Kategori: Featured

Featured posts

Karakedi’nin sürprizi
İLÂHİ İCAT: İNSAN
İLÂHİ İCAT: İNSAN

Teknolojik gelişmelere geçmeden önce, kendi vücut yapımızdan kısmen de olsa bahsetmeyi uygun görüyorum. Vücudumuz baş, gövde, kollar ve ayaklardan meydana geldiğini hepimiz biliyoruz. Tanımaya çalıştığımız vücudumuzdaki organlardan ayaklar yalnızca dik durmaya yürüyerek hareket etmeye yararken, ellerimiz; kavrama, itme, kaldırma, parçalama ve savunma aracı olarak kullanmaya uygun durumda yaratılmışlardır.

İNSANLA GELİŞEN TEKNOLOJİ

Her iş ustalık ister. Ama onu bir kişiden öğrenmek gerekir. Eğer her marangoz keser, çekiç, bıçkı, testere ve rendeyi icat etmek ve üstelik bunlarla nasıl işlemek gerektiğini düşünmek zorunda olsaydı dünyada tek bir marangoz bulunmazdı. Coğrafya öğrenmek için herkesin dünyayı dolaşması, Amerika’yı yeniden keşfetmesi, Afrika’yı incelemesi, Everest tepesine tırmanması gerekseydi ve bütün bunları birer birer anlatsaydı, buna bir insanın hayatı yetmezdi. İnsan usta olarak doğmaz, ustalık sonradan öğrenilir. İnsanın hayvandan ne kadar farklı olduğu asıl burada görülür.

HER ŞEY O’NU HATIRLATIYOR

Sevgili Can Kardeşler; evimizde kullandığımız tüm eşyalar Allah’ın bize vermiş olduğu akıl aletini kullanarak tabiatta bulunan madenleri ve diğer malzemeleri işleyerek meydana çıkarıyoruz. Misal: mutfağımızda kullandığımız kaşık, çatal, tencere, tava ve ocak gibi hayatımızı kolaylaştıran aletler ve bize lütfedilen meyve ve sebzeler, bitkiler ne kadar uyumlu oluyorlar hep beraber bir bütünü oluşturuyorlar değil mi? İşte bunlar bize tek bir zatı tek bir organizatörü hatırlatıyor, Allah’ı. Haydi, hep birlikte O’na şükredelim.

MELEK DOKUMACI

En Güzel Gezegen Dünyamız
En Güzel Gezegen Dünyamız

Hamza ile Beyza kardeşler son günlerde “uzay” konusunda araştırmalar yapıyorlardı. Bir gün babaları: “Çocuklar, size bir çocuk dergisi getirdim.”Can Kardeş” bu ay gezegenlerden bahsediyor.” dedi. Çok mutlu oldular. Dergiyi alıp hemen incelemeye ve okumaya başladılar. Tam da merak ettikleri sorulara cevaplar veren bilgiler vardı içinde. Dergiyi okumanın heyecanı ile, akşam yemeğine çağıran annelerinin sesini bile duymadılar.
Beyza, ayı ve yıldızları seyrederken yastığına yaslandı ve “aaah ah, keşke uzaya gidebilseydim” dedi. O sırada pencereden bir ses geldi. O da kimdi? Az önce dergide okuduğu, Uçan Çocuk karşısındaydı. -Beyza, hadi gel, seninle uzaya gideceğiz! Kardeşi Hamza’ya baktı, ama o çoktan uyumuştu. Uçan Çocuğu gördüğüne inanamıyordu. -Pelerinimden sıkıca tutun. Yerden yükseldikçe oturdukları ev, mahalle, şehir, küçücük görünüyordu. “İlk
önce dünyamızın uydusu olan Ay’a gidelim” dedi Beyza. Ay’a indiklerinde, Beyza hayretle etrafı inceledi:

-Ama dünyadan gördüğümüz gibi bir ışık yok, burası dağlarla ve kayalıklarla kaplı.

– Evet. Gerçekte ayda ışık yoktur. O sadece güneşten aldığı ışığı bize yansıtır. Ay yüzeyinin açık gri, kayalık olması, güneş ışığını yansıtmak için çok elverişlidir. Beyza: “Ne kadar çok gezegen var, kimisi dünyamızdan binlerce kat büyük. Hepsi muhteşem bir ordu gibi hareket ediyor, birbirlerine çarpmadan dönüyorlar” diye düşündü.

– Hadi Beyza diğer gezegenlere gidelim mi? – Evet! – Güneş sistemimizin ortasında güneş vardır. Güneşe en uzak ve en küçük gezegen Püluton’dur.” – Tıpkı bir buz parçasına benziyor.

