Her duaya cevap var!

 

Arif “Bismillah” diyerek başladığı 2020 senesinin ikinci ayında mübarek bir mevsimi karşılıyor olmanın heyecanını hissediyordu. Evet, mübarek Üç Aylar mevsimi geliyordu. Recep, Şaban ve Ramazan ayları yaşanacaktı yine.
İyiliklere kat kat sevap yazılan aylar…
Recep ayında yapılan her iyiliğe karşılık Allah yüzden (100) fazla sevap veriyordu. Şaban ayında üç yüzden (300) fazla, Ramazan’da ise binleri (1000) buluyordu bu sevap hazinesi. Bu sene Şubat ayının sonlarına doğru Regaib Kandili vardı. Regaib Kandili, Üç Ayların çok sevaplı olan ilk mübarek gecesiydi.
Recep ayının ilk cuma gecesi oluyordu her zaman.
Regaib demek “dilekler, istekler, arzular” demekti. Bu mübarek gün geldiğinde Arif “Bu gece Allah’tan en güzel şeyleri dilemeli” diye düşündü. Çünkü Cenab-ı Hak, Kur’an’da “Bana dua edin, size cevap vereyim” buyuruyordu.
O gün Arif’lerin evine dedesi de gelmişti.
Dedesiyle hem şakalaşıyor hem de Regaib Gecesi ile ilgili sohbet ediyorlardı.
Bir ara Arif, dedesine bir soru sordu:
“Dede, Allah Kur’an’da ‘Bana dua edin, size cevap vereyim’ diyor, değil mi?”
“Evet oğlum.”
“Ama bazen dualarımız kabul olmuyor sanki. Yani dua ettiğimiz halde, istediğimiz şey gerçekleşmeyebiliyor. O zaman Allah bize cevap vermemiş mi oluyor yani?”
“Çok güzel bir soru sordun Arif. Şimdi sana Risale-i Nur’dan bununla ilgili bir yer okuyacağım. Dinle bakalım…”
Kırmızı kaplı kitaplardan Sözler’i eline alan dedesi, kitabı açtı ve okumaya başladı:
“Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu [istediğinin aynısını] vermek Cenab-ı Hakk’ın hikmetine tabidir.
Mesela, hasta bir çocuk çağırır:
“Yâ Hekim [Ey doktor]! Bana bak.”
Hekim [doktor]:
“Lebbeyk [Buyur]” der, “Ne istersin?”
Cevap verir.
Çocuk:
“Şu ilacı ver bana” der.
Hekim [doktor] ise ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen [faydasından dolayı] ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.” (Sözler, 23. Söz, 5. Nokta)
Dedesi kitabı kapadığında Arif’in yüzü gülüyordu.
“Şimdi anladım dedeciğim dedi.”
“O halde anlat bakalım, ne anlamışsın?”
“Yani örnekteki çocuğun doktordan belli bir ilacı istemesi gibi, biz de dualarımızda Allah’tan belli şeyler istiyoruz. Ama nasıl ki bir doktor, hastasının durumunu ve ona göre hangi ilacı vereceğini daha iyi biliyorsa; aynen onun gibi Allah da bizim durumumuzu elbette bizden daha iyi biliyor.”
Arif’in gözlerindeki ışıltıyı fark eden dedesi “O halde?” diye sordu.
“Evet, o halde biz Allah’a dua ederek bir şeyler isteriz. Allah mutlaka bize cevap verir. Ama cevap şekilleri farklı olabilir. Ya istediğimizin aynısını verir veya daha güzel ve faydalı olanı verir. Ya da istediğimiz şey bizim için zararlı olduğundan hiç vermez.”
“Aferin Arif’çiğim, gayet güzel anlamışsın.
İşte bu! O halde biz dua edelim, gerisini Allah’a bırakalım, olur mu?”
“Aynen dedeciğim.”
Arif, bu seneki Regaib Kandili’nde de dedesinden faydalı bilgiler öğrenmiş ve çok mutlu olmuştu.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*