İçindeki iyiliğe ‘engel’ olma!

“Âmâya (gözleri görmeyene) veya yol sorana yol göstermen, sadakadır.
Güçsüz birine yardım etmen, sadakadır. Konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade edivermen sadakadır.”
Arif, her sabah okuduğu Hadis-i Şerif kitabını açtığında Peygamberimizin (asm) bu güzel sözüyle karşılaştı. Yüzünde tebessüm çiçekleri açtı o an. Çünkü önceki gün, gözleri görmeyen bir insanın koluna girerek, yoğun trafikli bir yolda karşıdan karşıya geçmesine yardım etmiş ve sonrasında içinde büyük bir mutluluk hissetmişti.
Bu sabah da, okuduğu kitabı açar açmaz bu Hadis-i Şerif’le karşılaşması, gerçekten onu çok heyecanlandırmıştı.
Sevgililer Sevgilisinin (asm) kendisini manen izlediğini ve yaptığı bu davranıştan dolayı kendisini tebrik ettiğini düşündü.
Okula gider gitmez de, bu yaşadığını, en samimi arkadaşı Bilâl’le paylaştı. Bilâl de çok heyecanlanmıştı. Hatta bunun etkisiyle
olacak ki, o da eve giderken âmâ bir kişiye denk gelince bir müddet onu izlemiş, karşıdan karşıya geçmeye çalıştığını görünce de yanına kadar giderek,
“Yardım edebilir miyim?” diye sormuş ve olumlu cevabı üzerine bu niyetini gerçekleştirmişti.
Ertesi gün okula geldiğinde, bu sefer de Bilâl, yaşadıklarını Arif’le paylaşmıştı.
İkisi de çok mutlu olmuşlardı. “İnsanlık duygusu böyle bir şey olmalı” dedi Bilâl.
Arif de onu doğrularcasına: “Evet, Bilâl, yardım etmek çok güzel bir duygu. Engeli olan bir insana karşı duyarlı olmak ise, bence çok daha güzel.”
“Peki, engeli olan insanların toplum içinde yaşadığı güçlükleri gördüğü ve onlara yardım etme imkânı olduğu halde vurdumduymaz davrananlara ne demeli?”
Arif sustu bir müddet. Düşündü ve şunu diyebildi ancak:
“Bence onlar engelliler!”
“Nasıl yani?” dedi Bilâl, “Onların ne engeli var ki?”
“Yardım etme engeli!”
Bilâl gülmüştü o an. Ama sonra yüz hatları değişti, ciddileşti ve “Acınacak halimize gülüyorum galiba” deyiverdi.
“Gerçi doğru söylüyorsun Arif, bence asıl engel bu. Buna ‘duyarlılık engeli’ de desek olur sanırım.”
“Mümkün… Sen deyiver ‘duyarlılık engeli’, ben de diyeyim ‘sevgi, merhamet engeli’…”
Aslında iki arkadaş, toplumun çok önemli bir yarasına parmak basmışlardı. Sevgi, şefkat, merhamet, diğergâmlık, paylaşmak… Tüm bu duygular, toplumsal hayatın sağlıklı ve mutlu bir şekilde devamı için çok önemli duyarlılıklardı. İnsanlar, tıpkı tüm diğer varlıklar gibi, birbirlerine
muhtaç bir şekilde yaratılmışlar ve bu ihtiyaçlarının önemli bir kısmını ancak sağlıklı bir toplum yapısıyla karşılayabilirlerdi.
Arif “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” Hadis-i Şerif’ini hatırladı ve bunu Bilâl’le de paylaştı o an. Neticede, her ikisi de yaşadıkları bu güzel tecrübe ile şu kanaate varmışlardı:
İnsanlar sadece kendileri için değil başkaları için de yaşamalılar. Bu, çok güzel ve mutluluk veren bir duygu. Belki de hayatın tadı, insanlık burada saklı. Asıl engellilik ise, “görme, işitme, bedensel… vb. engellilik”ten ziyade “sevgi, merhamet, yardım engelli(!)” olmak…