– Evet Beyza, Püluton çok soğuktur. Bizim soğuk kış günlerinde dayanamayacağımız soğukluğun en az yüz katı kadar soğuktur.” Püluton’a yaklaştıkça Beyza çok üşüdüğü için titremeye başladı.
– Geri dönelim Uçan Çocuk, çok üşüyorum.
– Tamam Beyza. Bak bu gördüğümüz de Neptün. Neptün de çok soğuktur. Atmosferi insanlar için zehirlidir.
Şu gördüğümüz ise Uranüs. Orası da yaşamamız için uygun değil. Bizi saniyede donduracak kadar soğuktur. Bak Beyza, şu etrafında halkası olan Satürn.
– Vay bee, hep resimlerde etrafında halka olarak gördüğümüz, aslında kaya parçaları ve toz bulutlarıymış. Sonra Jüpiter’i gösterdi Uçan Çocuk:
-Jüpiter çok büyüktür. Dünyamızın on katından daha büyüktü neredeyse. İşte şu da Mars. Marsta çok şiddetli rüzgârlar ve kum fırtınaları vardır. Burası da yaşamamız için imkânsızdır.
-Peki bu gördüğümüz gezegenlerde yaşayan var mı Uçan Çocuk?

-Allah sadece dünyamızı insanların yaşamasına en uygun şekilde yaratmıştır. Ama diğer gezegenleri ve yıldızları da boşuna yaratmamış tabi. Oralarda da bizim göremediğimiz melekler ve başka varlıklar yaşıyor olabilir. Çünkü kâinatın sınırları çok geniş, Allah’ın yarattıkları ise pek çoktur. Masmavi çok güzel bir gezegen görünüyordu.
-Dünyamızzz, ne kadar da güzel. Dünyada her şey bizim için! Isı, ışık, sıcaklık, hava, su, toprak, meyveler, sebzeler, hayvanlar… Hadi, dünyamıza dönelim

Uçan çocuk!
Annesi Beyza’ya sesleniyordu:
-Beyzaaa, uyan artık, okula geç kalıyorsun kızım.
-Anne, Uçan Çocuk nerede, dünyaya geldik mi?
Annesi gülümsedi. Beyza da gördüklerinin rüya olduğunu anlamıştı. O gün dergisini okula götürdü. Uzayla ilgili yazıları arkadaşlarına da okudu ve rüyasında uzaya gittiğini anlattı.

MEHTAP YILDIRIM YÜKSELTEN

Makarna Mantı
Makarna Mantı

Yine iştah kabartan bir tarifle birlikteyiz. Bu tarifimizi hazırlarken hem el kaslarımız gelişecek hem de keyifli bir vakit geçirmiş olacağız. Bir o kadar da midemizi güldüreceğiz. Tarifimizin adı “Makarna Mantı”. İhtiyacımız olan makarna çeşidini bulduktan sonra işimiz kolay. Paketin üzerinde çeşit olarak “mantı” yazıyor. Tarifi hazırlama aşamasında soğan ve sarımsak doğrama işi olduğu için annemiz ya da bir büyüğümüzle mutfağa girmemiz iyi olacaktır.

Malzemeler:
İç Malzemeler
-Yarım paket mantı makarna
-7-8 bardak su (1 buçuk litre)
-1 tatlı kaşığı tuz
-250 gram kıyma
-1 adet soğan
-2-3 diş sarımsak
-Tuz, pul biber, karabiber
Üzeri için
-2 kâse yoğurt
-Yarım bardak su
-Yarım tatlı kaşığı tuz
-2 diş sarımsak
Sosu için
-2 yemek kaşığı tereyağı ya
da zeytinyağı
-1 tatlı kaşığı salça
-Nane, pul biber, tuz

Öncelikle iç malzemelerimizi hazırlayalım. Bir büyüğümüzden soğan ve sarımsakları doğramasını isteyelim. İç malzemelerimizi bir kaba alıp yoğurarak karıştıralım. Bütün malzemelerin iç içe girdiğinden eminsek makarnaları doldurma işine geçebiliriz.

Makarnalarımızın bir tarafının kapalı bir tarafının da açık olduğunu göreceğiz. Açık taraftan makarnalara kıymamızı dolduralım. Tarifimizin en keyifli aşaması da burası. Tıpkı bir faaliyet yapar gibi değil mi? Bu eğlenceli aşama bittikten sonra makarna mantılarımızı pişirmeye başlayabiliriz. Suyumuza tuzunu ekleyip kaynatalım.

