Kategori: Bir Kıssa Bin Hisse

Müslümanın Adalet Anlayışı
Müslümanın Adalet Anlayışı

Müslümanların halifesi Hazreti Ömer, baş kumandanı Ebu Ubeyde’ye şu emri verdi:
“Şam’ı fethettikten sonra, İbrahim Peygamberin şehri Urfa’ya yürü! Orasını Hıristiyanlara bırakmak istemiyorum.”
Başkumandan Ebu Ubeyde emri alır almaz İyad’ı vazifelendirdi.
“Hemen Urfa üzerine git. Şehri kuşat ve teslim oluncaya kadar savaş.”
İyad, askerlerini hemen alarak Urfa üstüne yürüdü. İslam ordusu günlerce yürüdü ve bir gece yarısında Urfa’yı kuşattı.
Ancak sabahleyin kuşatmayı fark eden Hıristiyanlar kale kapılarını açmadılar. Şehri korumakla görevli Bizanslı askerler kale burçlarından Müslümanlara ok yağdırmaya başladı.
Günler geçti. Bizans ordusunun cesareti kırıldı. Bir gece, karanlıktan faydalanıp kaleni dağlara açılan arka kapısından kaçtılar. Korumakla görevli oldukları halkı terk ettiler.
Birkaç gün daha direnen halk, nihayet teslim kararını verdi. Bir elçi gönderip aman dilediler.
“Biz mağlup hıristiyanlar, siz Müslüman galiplere altı yüz altın vergi vereceğiz. Bunu kesin olarak kabul ediyoruz.
Kumandan İyad, teklifi Halife Hazreti Ömer’e bildirdi ve gelecek emri beklemeye başladı. Nihayet cevap geldi. Halife Ömer’in cevabı göz yaşartacak gibiydi:
“Urfa arazisi kuraktır. Halkı fakirdir. Altıyüz altın vergi veremezler. Onlar bu kadar çok vergiyi korktukları için vermek istemişlerdir. Sen şefkatli davran, altı yüz değil de üçyüz altına razı ol, anlaşmayı üçyüz altın üzerinden yap. Fakir, fukara perişan olmasın.”
Bu emir üzerine İslam ordusunun kumandanı İyad, mağlup milletin altıyüz altınlık vergisini yarıya indirdi, üçyüz altına anlaşma yaptı, gönüllerini de fethetti.
Tarih der ki;
“İlk defa galip ordu, mağlup milletin lehine hareket etmiş, onları korumuş, tekliflerini yarıya indirmiştir. Bu, Müslümanların insani anlayışına merhamet ve şefkatine tarihi bir delildir.”

İnci Karaman

Cennetin Kapısı
Cennetin Kapısı

Mevlana zamanında bir hafız Kur’ân okuyordu. Sesi güzeldi.
Hz. Mevlana kulağına gelen bu güzel sesten çok etkilenmiş, duygulanmış ve gözyaşlarıyla dinliyordu.
Bu sırada mescitte eline ağzına kapayarak esneyen uykulu bir adam, Mevlana’nın gözyaşlarına bir anlam veremedi ve sordu:
“Efendi Hazretleri, niçin ağlıyorsunuz, ağlanacak bir şey mi var ortada?”
Mevlana esneyen adama şu cevabı verdi:
“Güzel sesli hafızlardan gelen Kur’ân sesi bana, cennet kapısının açılış sesi gibi geliyor da ondan…”
Esneyen yarı uykulu adam başını sallayarak cevap verdi:
“Bana da öyle, cennet kapısının açılış sesi gibi geliyor,” dedi. Mevlana küçük bir düzeltme yaptı:
“Senin duyduğun ses, cennet kapısının açılış değil, kapanış sesi olmalıdır.
Çünkü açılış sesi gözyaşı döktürür, kapanış sesi uyku hali getirir.”

İnci Karaman