Aylar: Ağustos 2018

Şenlik
Dünyanın En Büyük Kemirgeni: KA-Pİ-BA-RAAAAA!
Dünyanın En Büyük Kemirgeni: KA-Pİ-BA-RAAAAA!

Aaa oradan biri geliyor!
Kim bu? Onu daha önce buralarda görmedim. Hemen gidip sorsam, benden korkar mı acaba?
Merhaba dostum!
Dur, sana zarar vermem, sadece neden geldiğini merak ettim doğrusu… Hıım demek öğretmenin yaz tatilini değerlendirmen için bir ödev verdi… Sen de beni görmek için evinden kalkıp taa buralara kadar geldin.

Uysal, Dost Canlısıyım

Hoş geldin dostum!
Adım Kapibara!
Heceliyorum: Ka-pi-ba-raa!
Seninle tanıştığıma memnun oldum.
Bizi pek ziyarete gelen olmaz.
Şaşkınlığım ondan…
Fare desen fare değil, sincap desen o da değilim. Ben bir Kapibara’yım!
Yabani görünüşümün arkasında, son derece dost canlısı ve uysal biri olduğumu söyleyebilirim.

Dünyanın En Büyük Kemirgeniyim

Biliyor musun?
Dünyanın en büyük kemirgeniyim.
Boyum bir buçuk metre, ağırlığım ise 70 kilodur.
Kilolu ve iri olma özelliğim ile Guinness Rekorlar Kitabı’na “Dünyanın En İri Kemirgeni” olarak adımı yazdırdım.
Kiloma bakıp, etçil olduğumu düşünüyorsan, yanılıyorsun, aksine otçulum.
Günde yaklaşık 3 kilo kadar sebze yeme kapasitem var.

ÇOK İYİ BİR YÜZÜCÜYÜM

Vücudumda bulunan sert ve sık tüylerim sayesinde eksi 25 derece de bile yaşayabiliyorum.
Hem suda hem de karada hayatımı sürdürürüm.
Biliyor musun, ben mükemmel bir yüzücüyüm.
Ayrıca hızlı koşma yeteneğine de sahibim.
Beni evcil olarak yetiştirebilirsin, son derece uyumludur.
Sanırım bu anlattıklarım senin ödevin için yeterli olacak.
Tanıştığıma memnun oldum sevgili dostum!

Geçmiş Zaman Çocukları
Geçmiş Zaman Çocukları

Bir varmış, bir yokmuş. Çook çok eski zamanlarmış. Bilgisayarların, cep telefonlarının ve televizyonun olmadığı bir zamanmış. Hayal edebiliyor musunuz?
“O zaman çocuklar nasıl vakit geçiriyordu?” dediğinizi duyar gibiyim. O kadar eğleniyorlarmış ki, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorlarmış. Hayal ettikleri oyuncakları, bulabildikleri malzemelerden kendileri yapar, onlarla saatlerce bıkmadan oynayabilirlermiş.

Biz nasıl o zamanları tam olarak bilemiyor ve onların hissettiklerini hissedemiyorsak; onlar da bizim zamanımızı ve bizim çocukluğumuzu bilemezlerdi. İşte öyle geçmiş zamanın birinde, bahçede oyun oynamaktan yorgun düşen Ömer ve Mehmet, gün batımı evlerine döndüler.
Ellerini yüzlerini yıkayıp, aile büyükleriyle birlikte yer sofrasının etrafına oturup akşam yemeklerini yediler. Yemekten sonra, çay saatinde, tüm aile bir arada oturup sohbet etmeye başladılar. Ailenin yaşlıları olan dedeler ve nineler çocukluk yıllarında yaşadıkları hatıraları anlattılar. Ömer ve Mehmet ilgi ile dinledikten sonra, Mehmet’in aklına bir soru gelmişti:
“Dede, hep geçmişi anlatıyorsunuz da, acaba gelecekteki çocukları nasıl bir zaman bekliyor çok merak ediyorum.” dedi.

Dede’nin sezgileri kuvvetli ve ileri görüşlüydü. Endişeli bir şekilde bir müddet düşündükten sonra:
“Gelecekteki çocukları hem çok zor, hem de çok kolay günler bekliyor sevgili torunum” dedi.
“Nasıl yani?” dedi Ömer.Dedeleri: “Çocuklar, geç oldu. İsterseniz yataklarınıza yatın, ben de size gelecekteki çocukları neler
beklediğini anlatayım” dedi.