Daha sonra çok dikkatli bir şekilde mantılarımızı kaynayan suya atalım. Mantıların birbirine yapışmaması için arada karıştıralım. Tenceremizin kapağını kapatmayalım ki suyumuz taşmasın. Mantılarımız pişerken soslarımızı hazırlayabiliriz. Yoğurduğumuzu derin bir karıştırma kabına alalım. Rendelenmiş sarımsakları ekleyelim. Suyumuzu yoğurdumuzun kıvamına göre azar azar ilâve edelim. Son olarak da tuzumuzu ekleyip sos kıvamı alana kadar karıştıralım. Üst sosumuz için de malzemelerimizi bir tavaya alalım. Yağımız eriyip kızgınlaşana kadar karıştıralım. 1-2 dakika sonra sosumuzun altını kapatalım.

Mantılarımızın pişip pişmediğini kontrol edelim. Eğer yenecek kadar yumuşamışsa mantılarımız pişmiş demektir. Üzerine yoğurt dökeceğimiz için mantılarımızın biraz soğumasını beklemeliyiz. Soğuttuğumuz mantılarımıza önce yoğurt sonra da salça sosunu döküp servis edebiliriz. Bu kolay tarifi ve lezzetli yemeğimizi arkadaşlarımızla paylaşabiliriz. Bir sonraki tarifte görüşmek üzere.

Hepimize afiyet olsun. 🙂

NUREFŞAN AKKAYA

Çocuk Gazetesi İstiyorum!
Allah Bizi İmtihan İçin Yaratmış
Allah Bizi İmtihan İçin Yaratmış

Başarılı insanlar vardır. Onlar daima bizlere örnek olmuşlardır. Yazar ve yönetici Halis Kuralay da bunlardan biri. Kendisiyle başarılarını, hayata tutunuşunu ve mutluluğu konuştuk. Buyurun sohbetimize!

Bir insanın başarı kriteri neye bağlıdır?

Biliyor musunuz, bence başarı bencilce bir şey. “Başarılı olayım” cümlesi, benim dışımda herkesin önüne geçeyim demektir. Ben başarayım, başkaları başaramasın anlamına gelir. Hani Temel’e demişler: “Atletizm yarışmasında birinci olana altın madalya veriyorlarmış” diye. O da demiş ki: Madem öyleyse, gerisi niye koşuyor ki?” Bence başarılı olmak istisnaların içinde birinci olmak veya dereceye girmek değildir. Asıl başarı, insanın daha önce yapabildiğini geçmektir. Hem Peygamber Efendimiz de (asm) bence böyle isterdi. Hayatınızda hiç keşke dediniz mi?  Keşke dediğim zamanı pek de hatırlayamıyorum. Ben, hayatımda “keşke”ci hiç olmadım. “Allah Bizi İmtihan İçin Yaratmış” Bir gün bir otobüs durağında bekliyordum. Gözlerim görmediği için, gelen otobüslerin bilgisini durakta benim gibi bekleyenlerden alıyorum. Yanımdaki kişiye dedim ki: “Affedersiniz, Edirnekapı otobüsü gelince bana söyleyebilir misiniz?” Adam başladı ellerini çırpmaya. Bir taraftan da: “Ah be evladım, hay Allah, şimdi gitti.” Bunun üzerine ben: “Amca! Bu giden son otobüs müydü?” Deyince adam: “Yooo, hayır. Şimdi yine gelir,” dedi. “O zaman niye bu kadar üzülüyorsunuz? Ben bile üzülmüyorum,” demiştim. Üzülmek işe yarayacaksa, hep birlikte üzülelim. Halbuki üzülmek yerine, diğer otobüs gelene kadar, vaktimizi neyle değerlendireceğiz, onu düşünmek dahadoğru olur.

Kitap okumadan yazmak nasıl bir duygu?

Kitap okumadığımı da kim söyledi? Bir görme engelli olarak ben kitapları, yalnızca gözlerimle okumuyorum. Asıl olan kitabın içindeki bilgileri elde etmektir. Gözle okumak yalnızca bir yöntemdir. Benim yöntemim ise, kitapları birine okutmaktır. Veya sesli okunmuş kitapları dinlemektir. Nadiren de olsa, kabartma yazılı kitapları okumaktır. Ama kitap yazmak, hiç şüphesiz harika bir duygu.

Tecrübeli gören ile tecrübeli görmeyen arasındaki fark nedir?

