HÜKÜMDAR ASLAN

Bir zamanlar, ormanın birinde zalim bir aslan yaşarmış. Bütün hayvanlar ondan çok korkarmış. Haklı haksız demeden istediğini cezalandırır, başkalarına fikrini söyleme hakkı tanımazmış. Herkes aslanın yüzüne karşı övgü dolu sözler söylermiş korkudan ama yaptığı kötülükleri ve hatalarını asla söyleyemezmiş. Söyleme cesareti gösteren ise anında kendini demir kafeslerin arkasında bulurmuş. Yelelerini savurarak ormanda dolaşır, ormanın en lezzetli yiyeceklerini bol bol kendisine ve ailesine ayırırmış.
Bir kısmını da onu pohpohlayarak peşinde dolaşan arkadaşları sırtlan ve çakallara dağıtırmış. Aslan ve arkadaşları bolluk içinde yaşarken, diğer hayvanların çoğu açlık sınırında yaşarmış. Aslanın zalimliği gün geçtikçe artıyormuş. En son yavrularıyla birlikte göl kenarına su içmeye gelen bir ceylanı “Bu göl bana ait!” diye kovmuş. Anne ceylan ise “Hayır, hepimizindir” deyince zavallı ceylanı yavrularıyla birlikte bir kafese kapatmış. Hayvanlar kendi aralarında gizli gizli konuşup çare aramaya başlamışlar. Hepsi bir araya gelip aslanın karşısına çıkıp konuşmaya karar vermişler. Büyük bir topluluk hâlinde, çıkmışlar aslanın karşısına. Aslan çok şaşırmış, “Ne istiyorsunuz? Ne işiniz var karşımda?” diye kızmış. Hayvanlar birbirinden cesaret alarak aslanın yaptığı tüm haksızlıkları saymışlar. Aslan öfkeden kıpkırmızı olmuş, şaşkına dönmüş. İlk defa kendisine karşı gelen bir kalabalığı karşısında görüyormuş. Kükremiş, gürlemiş “Bu ne cesaret!” diye. Kalabalık dağıldıktan sonra aslan yatağına uzanıp dinlenmek, olanların bir rüya olduğunu düşünüp unutmak istemiş ama her şey gerçekmiş.
Başına ağrılar girmiş. Hayvanların sözleri kulaklarında yankılanıyormuş:

“Bize hep haksızlık ettin, senin yüzünden aç kaldık!”
“Bize ait olan toprakları kendi sınırları içine aldı.”
“Hiçbirimize söz hakkı tanımadın, hep azarladın, suçsuz arkadaşlarımızı haksız yere cezalandırdın.”
Aslana bir şeyler olmuş ve koskoca aslan yatağa yığılıp kalmış. Çok hastalanmış. Yeleleri dökülmeye başlamış üzüntüden. Ormanın en iyi doktorları hastalığına bir çare bulamamışlar.
Bir gün başka bir doktor daha çıkmış aslanın karşısına. “Hükümdarımız, sizin hastalığınızın çaresini biliyorum.” demiş.
“İyilik yapmanız gerekiyor, iyilik yaptıkça iyileşeceksiniz, hastalığınız geçecek” demiş.
Aslan inanmamış, acı acı gülmüş. Fakat gün geçtikçe zayıflayıp çelimsizleşmeye başlamış. Doktoru dinlemekten başka çare olmadığını anlamış. Kendine ayırıp biriktirdiği tüm yiyecekleri, ormandaki hayvanlara dağıtmış. Kafeslere kapattığı hayvanları serbest bırakmış. Ona karşı çıkan topluluğa haber gönderip tekrar görüşmek istemiş. Hepsi toplanıp gelmişler. “Bundan sonra hükümdarlığı bırakıyorum. Her şey seçimle, çoğunluğun isteği neyse o olacak. Herkes konuşma ve fikrini söyleme hakkına sahip olacak.” demiş.
Tüm hayvanlar sevinç içinde aslandaki bu değişimi kutlamışlar. Zamanla aslan da mutlu olmaya başlamış. Yeleleri daha parlak ve gür bir şekilde uzamış. Baş ağrıları geçmiş, gücü kuvveti yerine gelmiş. Doktorun dediği gibi gerçekten de iyilik yaptıkça iyileşmiş. Etrafında birçok samimi, onu gerçekten seven dostları olmuş.

Mehtap Y. Yükselten