Çocuklar buna çok sevinmişti. Hava sıcak olduğu günler evin terasındaki yer yataklarında yıldızları seyrederek uyurlardı. Yine açık havadaki yer yataklarına yattılar. Dedeleri de anlatmaya başladı:
“Gelecekteki çocuklar sizden çok daha fazla imkâna sahip olacak. Bilgiye anında ulaşabildikleri cihazlar kullanacaklar. Ama sizin oynadığınız oyunların çoğunu bilmeyecekler. Cihazlar üzerinden hiç tanımadıkları çocuklarla gerçek olmayan oyunlar
oynayacaklar. Bilgisayar oyunlarında aşırıya giden ya da teknolojiyi kötüye kullananlar ailede ve okulda sorunlar yaşayacak. Zorluk çekecekler. Çok az çocuk tüm imkânlara rağmen sizler gibi arkadaşlarıyla oynayacak, kitaplar okuyacak ve büyükleriyle sohbet edecek. Yeri geldiğinde de bilgiye ulaşmak için, önemli bir iş veya bir hedef için çağın cihazlarını kullanacaklar. İşte o çocuklar hem çok başarılı, hem de çok mutlu olacaklar. Tıpkı sizin gibi.”
Ömer ile Mehmet, yıldızları seyrederken, gelecekteki mutlu çocukları hayal ederek uykuya daldılar.

Mehtap Y. Yükselten

Kaplumbağa Kurabiye
Kaplumbağa Kurabiye

Hiç bu kadar sevimli bir kurabiye görmüş müydünüz? Bu tarifi yapmak için sabırsızlanıyorsunuz biliyorum. O zaman hemen
annemizden ya da mutfakla sorumlu şefimizden izin alıp mutfağa girelim. Malzemelerimizi de tamamlayıp kolları sıvayalım. Zaten hepimiz oyun hamuruyla güzel güzel şekiller yapmayı biliyoruz. Tıpkı oyun hamuru oynar gibi kurabiyelerimizi yapacağız. Farklı olarak bu oyunun sonunda yaptıklarımızı yiyeceğiz.

Malzemeler:
• 125 gr tereyağı
• 1 su bardağı pudra şekeri
• 1 yumurta
• 1 paket vanilya
• 1 çay kaşığı kabartma tozu
• 2 yemek kaşığı kakao
• Aldığı kadar un

Oda sıcaklığındaki tereyağını bir kabın içine alıyoruz. Yumurtanın akıyla sarısını ayırıyoruz. Akını daha sonra şekil aşamasında
kullanmak için başka kaba alıyoruz. Yumurta sarısı, vanilya, pudra şekeri ve kabartma tozunu derin kaba ekliyoruz. Bir miktar un koyup karıştırıyoruz. Hamurun kıvamı kulak memesi kıvamında bir hamur olana kadar un ekleyip yoğuruyoruz. Hamur hem ele yapışmayacak hem de çok sert olmayacak.

Bu kıvamı elde ettikten sonra hamurun üçte birini ayırıp kalan kısmına kakao ilave ediyoruz. Az bir miktar da sıvı yağ ekleyip yoğuruyoruz. Kakaolu kısmı ceviz büyüklüğünde parçalara bölüp yuvarlıyoruz. Kürdan yardımıyla üzerine hafif bastırarak şekil veriyoruz.

Kaplumbağamızın gövde kısmını hazırlamış oluyoruz. Kalan beyaz kısmını misket büyüklüğünde minik minik bölerek yuvarlıyoruz. Kaplumbağamızın bacakları ve kafası bu minik beyaz hamurlardan oluşacak. Bacakları ve kafaları da hazırladıktan
sonra, daha önce ayırmış olduğumuz yumurta akına batırıp gövdeye yapıştırıyoruz. Yumurta akı kullanmadan da parçaları yapıştırabiliriz, fakat yumurta akı parçaların birbirine daha iyi yapışmasını sağlayacaktır.

Kaplumbağamızın şekli oluştuktan sonra gözler için varsa damla çikolata veya susam kullanabiliriz. Yoksa kakaolu hamurdan minik gözler yapıp yapıştırabiliriz. Kaplumbağalarımızı yağlanmış ya da yağlı kâğıt serilmiş fırın tepsisine dizip önceden ısıtılmış
fırında 180 derecede pişirebiliriz. Kurabiyeler mis gibi kokup rengini değiştirmeye başlayınca pişmiş olduğunu anlarsınız. Minik kaplumbağalarınızla size afiyetler dilerim.