Her konunun ayrı bir tecrübesi vardır. Meselâ, yemek yapmada tecrübeli bir kişinin yaptığı yemek, daha lezzetli olur. İstanbul’da tecrübeli bir kimse, bizi hem doğru yerlere, hem de kısa zamanda götürür. Doğuştan görme engelli olanlar, sonradan olanlara göre, şüphesiz daha tecrübelidir. İşte bu yüzdendir ki, insanlar görmeyenlerle empati yapalım diye gözlerini kapatırlar. Halbuki bunu yaparak, ancak tecrübesiz bir görmeyen ile empati yapmış olurlar.

Görenlerin göremediğini gördüğünüz oldu mu?

Görenlerin yapamadığı benim yapabildiğim o kadar çok şey var ki… Ben ilkokul 5. Sınıfta gözlerim görmeden ayakkabı boyacılığı yaptım. Evde ütü yapıyorum. Meselâ siz gözlerinizi kapayarak yürüyebilir, top oynayabilir, bisiklete binebilir misiniz? Ne dersiniz? Ama ben görmeden yapabiliyorum. Örnekleri çoğaltabiliriz. Görmemek önemli bir eksikliktir. Fakat başka yöntemlerle pekâlâ aşabilirsiniz. Görüntü, yalnızca bir özelliktir. Amacisimlerin
görüntüden başka şekilleri, kokuları, yumuşaklığı, sertliği gibi birçok özelliği vardır. Problemleri Allah, bizi imtihan etmek için yaratmıştır. Vazgeçmez, pes etmez, sabredersek, Rabbimiz istediğimize bizi ulaştırır.

KÜBRA ÖRNEK/İSTANBUL

Benim Yetim Bir Kardeşim Var!
Benim Yetim Bir Kardeşim Var!

Senin hiç yetim kardeşin oldu mu? Evet, yanlış duymadın yetim kardeş. Öz kardeşin dışında sevdiğin biri.
Yetim gülerse, dünya güler. Dünyayı güldürecek bir projeyi öğrenmeye hazır mısın?
Hadi gel bakalım, bu proje nasıl bir şey anlatalım!

HER SINIFA BİR YETİM KARDEŞ

Türkiye ve dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca yetim çocuk, aile şefkatinden uzak, açlık ve şiddetle iç içe yaşıyor. Bu çocukların eğitim, sağlık, gıda, kıyafet, barınma gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması için başlatılan “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” Projesine geçen yıl ülkemizde yaklaşık 2 bin 100 okul ve 7 bin sınıf katıldı. Böylelikle öğrenciler Türkiye’den veya dünyanın bir başka ülkesinden yetim kardeş edindiler.

KARDEŞLİK KÖPRÜSÜNDEN İYİLİK KÖPRÜSÜNE

“Kampanyaya katılmak isteyen sınıflara birer koli gidecek” İHH Yetim Birimi’nden edinilen bilgide, geçen sene 2 bin 100 okul ve 7 bin sınıf kardeşlik köprüsüne ve iyilik köprüsüne katıldı. Hem bu çalışmaya sınıflar gönüllülük esasıyla katıldı. Kampanyaya göre ister 1 sınıf, ister 10 sınıf bir araya gelerek bir yetim kardeşlerini destekleyecek…

DOLU DOLU KOLİLER

Bunun için kampanyaya katılmak isteyen sınıflara birer koli gidecek. Kolinin içerisinde kumbaralar olacak. Bu kumbaralar her ay için doldurularak kardeşlerine göndermek üzere hesap numaralarına yatırılacak. Çocuklar bu kampanyayı en az 1 yıl yürütecekler. Önümüzdeki sene bir üst sınıftan arzu ederlerse devam edebilecek.

MEKTUPLA KELEBEK ETKİSİ

Sınıflar dilerse yetim kardeşlerine mektup yazabilir ve destek verdikleri yetim kardeşlerinden mektup alabilirler. Böylece Türkiye’den dünyaya uzanan yetim kardeşliği, mektup arkadaşlığı ile de pekiştirilebilir. Bir yılın sonunda dileyen sınıflar sponsorluklarına aynı yetim kardeşleri ile devam edebilirler. Sen de “kelebek etkisi” misali yapacağın küçük yardımlarla, bir yetimin ihtiyacını karşılayabilir, hayallerini gerçekleştirebilirsin.

KÜBRA ÖRNEK

Ağaçlar Yapraklarını Neden Döker?
Ağaçlar Yapraklarını Neden Döker?

Meraklı sevgili Can Kardeşler! Bu yazımız da sizlerle, sonbahar ve kış mevsimi gelince ağaçların yapraklarını dökmelerini inceleyeceğiz.

