

İşte bunlardan birkaçı: Halil Ağa… Ilgaz’ın Kale köyünden.. Eksikli Salih. Ilgaz’ın Eksik köyünden. Şakir ağa.. Kızılsın köyünden. Arif Sağlam, Kuyupınar köyünden. Ümmihan Nine… Ki, erkekler cephde savaşırkan, Ümmihan Nine durur mu? İstiklal savaşında pek çok yararlar göstermiş ve madalya almış. Ümmihan Nine’de Kızılsın köyünden.

 

TARİHİ YERLER

Tarihi İndağa mağaraları var burada. Devrez çayı kıyısanda Ilgaz’a 5 km uzaklıkta… Kurmalar Köyü, Ilgaz’ın ilçe merkezine 15 km. uzaklıkta… Cendere köyü sınırları içinde bakır çağır ait çanak çömlek bulunduğunu biliyor musunuz? Ki burada define arayacıların da çok olduğunu belirtelim hemen.

Dahası, Ilgaz hamamı ilçe merkezinin tam ortasındadır. Üzeri kubbeli iki yanı kemerli… Kuru köprü, Pazar Çayı, Kayı Köyü camii… Yani anlayacağınız Ilgaz tam bir tarih beldesi.

 

ILGAZ ANADOLU’NUN…

Ne dersin Topar, eve geri dönüş sırasında Ilgaz türküsünü birlikte söyleyelim mi:

Ilgaz Anadolu’nun

Sen yüce bir dağısın

Baharda yer yüzünde

O cennetin bağısın

*

Yalçın kayalıklar

Göklere yükseliyor

Senin dumanlı başın

Bulutları deliyor.

*

Yükseklerden akıyor

Ne güzel berrak sular

Eteklerinde otlar

Sürülerle kuzular.

Selâtin Camileri
Mimar Sinan’ı anarken…
Çanakkale Tabyaları
Zeynep ile Zehra
Gezi-Yorum
Fethi Paşa Korusu’nda Bir Gün

 

 

Gezi-Yorum
Gezi-Yorum

SAHAFLAR ÇARŞISI’NDA BİR GÜN

Sınıfta öğretmenimiz “İbrahim Müteferrika’yı araştır” görevini bana verince şaşırdım.

Çünkü tanımıyordum.

Kimdi, ne iş yapardı?

Tarihte nasıl bilinirdi?

Bütün bu soruların cevabını araştırmak benim gibi biri için kolay değildi elbet. Çünkü bilgi kaynaklarım sınırlıydı.

Hatta internetin bile bu konuda yetersizliğini görünce, konuyu babama açtım.

O da bana, “Bu konuda en güvenilir kaynak Beyazıt Cami arkasında, Kapalı çarşı girişinde bulunan Sahaflar Çarşısıdır” dedi.

“Sahaf” sayfa demekmiş. Tarihimizde okumaya öylesine önem veriyorlarmış ki, bunun için çarşı bile açılmış.

Hatta önemli bir alışveriş merkezi haline gelmiş.

Konuyu arkadaşlara açınca, hep beraber gitme kararı aldık. Okul servisi çeken amcaya rica ettim, bizi aldı ve doğruca Boğaz Köprüsü üzerinden Beşiktaş, oradan Eminönü ve Beyazıt’a doğru yola çıktık.

Şoför amca servis aracını park etti.

“Siz gidin araştırmanızı yapın gelin. Ben de biraz uzanayım olur mu çocuklar?”

İstanbul Üniversitesi girişi önünden Beyazıt Camii’ne gittik. Caminin sol tarafındaki taşlık araziyle Kapalıçarşı’ya açılan Sedefçiler Kapısı arasındaki bölge Sahaflar Çarşı’ydı.

Burada yüzlerce kitap vardı. Hem tezgâh doluydu, hem de yerde dizilmiş kitaplar üst üsteydi.

Sahaflar çarşısı 15.yüzyıldan günümüze uzanan bir geçmişe sahipmiş.

Eskiden medrese öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılayan sahaf dükkânları, medrese çevresinde bulunurlarmış.

1460 yılında Kapalıçarşı inşaatı tamamlandıktan sonra, bu dükkânlara Kapalıçarşı içinde yer ayrılmış ve sahaf dükkânları bir araya toplanmış.

Burada gerçekleşen büyük İstanbul depremine kadar faaliyet göstermiş; depremden sonra çarşı, bu günkü yerine taşınmış. Ayrıca bugün çarşıda 17’si çift katlı, 23 dükkân bulunmakta.

Yanıma arkadaşlarımdan Mehmet geldi. Dedi ki; “Biliyor musunuz bu çarşı Sahaflar Loncası’na bağlıymış bir zamanlar. Sahaflar esnafı çıraklık, kalfalık dönemlerini geçirmeden ustalığı yükselemezmiş. Hatta Sahaflar dükkânlarını dua ile açar ve dua ile kapatırlarmış.”

“Peki, Sahaflar loncasının piri kimmiş?”

“Hemen söyleyeyim: Sahaflar Çarşısının piri ilk kitapçılardan olduğu söylenen Basralı Abdullah Yetimi Efendiymiş.”

“Hemen bu söylediklerini not edeyim.”

“Bak, elimde bulunan Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde 17. yüzyılda dükkân sayısının 50 ulemaya yani ilim ehline hizmet eden sahaf esnafının da 300 olduğundan bahseder.”

Ben,  Mehmet’le hem sohbet ediyor hem de “İbrahim Müteferrika” ile ilgili kitap arıyordum ve nihayet buldum. Evet,  eski bir kitaptı bu ve bütün detaylarına kadar hayatını kaleme almışlardı. Uygun bir fiyata alıp çantama koydum.

Sonra öğrendim ki, Sahaflar Çarşısı 1950 yılında çıkan alevlerden sonra tamamen yanmış ve içinde bulunan binlerce yazma eser kül olmuş…

İstanbul Belediyesi yanmayan yerleri kamulaştırıp, ahşap dükkânları da betonarmeye çevirerek, çarşıyı bu günkü mimari durumuna getirmiş. Ayrıca çarşının ortasına da ilk Türk matbaacısı olan İbrahim Müteferrika’nın büstünü yerleştirmiş. İşte aradığım karakterin büstü buradaydı ve hemen fotoğrafını çektim.

Bir an önce eve dönüp, İbrahim Müteferrika ile ilgili ödevimi yapmak için can atıyordum.

 

İnci Karaman

 

Beşiktaşlı Yahya Efendi Hazretleri Türbesi
Beşiktaşlı Yahya Efendi Hazretleri Türbesi

Dünyanın ve güzel ülkemizin dört bir yanında, üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen adını hep iyilik, cömertlik ve hayırla andığımız manevi büyüklerimiz vardır. Onları sevgi ile hatırlıyor, anıyor ve arkalarından dua ediyorsak bu yaşadıkları güzel hayatın sonucudur. Türbesi Beşiktaş’ta bulunan Yahya Efendi hazretleri de o büyüklerden biri. Öyle güzel bir hayat yaşamış ki, vefatının üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen ziyaret ediyor ve hayır dualar gönderiyoruz. Peki, kimdir Beşiktaşlı Yahya Efendi hazretleri? (daha&helliip;)