Nurefşan Akkaya

Sevimli Dostlar
Diş Doktoru Olmak İsteyenlere: Silikon Timsah
Diş Doktoru Olmak İsteyenlere: Silikon Timsah

Merhaba Sevgili Can kardeşlerim. Bu kez sizin için farklı bir aktivite hazırladık. Hani büyüklerin küçüklere sorduğu klasik bir soru vardır: “Büyüyünce ne olacaksın?” İşte bu soruya cevaben diş doktoru diyenler oyuna bayılacak. Haydi, başlayalım…

Malzemeler
Silikon timsah eldiven
Kulak çubukları
Sıcak silikon
Renkli kalemler
Kırmızı oyun hamuru
Pembe oyun hamuru
Makas
Çocuk cımbızı

1) Silikon timsah eldivenimizi ve diğer malzemeleri önümüze diziyoruz.

2) Pembe renk oyun hamurundan timsahımızın diş etlerini hazırlıyoruz.

3) Sıcak silikon ile timsahımızın diş etlerini yapıştırıyoruz. Daha sonra kırmızı renk oyun hamurundan da timsahın dil ve damağını yapıyoruz ardından silikonla yapıştırıyoruz.

4) Kulak pamuklarının iki uçlarını makasla kesiyoruz.

5) Çubukların bir kısmını renkli kalemlerle boyayarak çürük dişler hazırlıyoruz. Timsahın ağzına sağlam ve çürük dişleri karışık şekilde yerleştiriyoruz. Şimdi oyun başlıyor!

6) Merhaba doktor hanım/bey. Bizim timsahın dişleri çok şeker yemekten çürümüş. Bir muayene edip çürük
dişleri çekebilir misiniz? Lütfen fazla şeker ve çikolata yemenin dişlere ve sağlığa ne kadar zararlı olduğundan da bahsedin, bizi
dinlemiyor da…

Arkadaşlar siz de yaptığınız faaliyetlerin fotoğraflarını çekip bize gönderin, yayınlayalım. E-Mail: cankardeseditor@gmail.com

Uçan Çocuk
Uçan Çocuk
İyiliğe Yolculuk: Hicret
İyiliğe Yolculuk: Hicret

Kitaplarla meşgul olmayı çok seven Arif, son günlerde Peygamber Efendimizin hayatını anlatan bir kitap okuyordu.
O gün okuduğu yer ise “Mekke’den Medine’ye Hicret” başlıklı bir bölüm idi.
Arif’le birlikte biz de takip edelim o satırları:
“Sevgili Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye 622 yılında hicret etti. Hicret ‘göç etmek’ demektir.
“Bu, Allah’ın emriyle olan bir göç idi. Çünkü Mekke’deki müşrikler (Allah’a ortak koşanlar, puta tapanlar) Müslümanlara kötülük ediyorlardı. Zulüm ve işkenceleri günden güne artmaya başlamıştı. İşte bunun üzerine Allah, Peygamber Efendimize hicret için müsaade etti.
“Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (asm), yanında Hz. Ebubekir ve kendilerine yol göstermesi için bir rehberle birlikte Mekke’den Medine’ye yola çıktılar.
“Medine’ye yolculuk sırasında pek çok mucize yaşandı. Allah, Sevgili Peygamberini bütün kötülüklerden korudu. Mesela müşriklerden gizlenmek için Sevr Mağarasına saklandıklarında, Allah, mağaranın girişine sevk ettiği bir örümcek ve güvercin ile onları muhafaza etti. Müşrikler, ayak izlerini takip ederek, mağara kapısına kadar geldiklerinde ‘Burada olmaları mümkün değil. Çünkü bu örümcek ağı, Muhammed daha dünyaya gelmeden önce yapılmışa benziyor. Ayrıca bu güvercinler de çok kısa bir sürede yuva yapmış olamazlar.’ dediler.

Allah Resulü (asm), Hz. Ebubekir’e ‘Korkma, Allah bizimle beraberdir’ dedi. İçleri güven ve huzurla doldu. Kötü adamlar da dağılıp gittiler. “Peygamberimiz Medine’ye vardığında ise büyük bir sevinçle karşılandı. Hz. Eyyübe’l- Ensârî’nin evinde misafir oldu. Daha sonra Medineli Müslümanlar kendisine bir ev yaptılar. Müslümanların mescidi de, hemen evin bitişiği oldu. Bugün Medine’de Mescid-i Nebevî olarak bildiğimiz yer işte burasıdır.”Arif, bu satırları merakla okurken, gözü duvarda asılı duran takvim yaprağına ilişti. O gün yeni bir Hicrî yıla girilmişti.

