İşte Hikâyem

Canım kardeşim,
Mademki doğum günün, sana duygularımı anlatmak istedim. Kardeşim desem de sen benim büyüğümsün. Seni tanıdığımda ben daha çok küçüktüm. Birçok macerayı seninle keşfettim.
Kalem tutma, ilk resim çizme denemelerim seni taklitle başladı. Okuma-yazma öğrendikten sonra, okudukça ve büyüdükçe daha iyi anladım seni. Karşılıklı anlaştık ve ayrılmaz “Can Kardeş” olduk seninle.
Demek şimdi sen 39 yaşına geldin öyle mi? Ama geçen yıllar seni değiştirmedi. Sen hep çocuk kaldın, çocukların “Can Kardeş”i! Ben ise, seninle büyüdüm. Abla oldum, anne oldum.
Ama hep senin etrafından ayrılamayan küçücük bir çocuğun kalbini taşıyorum.
Çocukların dünyasına seninle bakıyorum.
Seninle adeta ellerimden kayıp giden, tutamadığım çocukluk yıllarımı ellerimde tutuyorum.
Hani dedelerimiz çocukluk yıllarına olan özlemi anlatırken, onlar için vazgeçilme lezzeti olan “Elma şekeri ve pamuk şekeri” yediklerini söyler. Şimdi o lezzetleri bulamadıklarından yakınırlar. İşte sen, çocukluğumdan kalan ve hâlâ bulabildiğim, bitmeyen o tatsın.
“Çocukluğumdan ne kalmış? Neyi saklayabilmişim?” diye düşündüm de, ilkokul arkadaşlarımın hiçbirini görmüyorum.
İlk öğretmenimi hiç unutmadım ama onu da yıllardır görmedim. Birkaç oyuncağım vardı sakladığım. Onlar da galiba en son yaşadığım şehirde kaldı.
Ama sen, sevgili Can Kardeş’im, hep yanımda kaldın. Çocukluk ve çocukluğa dair kalan her parça hızla uzaklaşıp
gitti benden ama tek sen gitmedin.
Can Kardeş’e bu satırları yazmakla minik okurlarımızı şaşırttım belki. Her ay olduğu gibi yine hikâye ya da masal beklemiş olabilirler. Ama bu defa hem Can Kardeş’in doğum gününü kutlamak, hem de siz değerli çocuklarımıza bir parça kendi hikâyemi anlatmak istedim. Çocukken Can Kardeş okurken hep hayal kurardım. “Büyüyünce keşke ben de yazar olsam” diye. Okumaktan, yazmaktan, hayallerinizden vazgeçmeyin.
Şimdi kurduğunuz hayaller sizi gelecekte mutlaka bir yere taşıyacaktır.

Mehtap Y. Yükselten

Yorum Yaz