Aslında bu olay Kâinatın yaratıcısı, Allah’ın koymuş olduğu kanunlardan başka bir şey değildir. Sonbahar ve kış aylarında, gündüzler daha kısadır. Ağaçlardaki yapraklar daha az ışık depolar. Soğuk hava toprağı dondurur ve bu yüzden ağaç, topraktaki suyu çekmekte zorlanır. Yapraklara çok fazla su gerektiğinden, ağaç tasarruf etmek için yapraklarının bir kısmını döker. İlkbahar ve yaz aylarında yapraklar ağaçlara besin sağlar. Sonbahar güneş ışığı azaldığından görevlerini yapamazlar. Ağaç da, bu zamana kadar yeterli besini depolamıştır. Artık ağaçlar için kış uykusuna yatmanın zamanı gelmiştir.

Ağaçlar, kış uykusundan önce yaprak saplarının dip kısmında su geçirmeye yarayan küçük delikleri kapatır. Kapanmadan dolayı yaprak saplarında küçücük mantarlar oluşur. Bu mantarlar yaprağı iter ve yere düşmesine sebep olur. Gölgesinden faydalandığımız, meyvesinden yediğimiz, daha birçok faydası olan ağacın bize vermiş olduğu derslerde var. İlkbaharda dallarının çiçeklenmesi, meyve vermesi, yapraklarının yeşillenmesi, yaratıcının dirilmeye ve kış mevsiminde yaprakların dökülmesi de öldürmeye muktedir olan Allah’ı hatırlatıyor ve bizi bol bol düşünceye sevk ediyor.

Hoşça kalın Can Kardeşler!

MELEK DOKUMACI

Mavi Saçlı Kız “Bugünün işini yarına bırakma.”
Mavi Saçlı Kız “Bugünün işini yarına bırakma.”
Nurşin’in Mutfağı
Nurşin’in Mutfağı

Haydi, arkadaşlar mutfağa!

Artık lezzetli yiyeceklerimizi kendimiz hazırlayacağız. Annemizden yardım istemeyi de unutmayalım.
Hazırlayacağımız “Milföy Pizza” tarifi çok kolay ve bir o kadar da lezzetli. Öncelikle malzemelerimizi kontrol edelim ve tamamladıktan sonra hazırlıklara başlayabiliriz.

Malzemeler:
– 1 paket milföy hamuru
– 1 yemek kaşığı domates salçası
– 1 çay bardağı su
– 1 kase rendelenmiş kaşar peynir
– 1 yumurta
– Mısır
– Sucuk
– Biber
– Mantar
– Zeytin (çekirdeği çıkarılmış)Bu üst malzemelerden damak zevkinize göre istediğinizi çıkarabilirsiniz ya da arttırma yapabilirsiniz.

 

1- Öncelikle pizzamızın üst malzemelerini hazırlayalım. Malzemeleri bıçakla doğrayarak küçültelim. Kaşarı rendeleyelim.

2- Salçamızı sos olacak şekilde sulandıralım. Yumurtamızın sarısıyla beyazını ayıralım.

3- Milföyün çok fazla yumuşamamasına dikkat edelim. Fazla yumuşayan hamura şekil vermekte zorlanabiliriz. Dikdörtgen şeklindeki
hamurumuzu bıçakla ikiye bölerek iki adet kare hamur elde edelim.

 

4- Bu hamurlardan birini kare olarak bırakalım. Diğerinin iç kısmından çerçeve oluşacak şekilde küçük bir kare parçası çıkaralım

5- İlk hamurumuzun üzerine yumurtanın beyazını sürelim. Diğer çerçeve şeklindeki hamurumuzu da kare hamurumuzun üstüne koyalım.

.

6- Ortada oluşan kare boşluğa önce salçamızı sürelim. Daha sonra sosun üzerine pizza malzemelerimizi koyalım. En üste de rendelenmiş kaşarımızı ekleyelim.Son olarak da pizzamızın çerçevesi olan hamura yumurtanın sarısını sürelim.

7- Bütün hamurları aynı şekilde hazırladıktan sonra yağlanmış ya da yağlı kâğıt serilmiş fırın tepsimize pizzalarımızı dizelim.

Önceden ısıtılmış fırınımızı 180 dereceye ayarlayarak tepsimizi fırına koyalım ve yaklaşık 20 dakika kızarmalarını bekleyelim.
Çıtır çıtır ve lezzetli pizzalarımız yenmeye hazır. Afiyet olsun…