 

Bu ne güzel bir tevafuk idi. Tam da Peygamberimizin hayatından hicret konusunu okuyordu. Hicrî Takvim’in oluşturulmasında, Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicret etmesi esas alınmıştı. Dolayısıyla Müslümanlar her sene 1 Muharrem’de yeni bir Hicrî yıla girerken, Peygamberimizin bu kutlu yolculuğunu hatırlıyorlardı. Arif, takvim yaprağı üzerindeki Hadis-i Şerifi’de okudu. Peygamberimiz “Hicret, kötülüğü terk etmendir.” buyuruyordu. Bir diğer Hadis-i Şerif’te ise “Gerçek muhacir (hicret eden), Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk eden kimsedir.” buyuruluyordu.
O halde Arif, kötülüğü terk edip iyilik yaptığı her vakitte, aslında “Kötülükten iyiliğe doğru hicret ettiğini” düşünebilirdi.
Her zaman iyiliğe doğru yolculuk yapmalıydı. Hicret, gerçek ve sürekli anlamıyla “İyiliğe yolculuk” olmalıydı.

Vız Vız Arı
Vız Vız Arı
Okul Yolu Ne Güzel
Okul Yolu Ne Güzel

Hep söylenir, biz de söylüyoruz:
Eğitim şart!
İyi, güzel… Ama nasıl bir eğitim?
Geçmişin medrese eğitim anlayışını, günümüz anlayışına göre düzenlemeliyiz.
Üstelik fen ilimleriyle barıştırmalı ve ikisini bir arada sunmalıyız.
Medrese mi? Ne demek o?
Geçmişteki kurum içinde öğretim yapılan bir yapı… Daha da açalım; İslam ülkelerinde, genellikle İslami kurallara uygun bilgilerin okutulduğu bir öğretim kurumu.
Yani geçmiş eğitim sistemi ile bugünkü eğitim sistemini barıştırarak formülleştirebiliriz.

Nasıl olacak bu?

Madem toplumların bütün gayreti ve gayesi, bireyin dolayısıyla bütün toplum huzurunu temin etmek içindir. O halde bunun
sağlanması için bireyin arzu ve isteklerinin iyi bilinmesi gerekiyor.
İşte bunları sağlayacak olan da eğitimdir. Eğer bireyi veya öğrenciyi hem maddi hem de manevi yönüyle ele alamayan bir eğitim
modeli varsa, bu eksiktir. Hem de insanın biyolojik yapısına uygun değildir. Üstelik aile huzurundan toplum kaynaşmasından, şefkat ve merhametinden de uzaktır. Eğitimin temel hedefi, en başta insan olmaktır. İnsan olmayı öğrenen, insanca yaşar ve Allah’ın en sevgili bir kulu olur. Evet, okumak-yazmak, matematik, coğrafya, fen bilgisi bizi çok daha iyi bir eğitimli yapabilir.

Peki, insan yapabilir mi?

Eğer eğitimimizle birlikte, insani duygularımızı katabilirsek o zaman öğrendiklerimiz çok daha büyük bir önem taşıyacaktır.
Eğitimin en temel hedeflerinden birinin de kalp ve ruha ait isteklerin göz ardı edilmemesidir.
-Dahası, insanı Allah’a muhatap etmeli.
-İnsanı, maddi ve manevi yönüyle birlikte ele almalı. Hem dünya ve hem ahiret mutluluğunu netice verecek ölçüler verilmeli.
-Çalışkanlığı teşvik etmeli, tembelliğe asla yer verilmemeli.
-Kâinatta bulunan bütün varlıkların bir gaye için hikmetli ve sanatlı yaratılışlarına dikkat çekilmeli.
-En geniş anlamda İslami hakikatler dile getirilmeli. Örnekler verilerek akıllara yaklaştırmalı ve öğrencinin zihnini yormamalı.
-Ve nihayet eğitimde; Kur’âni hakikatlere ayna tutabilecek bilgiyle donatabilmeliyiz.

2018 ve 2019 eğitim-öğretim yılı hayırlı uğurlu olsun arkadaşlar!