Kulağımıza ezanla fısıldanan bir “Şefkatli Sultan”

Gözlerimi dünyaya açtığımda başucumda bir melek gördüm. Bana tatlı tatlı gülümsüyordu. Beni sinesine dayamış ve rahmet çeşmesi olmuştu zayıf vücuduma. O şefkatli sinede daha birkaç gün geçmişti ki, kulağıma bir ses geldi:
“Allahu ekber, Allahu ekber… Eşhedü en lâ ilahe illallah…Ve eşhedü enne Muhammeder-Rasûlullah…”
“En büyük Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur. O’dur sizi şefkat ve merhametiyle terbiye eden. Anneleriniz aracılığıyla sizi en güzel şekilde besleyip büyüten. Ve Hz. Muhammed de (asm) O’nun kulu ve peygamberidir.
Onu size bir rahmet elçisi olarak gönderen de O’dur…” Evet, her şeyin üzerinde çok şefkatli ve çok merhametlibir Sultan vardı ki, daha annemizin karnında bizi mükemmel bir şekilde yaratıyor ve besliyor. Sonra dünya misafirhanesine gözlerimizi açtığımızda, “anne” denilen o eşsiz meleği başucumuzda hemen hazır kılıyor. Rahmetini, bu dünyada ilk olarak, bize onunla tattırıyor.
Sonra Allah’ın rahmetinin meyveleri olan bütün bu şefkat ve merhamet tabloları, ismimiz kulağımıza fısıldanırkenokunan bir “hakikat”le, yani “ezan-ı
Muhammedî” ile taçlandırılıyor. Bana “Arif” ismimi dedem vermiş mesela. Kulağıma “ezan”ı o okumuş. “Arif’sin sen” demiş. “Arif ‘Allah’ı tanıyan, bilen’ demek. Sen de, seni Yaratanı tanıyacak, bilecek ve böylece dünyaya geliş gayeni gerçekleştireceksin” demiş. Ezanı da şahit kılmış bir bakıma bu unutulmaz hatıraya. Ezanın manasındaki “Allah’tan başka ilah yok. O’ndan başka hakikî terbiye edici yok. O’ndan başka gerçek şefkat
ve merhamet edici yok… Hz. Muhammed de (asm) Allah’ın size gönderdiği bir rahmet elçisidir…” gibi hakikatler eşliğinde…

Şimdi ben Şefkat Meleği annem sayesinde Rahmet Elçisi Peygamberimi, onun vasıtasıyla da Sonsuz Merhamet Sahibi Rabbimi biliyor, daha fazla
tanımaya çalışıyorum arkadaşlar. Anlayacağınız Arif, “arifliğini” yapmaya çalışıyor böylelikle…
Hepimiz bu anlamda bir “arif”iz veya “arif” olmaya çabalıyoruz, bu dünya misafirhanesinde Allah’ı tanıma çalışıyoruz. Bize Yaratıcımızı tanıtan sayısız deliller var. Öncelikle her şey bize zaten O’nu anlatıyor. Çünkü bütün varlıklar Allah’ın eşsiz ve mükemmel bir sanat eseri. Dünyadaki
bütün insanlar toplansa, bir “sineğin kanadını” yapamıyor veya bir “elmayı” meydana getiremiyorsa, burada mutlaka bir düşünmek lâzım değil mi?
Varlık âleminden sonra, bize Yaratıcımızı tanıtan ikinci “tarif edici” ise, dünyaya gözlerimizi açtıktan kısa bir süre sonra ezanla kulağımıza fısıldanan gerçek, yani Sevgili Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm. O Rahmet Elçisi, bize Rabbimizi en güzel şekilde anlatan insan. Allah’ı isim
ve sıfatlarıyla en lâyık şekilde tarif eden bir şefkatli sultan. O kadar merhamet ve sevgi dolu ki, daha dünyaya gözlerini açar açmaz bir mu’cize olarak “Ümmetim, ümmetim!” diye konuşmuş. Peygamberimizin “Mahşer Günü”nde, yani yaptıklarımızın hesabını Allah’a vereceğimiz o büyük günde de, yine ümmetini düşünerek “Ümmetim, ümmetim!” diyeceği ve ümmeti Cennete girmeden kendisi de girmek istemeyeceği rivayet edilir.
İşte arkadaşlar, böylesine şefkatli bir Zât’ın, Sevgili Peygamberimizin (asm) doğum günü olan Mevlid Kandilini idrak edeceğiz
bu ay, 20 Kasım’da. O gün ve her fırsatta bol bol salâvat getirelim. Hayatımız boyunca, onun bizlere gösterdiği doğru yolda olalım. Böylelikle Allah’ın rahmet ve sevgisine mazhar olup, Peygamberimizin de (asm) şefaatine kavuşalım inşaallah.

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.